22 Mart 1992

AP’li Cenk Koray’ın CHP’ye desteği!

GÖRÜNMEDİK, bek­lenmedik 12 Mart ka­zası, genelde Türki­ye'nin başına gelmiş­ti, özelde ise Cumhu­riyet Halk Parti­‘nin başına gelmişti. Ayrıntılarının, vitri­ne çıkarılan görüntülerine gö­re Adalet Partisi’ nin iktidar­da olmasına, Süleyman Demirel'in başbakanlık koltu­ğunda oturmasına, şapkası­nın da makamındaki port­mantoda asılı durmasına “karşıydı karşı" olan 12 Mart vakası, ucundan, kenarından Cumhuriyet Halk Partisi’ne de dokunmuştu. Adalet Partisi’ ni iktidar­dan edip, yurtta tozu dumana katan bu mart fırtınası, İsmet İnönü'yü ise, Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanlı­ğı’ndan edip, partide tozu du­mana katmıştı. Yaptığı çeşitli doğumlar so­nucu Türkiye’nin siyasal ya­şamına yeni yeni partiler ka­zandıran Cumhuriyet Halk Partisi, 12 Mart 1971 günün­den tam bir yıl, iki ay ve iki gün sonra, 14 Mayıs 1972’de, son bir doğum daha yaptı ve… Bu kez ülkeye yeni bir parti değil, kendine yeni bir genel başkan kazandırdı. 12 Mart’tan hemen sonra partinin genel sekreterliğin­den istifa edip, Sine-i Parti Meclis Grubu’na dönerek, si­yasal yaşamını sade milletve­kili olarak sürdüren Bülent Ecevit, kısa sürede kazandığı bol şekerli kimliğiyle, Cum­huriyet Halk Partisi’ ne genel başkan oluverdi. Yeni genel başkanın genel başkanlık sevinci, iki üç gün kadar sürdü. Bu iki üç gün içinde kutlamaları kabul edip, yurdun dört yanından kopup gelen partililerin “Genel Baş­kanlığınız, vatana ve millete, demokrasi ve cumhuriyet’e, parti'mize ve hepimize, ha­yırlı ve uğurlu olsun” dilekle­rine, “Çok teşekkür ederim, çok teşekkür ederim" yanıt­ları verdikten sonra Ecevit, dördüncü gün partinin kasa­sını açtı ve... “Bakır, çakır... Cebim tamtakır" bir manzarayla karşılaştı. Partiye para sağlayabilmek için Genel Başkan, halktan yar­dım istedi. Toplanan tutar, par­tide çalışan personelin ücretleri­ni ancak karşılayabiliyordu. Ga­liba bir de, partinin seçim otobüsünün onarım gideri de bu tutardan sağlanabilmişti. Seçim yılı 1973 yaklaşırken, Genel Başkan Ecevit parasızlık paniğine kapıldı. “Tamtakır” bir kasayla partinin değil seçi­me girmek, seçim kampanyası için afiş bastırması bile düşünü­lemezdi. Bunların düşünülemediği bir anda, bambaşka birşey düşü­nüldü: “Bir konser düzenleyip, par­tiye para toplayalım..." Genel Başkan’ın da aklı yattı bu işe. Hemen kolları sıvadık ve böyle bir konsere para almadan katılabilecek denli sosyal demokrat sanatçıların adlarını saptamaya başladık. Ayla Algan, Alpay, Esin Avşar, Asu Maralman başta ol­mak üzere, hem sosyal demok­rat olacak, hem de hatırımızı kırmayacak birkaç sanatçının önce adlarını sıraladık bir kağı­da, sonra telefon numaralarını bulup, adlarının karşısına tele­fon numaralarını yazdık ve... Başladık tek tek her birine te­lefon etmeye. Eksik olmasınlar, tüm sanat­çılar, kısa bir süre önce ağır bir genel başkan transplantasyonu operasyonu geçirmiş olan Cum­huriyet Halk Partisi’ne parasal olanak sağlamak için düzenle­nen böylesi bir konsere, gönüllü olarak seve seve katılacaklarını bildirdiler. Ülkede, demokrasi rüzgarı­nın yaprak kımıldatan esintile­rine bile duyduğumuz özlemi­mizden ötürü bizim de, hazırlık ve düzenleme bölümlerine gö­nüllü olarak ve seve seve katıl­dığımız bu çalışmalarımızda iç­tenlikli yardımcımız ODTÜ'lü genç öğrenci Fethi Yurttaş, konseri kimin sunacağını sor­du. Böyle bir konuyu aklımıza bi­le getirmemiştik. Aklımıza ge­tirmediğimiz konumuz, bir an­da, aklımızdan çıkaramadığı­mız sorunumuz oldu. Sorunu yaratan Fethi Yurt­taş, Allah’tan, çözümünü de bu­luverdi: "Müjdat Gezen’i yapsanıza sunucunuz...” dedi Rahşan Ecevit bana baktı, benim fikrimi sordu: “Valla, uzaktan tanırım…     Pek yakınlığımız yoktur” dedim. Fethi Yurttaş yine atıldı ortaya: “Benim yakın dostumdur, ,onu çok iyi tanırım" dedi “Normal sosyal demokratlardan bile hatta biraz daha solda olan bir sosyal demokrattır." Müjdat Gezen’ le ilk telefon bağlantısını kurup, böyle bir konserin sunuculuğunu üstlenmeyi kabul edip etmeyeceğini sormak görevini, Fethi’ye yükledik. Fethi, yanımızdan telefon etti: “Ne demek kabul eder miyim?" diye kükredi Müjdat Gezen telefonun İstanbul'daki ucundan “Böyle bir geceye ka­tılmakla şeref duyarım... Böylesi amaçlı bir geceye değil su­nucu olarak, sahne süpürgecisi olarak bile katılmak bir şeref­tir” dedi.   Fethi telefonu bana verdi, Müjdat Gezen'le beni karşı kar­şı ya getirdi. Hemen hemen aynı anlamlı, fakat daha bir köpürüklü sözcüklerle, aynı coşkusunu bu kez de bana dillendirdi Müjdat Gezen ve sordu: “Bu arada film çalışmalarım var da, programımı ona göre düzenleyeyim diye soruyorum” dedi “Konserin tarihi ne za­man?" Tarihini söyledim: “5 Ocak gecesi, Arı Sineması Salonu’nda" dedim “Fakat biz sizleri 4 Ocak gecesi bekliyo­ruz Ankara'da... Stad Oteli’nde konuğumuz olarak kalacaksı­nız.” Müjdat Gezen, konserin “5 Ocak” tarihinde yapılacağını öğrenince, telefonun Anka­ra'daki ucundan bile rahatlıkla duyulabilen, derin bir nefes al­dı: “Ohooo... Daha yirmi gün var, abiciğim” dedi “Programı­mı o güne göre düzenlemeye gerek bile yok. Çünkü bizim film, çoktan bitmiş olur o tari­he kadar." Cumhuriyet Halk Partisi’ ne para toplamak amacıyla, Genel Başkan Bülent Ecevit’in hima­yelerinde düzenlediğimiz kon­serin biletleri, bir bölümü bağış karşılığında olmak üzere tü­müyle satılmıştı. Konsere, tek kuruş ücret iste­minde bulunmaksızın, gönüllü olarak katılacak İstanbullu sa­natçılar ise, 4 Ocak cuma akşa­mı Ankara’ ya gelmişler. Stad Oteli’ ne yerleşmişlerdi. Anka­ralı sanatçılardan Alpay ve Esin Avşar ise otelde onlara “Hoş geldiniz" diyorlardı. Fethi Yurttaş’ı aradım, bul­dum: “Müjdat hariç, İstanbullula­rın hepsi geldi” dedim "Hani, Müjdat nerede?” Fethi, toz kondurtmadı arka­daşına: “Ya uçağı kaçırmıştır ya da işleri uzamıştır” dedi "Hiç şüphen olmasın abi, mut­laka son uçaktan çıkar..." İstanbul’dan gelen son uça­ğın yolcu listesini okuttuk Esenboğa'daki bir arkadaşa. Müjdat Gezen uçakta da yoktu, yolcu listesinde de yoktu. İstanbul'a, evine telefon et­tik. Evinde de yoktu Müjdat Gezen. Otomatik telefonların, yarı otomatik telefonların henüz te­davülde olmadığı yıllardı o yıl­lar. Şehirlerarası santraldeki memureye, beş dakikada bir Müjdat Gezen’ in evinin telefonunu yazdırıyor, “yıldırım gö­rüşme” isteminde bulunuyor­duk. Evinde telefon çaldığında eşi yanıt veriyor. Müjdat’ ın “maa­lesef eve henüz gelmediğini" bildiriyordu. Müjdat Gezen o gece evine saat ikiden sonra geldi. Çünkü ancak saat ikiden sonra çıkabildi telefona: “Çok kusura bakmayın" dedi “Yarın film setinde çalışmamız var. Patron da maalesef bir günlüğüne bile izin vermiyor. Hem sonra bizim patron gali­ba bir yerden nem kapmış. Yü­züme karşı söylemiyor ama Ecevit’in konserine gideceğimi galiba öğrenmiş. Patron mille­tini bilirsiniz... Ecevit’in adını duyunca hepsinin saçları di­ken diken oluyor...” Müjdat Gezen'e yine de te­şekkür edip, telefonu kapadık­tan sonra, kara kara düşünme­ye başladım. Yarın akşamki konseri kim sunacaktı? Kara kara düşüncelerle, kap­kara bir uykuya daldım. Sabah ise, garip bir ışıltıyla uyandım. “Cenk Koray'ı ararım şim­di...” diyerek fırladım yataktan “Ne de olsa, Ankara’lıdır... Son dakikada önerdiğim için kusu­ra bakmamasını da söylerim... Yumuşak yüzlüdür, sevgi dolu­dur, saygı doludur... Kırmaz in­şallah...” Avuç avuç buz gibi sular çarp­tım yüzüme birkaç kez ve... Cenk Koray’ın evine telefon et­tim. “Valla, durum böyleyken böyle işte, Cenk kardeşim" de­dim “Müjdat'ın bu film çalış­ması yüzünden konserimiz sunucusuz kaldı. Şimdi karar se­nin... Kabul edersen...” Cenk Koray, sözümün gerisi­ni söylememi beklemedi bile: “Emrin olur, abi" dedi “Ben akşam en geç saat yedi buçuk­ta Arı Sineması'ndayım. Orada görüşürüz.” Ben saat yedide idim Arı Sineması' nda. Cenk Koray ise, yarım saat sonra, söz verdiği gi­bi saat tam yedi buçukta geldi. Birlikte sahne arkasına gittik. İstanbul'dan gelen sanatçıların büyük bir bölümünü tanımıyor­du. Onlarla tanıştırdım Cenk’i. Dinleyiciler o gece görkem­li bir konser izlediler Arı Sineması’nda. Cenk Koray ise, daha sonraki yıllarda televiz­yonda izlediğimiz Cenk Koray’ı bile gölgede bırakabile­cek düzeyde gözlerini ve gö­nüllerini kamaştırdı, dinleyi­cilerin. Konserden sonra Genel Başkan Bülent Ecevit, bu anlamlı geceye gönüllü olarak katılan tüm sanatçılara hem teşekkür edip, onları hem kutlarken, "Cumhuriyet Halk Partisi'nin, onların des­teğiyle daha güçleneceğini de” bildiriyordu. Konsere katılan sanatçıla­rın, içlerinden biri dışında tü­mü ise, “Sayın Genel Başka­nım" diye hitap ettikleri Bü­lent Ecevit’e başarılar diliyor­lar ve yapılacak ilk seçimde kendisini başbakan olarak görmek istediklerini söylü­yorlardı. Ecevit'e “Sayın Genel Başkan'ım” diye hitap etmeyen, önümüzdeki ilk seçimlerde onu başbakan olarak görmek istediğini söylemeyen o tek kişi ise, Adalet Partisi Genç­lik Kolları Genel Başkanı Cenk Koray idi. Cenk Koray’ a iki gün sonra dostça özel teşekkürlerimi bildirirken, bir de özel bir özür diledim kendisinden: “O sabah dostluk kimliğin öylesine ağır basmıştı ki, ye­min ederim. Adalet Partisi Gençlik Kolları Genel Başka­nı sıfatın aklıma bile gelme­mişti” dedim “Yoksa hiç öne­rir miydim sana. Cumhuri­yet Halk Partisi'nin konseri­ni sunmanı?" 12 Mart fırtınasının tüm şiddetiyle halen estiği ve demokrasinin, bir yaprak kımıl­datacak esintisinin bile özlemini duyduğumuz o gün Cenk Koray'ın verdiği yanıtını, bugün de aynı değeriyle koruyorum: “Maksat, iki takım da for­malarını giyebilsinler, kendi oyuncularıyla sahaya çıka­bilsinler ve oyunun tüm ku­rallarına saygı göstererek, doksan dakika rahat rahat oynayabilsinler, abi” dedi "Adalet Partisi ile Cumhuri­yet Halk Partisi gibi iki bü­yük partimizden biri olma­yınca, ötekinin ne farkı kalır, Galatasaray'sız Fenerbah­çe'den ya da  Fenerbahçe’siz Galatasaray’'dan?

Etiketler:, , , , , , , , , , ,

YASAL UYARI: Bu sitede yer alan tüm içerik, METE AKYOL'a aittir. METE AKYOL'un yazılı izni olmadan, bu içeriğin kopyalanması, imzalı veya imzasız kullanılması, 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.

Menu Title