23 Şubat 1992

Endüstriyel Romantizm

ÇOCUKLUĞUMUZ­DA yağan karlar, çoğumuzun anıla­rında izlerini sak­lar. Ne denli uzakta­ki anılarımızda ko­ruyor olsak da ço­cukluğumuzda ya­ğan o karları, onların anıları­mızla birlikte varlıklarını sür­düren izlerini, duygularımızın sımsıcacık atmosferi bile erite­miyor, yok edemiyor. Kıvrılıp, sokuldukları bilinçaltımızda, sanki bir çeşit dokunulmazlık­larıyla yaşıyorlar o izler. Her yeni kar yağışıyla birlik­te uykularından uyanıyorlar, varlıklarını kanıtlarcasına bir güç gösterisiyle, kendileri de ayak uyduruyorlar bu canlı tablodaki kar yağışının tempo­suna… Hangimiz seyretmişizdir bir kar yağışını, gözümüzün önünde çocukluğumuzun kar yağışı anıları canlanmaksızın?.. Kimimiz “kuşbaşı yağıyor, kuşbaşı yağıyor” diye tanımlı­yoruz düşen kar tanelerinin iriliğini.. Kimimiz, “tane tane” söz­cükleriyle isimlendiriyoruz ay­nı taneleri… Kimimiz ise "lapa lapa” adıyla tanıyoruz her birini… Kar yağışları, yirmi yıla ya­kın bir süredir bende hep, An­kara'nın önceki belediye başkanlarından dostum rahmetli Vedat Dalokay'la ortaklaştı­ğım bir anımı canlandırıyor. Kimi zaman ayak bilekleri­me kadar çamura batmadan, kimi zaman ayakkabılarımın yarısına kadar çamura bulan­madan başkanın evine gide­miyordum. Belediye başkanı dostum çünkü, “İnadım inat, adım kel Murat” dercesine bir tu­tumla dayattıkça dayatıyor, evine giden keçi kuyruğu uzunluğundaki yola ne taş dö­şetiyordu, ne asfalt döktürü­yordu. Belediye’deki başkanlık odasından kaçıp, evindeki mi­marlık odasına sığındığı öğle­den sonralarından birinde, te­lefonla önce ağzımdan laf al­dı… O öğleden sonra işim olmadı­ğını öğrenince de, ağzımı açma­ma fırsat bırakmadı, “inadım inat”çı ısrarıyla beni evine da­vet etti. Ancak böylesi bir ısrar sonu­cu o çamurlu yoldan geçip, evi­ne gitmeye razı olabileceğimi bilirdi. Kapıyı açtığında davet sahibi­me elimi uzatmak yerine, aya­ğımı uzattım: “Vatandaşın şu çamur için­deki durumuna bak da, ne de­rece başarılı bir belediye baş­kanı olduğuna kendin karar ver” dedim. “Ülkenin hem de başkentin­de, hem de Cumhurbaşkanı Köşkü'nün ikiyüz metre öte­sindeki bir dost evine ziyarete gelen Ankaralı vatandaşın çektiği çileye bak. Başkan... Omuzlan sarsıla sarsıla güldü Dalokay:  “Bu Köroğlu Caddesi, daha henüz çok yeni” dedi. “Benim­ki dahil, ya üç ya dört ev var üstünde… Tüm arsalar dolsun, tüm inşaatlar bitsin, ancak o zaman adam edilir bu cadde...”  Bir çift terlik sayesinde o gün, caddenin tüm çamurları­nın evine girmesini önlemeyi başardı. Ankara'ya tepeden bakan ge­niş pencerelerin önündeki kol­tuklara gömüldük. Pencerenin ötesinde, lapa la­pa kar iniyordu Ankara’ya. Dalokay, elini pencereye doğ­ru uzattı: “Şunu görüyor musun dos­tum, şunu?..” diyerek, coşkuyla kükredi. Elini uzattığı yere dikkatle baktım. Sadece karlar vardı o yönde. "Karları mı soruyorsun, üstad?” diye sordum. İki elini havaya kaldırıp açtı ve yanlış bir görüntüyü silercesine telaşla, başparmaklarını birbirlerine birkaç kez yaklaş­tırdı, uzaklaştırdı: "Kar ne demek, kar ne de­mek?” diye kükredi yine "Pen­cereden görülen, endüstriyel romantizmdir.” “Nedir, nedir?” Bir kez daha yineledi özgün deyimini: ‘‘Endüstriyel romantizmdir bu, endüstriyel romantizm…” Ankara'nın büyük bir bölü­münün su gereksinimi o yıllar­da Çubuk Barajı'ndan karşıla­nıyordu. Ve doğa o yıllarda da sudan yana pek cömert değil­di. Ankara'da halk, yer yer, za­man zaman su sıkıntısı çeki­yordu. “Çubuk Barajı'nın yüz ölçü­münü öğrendim bugün ilgili­lerden” diyerek sürdürdü söz­lerini Dalokay "Biraz önce de Meteoroloji'den, karın yağış hızını ve bugün yağan kar ta­nelerinden her birinin ne ka­dar su içerdiğini öğrendim… Şimdi şu görüntüye baktık­ça, Çubuk Barajı'na bir daki­kada kaç litre su eklendiğini görüyorum, onun mutluluğu­nu yaşıyorum… Endüstriyel romantizm budur, işte..” Vedat Dalokay'ın iki saatten bu yana yaptığı ilginç hesabın hesabını... Yani, Çubuk Barajı’ nın üs­tüne bir dakikada kaç adet kar tanesi düştüğünün ve dolayısiyle, Çubuk Barajı’ nın suyu­na bir dakikada kaç litre su ek­lendiğinin rakamlarını benden beklemeyin şu an. Biz şimdi Dalokay’ la, karşı­mızdaki görüntüyü seyrediyo­ruz ve... Birlikte, özgün bir endüstri­yel romantizm yaşıyoruz. Son üç haftadan bu yana ne zaman bir kar tanesinin düştü­ğünü görsem... O birbiri üstüne binen her bir tanenin Güney­doğu Anadolu'da çığlaşıp, san­ki bir “terör zaferi” çağrışımı yaptıran etkisini görüp üzül­mekten ve… Bu konuda bile hiçbir şey yapamıyor olmanın kahrından kurtuluşu, ancak, anılara sığınmakta buluyo­rum. ...Ve bir yıl önce kaybettiğim bir can dostumla birlikte, onsekiz yıl önceki endüstriyel ro­mantizmimizi yaşıyorum, şim­di... Gözler önündeki acıların gerçeklerinden ve gözler önündeki gerçeklerin acıların­dan kurtulabilmenin başka yo­lu yok, galiba...

Etiketler:, , , , , , , ,

YASAL UYARI: Bu sitede yer alan tüm içerik, METE AKYOL'a aittir. METE AKYOL'un yazılı izni olmadan, bu içeriğin kopyalanması, imzalı veya imzasız kullanılması, 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.

Menu Title