12 Temmuz 1992

Fatih’in açıklamalı vasiyeti

Açıklamasından ön­ce, Fatih Sultan Mehmed'in "tababet”le ilgili vasi­yetnamesinin tü­münü sunalım: Ben ki İstan­bul Fatihi abd-i aciz Fatih Sultan Mehmed, bizatihi alun terimle kazan­mış olduğum akçelerimle satun aldığım İstanbul'un Taşlık mevkiinde kain ve malumu'l-hudut olan 136 bap dükkanımı aşağıdaki şartlar muvacehesinde vak­fı sahih eylerim. Şöyle ki: Bu gayrı menkulatım dan elde olunacak nemalar­la İstanbul'un her sokağına ikişer kişi tayin eyledim. Bunlar ki, ellerindeki bir kap içerisinde kireç tozu ve kömür külü olduğu halde günün belirli saatlerinde bu sokakları gezerler. Bu so­kaklara tükürenlerin, tükrükleri üzerine bu tozu dökeler ki, yevmiye 20’şer ak­çe alsunlar. Ayrıca, 10 cer­rah, 10 tabip ve 3 de yara sa­rıcı tayin ve nasp eyledim. Bunlar ki, ayın belli gün­lerinde İstanbul’a çıkalar, bilaistisna her kapuyu vuralar ve o evde hasta olup olmadığını soralar. Var ise şi­fası, ya da mümkün ise şifayab olalar. Değilse kendile­rinden hiçbir karşılık bekle­meksizin Darülaceze'ye kal­dırılarak orada salah bulduralalar. Maazallah herhangi bir gıda maddesi buhranı da vaki olabilir. Böyle bir hal karşısında bırakmış oldu­ğum 100 silah, ehli erbaba verile. Bunlar ki, hayvanat-ı vahşiyenin yumurtada veya yavruda olmadığı sıralarda balkanlara çıkıp avlanalar ki, zinhar hastalarımızı gı­dasız bırakmayalar. Ayrıca, külliyemde bina ve inşa eylediğim imarethanede şehit ve şühedanın harimleri ve Medine-i İstanbul fukarası yemek yiyeler. An­cak, yemek yemeye veya al­maya bizatihi kenduleri gelmeyup, yemekleri güneşin loş bir karanlığında ve kim­se görmeden kapalı kaplar içerisinde evlerine götürüle " Fatih Sultan Mehmed'in 500 yıl önce hazırladığı bu “vasiyetnamesi”nden bugün tek tek tümümüze düşen mi­ras hakkımız payımızı hakedebilmemiz için, bu miras payımızın gerçek sahipleri olabilmemiz için vasiyetna­meyi, eksiksiz bir biçimde anlamamız gerekmektedir. O nedenle de hem genç kuşaklar için hem de yaşını ve başını almış yetişkinleri­miz için ayrı ayrı iki açıkla­mada bulunacağız: Önce gençlerimiz için, kendilerine yabancı gelebile­cek kimi sözcüklerin anlam­larım açıklayalım: “Abd-i aciz: Aciz kul... Kain: Bulunan... Malumu’l hudut: Hudutları belli olan... Nema: Gelir... Bilaistisna: İstisnasız... Mazaallah: Allah koru­sun... Salah: İyileşmek, düzel­mek... Balkanlara: Ormanlara, dağlara... Şifayab: Şifa bulan... Zinhar: Sakın, kesinlik­le... Şühedanın harimleri: Şehitlerin aileleri... Medine-i İstanbul: İstan­bul şehri...” Şimdi de, ikinci açıkla­mamızı yapalım: Bir yandan “Benim her vatandaşıma bir yeşil kart vereceğiz...", “Benim hastanelerim, be­nim her vatandaşımın em­rindedir, hizmetindedir...” derken... Öte yandan, bir çalışma ömrü süresince Sosyal Sigortalar Kurumu'na sağlık primi yatırmasına karşın, bu kurumun hastanelere ve ec­zanelere olan borçlarım ödeyememesi nedeniyle eczane­lerin ilaç vermedikleri, hastanelerin ise kendilerini ka­bul etmedikleri işçileri, yüz­lerinde en ufak bir üzüntü ifadesi bile olmaksızın seyredebilen “reaksiyonsuz" bü­yüklerimiz var ya, hani... Bu açıklamamızı ise, vasi­yetnamenin onlara yabancı gelebilecek anlamını açıkla­mak için yapıyoruz: Yukarıdaki vasiyetname­nin sahibi Fatih Sultan Mehmed nam kişi, 500 yıl önceki bir devlet adamımız­dır. Onun 500 yıl önceki vasi­yetini, 500 yıl sonra şimdi ni­çin mi ortaya çıkardık? Ola ki, onun bu vasiyeti örnek alınabile de vatandaşa ciddi bir devlet adamı gibi hizmet edilebile içun deyü düşünmüş olabile bu fukara- ı umut...

Etiketler:, , , , , , , , , , , ,

YASAL UYARI: Bu sitede yer alan tüm içerik, METE AKYOL'a aittir. METE AKYOL'un yazılı izni olmadan, bu içeriğin kopyalanması, imzalı veya imzasız kullanılması, 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.

Menu Title