10 Mayıs 1992

“KİŞE.. KİŞE.. KİŞE..”

ANADOLU’DA evin kışlık bulgurunu hazırlamak görevi, genellikle ninelerindir. Evin kızı ya da gelini de zaman za­man yardımcı olur ama kışlık bulguru asıl hazırlayan kişi, ai­lenin en büyüğü ninedir. Bu ninelerden biri birgün, dibekte dövülmüş buğdayını güneşte kurutmak için, evinin önündeki avluya sermiş, kendi de içeri, ev işlerinin başına dönmüş. Tavukların avludan gelen “gıt, gıt" sesleriyle irkil­miş birden. Pencereden bakmış, sekiz on tane tavuğun, avluya serdi­ği buğdaylarını yediğini gör­müş. Kümeste çok zaman birbirleriyle didişen tavuklar, ortak çıkarlarının oluşturduğu bir düzen içinde, bir yandan avlu­daki buğday tanelerini yerler­ken, bir yandan da aynı düzen uyarınca ‘‘gıt, gıt, gıt” sesleri çıkarıyorlarmış. Bulgurlarının tek tek gitmekte olduğunu gören nine hızla fırlamış yerinden ve eline geçirdiği bir sopa­yı sallayıp, “Kişe... Kişe... Kişe...” diye bağırarak, tavuk­ların üstüne yürü­müş. “Kişe” Anado­lu”da halkın kov­ma, kovalama amacıyla kullandı­ğı ve bir çeşit “Kış, kış” anlamına ge­len yerel bir söz­cüktür. Ninenin, hem de elinde sopasıy­la ve üstelik “Kişe, kişe, kişe” diye bağırarak üzerleri­ne doğru geldiğini gören tavuklar, o an bulgurları yemeyi bırakmışlar, ayrı ayrı yönlere kaçışıp, saklan­mışlar. Nine bir süre daha bekleyip, ta­vukların saklan­dıkları yerden çıkmadığını görünce, evine dönmüş. Tavuklar ise, bir süre seslerini çıkarmamışlar, daha sonra da saklandıkları yerlerden birer ikişer çıkarak, sanki önceden sözleşmişler gibi, avlunun bir köşesine gelmişler, orada top­lanmışlar. “Aramızda adı kişe olan kim var?" diye sormuş en bü­yük tavuk. Tavukların hiçbiri bu soru­ya bir yanıt verememiş. Birbir­lerine bakmışlar ve birbirleri­ne sormuşlar: “Sen biliyor musun aca­ba?” demiş biri, ötekine “Ara­mızda adı kişe olan biri var mı acaba?" Hiçbirinin adının “kişe” ol­madığını anladıktan sonra da en büyük tavuğun sorusunu, bir koro düzeni içinde, birlikte yanıtlamışlar: “Hayır" demişler “Adı kişe olan biri yoktur aramızda...” Büyük tavuk bu gerçeği öğrendikten sonra, kendine de pay ayırdığı sert bir suçlama­da bulunmuş öteki tavuklara: “Madem içimizde kimsenin adı kişe değil" demiş "Ni­ne (kişe, kişe) diyerek üzeri­mize gelince neden korktuk, neden dört bir yana kaçıştık öyleyse?..." Tüm tavuklar biraz düşün­müşler ve büyük tavuğa hak vermişler: "Çok doğru söylüyorsun, büyük tavuk" demişler “Ma­dem hiçbirimizin adı kişe de­ğil, demek ki nine de bizim üzerimize yürümüş değil... Boşu boşuna korkmuşuz, bo­şu boşuna kaçmış, saklanmı­şız." Kamu onayı oluşturduğu­nu gören büyük tavuk, tavuk­ların tümünü birden arkasına dizmiş: "O halde haydi bakalım bulgurun başına” demiş "Kal­dığımız yerden devam edelim yememize...” Büyük tavuk önde, ötekiler arkada, yeniden girmişler av­luya ve yeniden başlamışlar avluda serili bulguru yemeye. Ve çıkmayası huylan gere­ği, yine başlamışlar “gıt, gıt,gıt” sesleri çıkarmaya. Nine, onların bu seslerini yine duymuş içerden. Yeniden kapmış sopasını ve yeniden yürümüş tavukların üzerine. Bir yandan sopasını salla­yarak koşarken, bir yandan da yine "Kişe, kişe, kişe" diye bağırıyormuş. Tavuklar, beklemedikleri bu karşılığı görünce yine dört bir yana kaçışmışlar, yine hep­si birer deliğe sokmuşlar kafa­larını ve yine sus pus olmuş­lar, bir süre. Daha sonra da herbiri, sak­landığı yerden birer ikişer çı­kıp, sanki yine önceden sözleş­mişler gibi, avlunun bir köşe­sinde biraraya gelmişler. Ve büyük tavuk yine sor­muş: “Aramızda adı kişe olan kim var?" demiş. Tavukların hiçbiri bu soru­ya yanıt vermemiş. Birbirleri­ne bakmışlar ve birbirlerine sormuşlar: “Aramızda adı kişe olan biri var mı acaba?” demişler. İçlerinden hiçbirinin adı­nın kişe olmadığını öğrendik­ten sonra da en büyük tavu­ğun sorusunu, yine bir koro düzeni içinde, birlikte yanıtlamışlar: “Hayır" demişler “Adı kişe olan biri yoktur aramızda." Büyük tavuk, içinden ken­di payını ayırdığı suçlamasını yine yapmış öteki tavuklara: “Madem içimizde kimse­nin adı kişe değil” demiş “Ni­ne (kişe, kişe) diyerek üzeri­mize gelince neden korktuk, neden dört bir yana kaçıştık öyleyse?” Tüm tavuklar, büyük tavu­ğa hak vermişler: “Çok doğru söylüyorsun, büyük tavuk” demişler “Ma­dem hiçbirimizin adı kişe de­ğil, demek ki nine de bizim üzerimize yürümüş değil... Boşu boşuna korkmuşuz, bo­şu boşuna kaçmış, saklanmı­şız.” Ve yine hep birlikte avluya koşuşmuşlar... “O halde haydi bakalım bulgurun başına" diyerek... "O halde kaldığımız yerden devam edebiliriz yememize” diyerek... Geçit vermez, nefes aldır­maz bir kısır döngüye dönüşü­yor yaşam, bir yanından kur­sak doldurmak içgüdüsünün, öte yanından sahiplenmişliğin “vermeyeceğim” inadının mengenesi arasına sıkıştırıldığında...

Etiketler:, , , , , , , , ,

YASAL UYARI: Bu sitede yer alan tüm içerik, METE AKYOL'a aittir. METE AKYOL'un yazılı izni olmadan, bu içeriğin kopyalanması, imzalı veya imzasız kullanılması, 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.

Menu Title