16 Şubat 1992
“LOVELY TO LOOK AT…”
ARKASINDAN konuşmak gibi olmasın ama
Marilyn Monroe, pek de yetenekli bir sinema sanatçısı değildi. Daha da içtenlikli ve daha da kesinlikli konuşalım isterseniz:
Marilyn Monroe yeteneklisinden de vazgeçtik, aslında kötüsünden bile bir sinema sanatçısı değildi.
Çünkü o, hiçbir zaman bir sinema sanatçısı olmadı, olamadı.
Bette Davislerin
Ingrid Bergmanların,
Olivia De Havillandların,
Joan Crawfordların
sanatçı sıfatını taşıdıkları sinema dünyasında
Marilyn Monro’ nun omuzcuklarının taşıyabileceği bir mesleksel sıfat, çok çok
“oyuncu” olabilirdi. O sıfat da kendisine bir hakediş sonucu değil, sinemada başkaları tarafından oynatılmış olmasının sonucu verilebilirdi ancak.
Bir tüy yerçekimsizliği ağırlığında olmasına karşın
Marilyn Monroe, sanatçısı asla, fakat oyuncusu belki olabildiği sinemada hayrettir, bir
“varlık" olarak kabul edilebilmiş, üstelik arkasında da derin dipli bir iz bırakabilmiştir. Bu
“ne sihirdir, ne keramet” işin nedenini araştırmak için zaman harcamaya gerek yok. Onu keşfeden ve kullanan
Hollywood, Marilyn Monroe varlığının ve etkinliğinin nedenini de, yine kendi keşfi bir deyimle açıklamıştır:
“Lovely to look at...”
Türkçe dublajı
“görünüşü güzel” de olabilir,
"seyretmesi güzel" de olabilir.
Marilyn Monroe, sadece bu
"görünüşü güzel” özelliğiyle sinema dünyasının bir varlığı, hatta bir iz bırakanı olabilmiştir.
"Görünüşü güzel”ler,
etkinliklerini ve varlıklarını sadece sinema dünyasında kanıtlamakla kalmıyorlar...
Yani... Konusunda yüzeysel bir bilgi sahibi bile olmamasına karşın bir
“görünüşü güzel"in
çevresince hem de etkin bir varlık olarak kabul edilmesi, sadece sinema dünyasına özgü bir olgu değil. Hemen her politikacının, burnunu silmesinin ya da saçlarının dibini kaşımasının haber sanılıp, en ince görsel ayrıntılarıyla devlet televizyonundan gösterildiği bir ortamda
"görünüşü güzel”lerimizin değerleri de kendiliğinden arttı. Çünkü onların herbiri, kendini başka iş yapmaz bir bütün olarak televizyon seyretmeye adamış bir milletin bu tarifsiz ilgisi ve hayranlığı ortamında, arz-talep kuralları gereği aranılan kusursuz birer görüntü malzemesi oluşturmaktadır. Ve
Su Ellen'le
gülmüş,
Sue Ellen’le
acı çekmiş televizyon seyircimiz ise şimdi tümüyle kendine ait, yerli malı
“görünüşü güzel”lerimizle,
her geçen gün biraz daha bütünleşmesinin mutluluğunu yaşamaktadır.
Önce bisküi ve çikolata firmalarımız keşfettiler onlardaki değerleri... Çay saatlerinde, içlerinden birinin evinde sekizini, dokuzunu bir araya getirdiler... Çaylar içirdiler, bisküiler yedirdiler...
Sonra deterjan firmaları uyandılar.
“Görünüşü güzel”lerin
en görünüşü güzel olanlarına çamaşır yıkattılar, çarşaflar astırdılar.
Derken, mutfak endüstrimiz farkına vardı
"görünüşü güzel”lerimizin. İçlerinden biri kimi zaman fırında börek kızartırken, kimi zaman buzdolabından zeytinyağlı biber dolması tabağını alırken çıkardı karşımıza... Kimi zaman da onları tek tek, tavaya ay- çiçek yağı dökerken yada dibi tutmuş tencereleri lavaboda yıkarken seyrettik hayran hayran...
Otomotiv sanayiimizin gelişmesi ve otomobil markalarımızın çeşitlenmesi sonucu ise, içlerinden en seçilmişlerinin mutfaktan çıkarılıp, son model otomobillerle kentin en güzel semtlerinde dolaştırıldıklarına tanık olduk.
Televizyonlu yaşamımız sayesinde,
“görünüşü güzel”lerimizle öylesine bütünleştik ki... Önce ekonomik yaşamımız derken, arkasından toplumsal yaşamımız geldi ve... Bir de baktık ki günün birinde birgün,
“görünüşü güzel”lerimizin egemenliğini kabullenmişiz, yaşamımızı gönül rızamızla
“görünüşü güzel”lerimizin egemenliğine teslim etmişiz.
Ekranda, ağzımızı sulandırarak yedikleri çikolatayı, bisküiyi gözümüze sokarcasına gösterip,
“Bu marka çikolata en tatlısıdır. Siz de benim gibi yapın, bu marka çikolatayı yeyin” diye diye bize, kendilerinin yememizi istedikleri çikolatayı yedirmelerine sesimizi değil gıkımızı bile çıkartmadık.
Çamaşırımızı yıkadığımız tozun bile, onları kıramadığımız için bize
“Bunu kullanın" dedikleri markalısını arayıp bulduk, satın aldık.
Mutfaktaki fırınımız, televizyondaki
“görüntüsü güzel”in kendi mutfağında kullandığı markadan ve hatta modelden farklı değil.
“Ben bu marka ve bu model fırını kullanıyorum ve çok memnunum... Siz de bunu alın” dediğinde, tüm ev haklı onun bu sözünden çıkıp başka bir markayı denemeyi aklımızın ucundan bile geçirmemiştik.
Buzdolabımızı da o seçti, biz kullanıyoruz... Diş macunumuzu da o seçti, biz kullanıyoruz... Otomobilimizi de o seçti, biz kullanıyoruz...
Biriktirebildiğimiz üç beş kuruş paramızı bile onun dediği yönde kullandık... Paramızı hangi bankaya ve ne koşullarla yatıracağımızı bize o söyledi, biz de onun dediğini yaptık.
Televizyondaki
"görünüşü güzel”lerimizin sözünden bir an olsun çıkmadık.
“Görünüşü güzel” fırtınası toplumsal, ekonomik ve günlük yaşamımızdan sonra hiç kuşkunuz olmasın, yakın gelecekteki siyasal yaşamımızda da etkinliğini gösterecektir.
Toplumumuzu böylesine etkileyen bir fırtınadan, siyasal partilerimiz de elbette yararlanacaklardır. Kimbilir, önümüzdeki yıllarda belki de sarışınından esmerine, kızıl saçlısından kahverengi saçlısına kadar renk renk boy boy
“görünüş güzel"ler göreceğiz, siyasal partilerimizin kadrolarında...
Ya bir de onların görev aldıkları parti seçimi kazanır da iktidar olursa... Siz asıl o zaman görün televizyon ekranlarında nasıl renk renk güller açacağını...
“Görünüşü güzel”lerden biri buğday taban fiyatını açıklarken bir öteki belki de Ege
Tütün Piyasası’nın açılışını yapacak,
diğeri demir ve çelik ürünlerine zam haberlerini yalanlayacak bir başkası ise sanki çamaşır makinesinin musluklarıyla oynarmışcasına bir el alışkanlığıyla kredi musluklarının açılışından kapanışından söz edecek...
Şimdi çoğunuz, hem
“görünüşü güzel" hem de ülkenin böylesine çeşitli konuları üzerinde bilgi sahibi kişileri siyasal partilerin nasıl ve nereden bulabildiğini merak edebilir...
Hiç tasa etmeyin... Seyirciyi etkileyecek kişinin ülke sorunu üzerinde bilgi sahibi olmasına gerek yok…
"Görünüşü güzel” olsun yeter..
Milyonlarca hayranı arasında sanki bir bakan mı vardı, onu nasıl yaptığına
Marilyn Monroe’nun beyaz perdede, kendine bakarken...
Etiketler:deterjan markası, dublaj, görüntü, Güzel, Marilyn, marka, Oyuncu, sihir, televizyon, Tütün Piyasası, ürün satışı