12 Nisan 1992
Sen çok yaşa, çok kanallı televizyon…
BİR ÜLKEDEKİ televizyon kanalları sayısı ile o ülkedeki günlük dertler toplamı, biz de yeni yeni öğreniyoruz, birbirlerine ters orantılıymışlar, meğer.
Her gün başımızdan bir yenisi geçen deneyimlerimiz sonucu artık çok iyi biliyoruz ki... Bir ülkede ne denli çok televizyon kanalı varsa, o ülkenin halkında da o denli az dert vardır.
Bu deneyimlerimiz nedeniyle dilimiz, kısa bir süre sonra.
“Televizyon kanalı çok olan ülkenin, derdi az olur" benzeri bir özdeyiş bile kazanabilir.
İki aydan fazla bir süredir siftah yapamadığı dükkanından, yine oflayarak, puflayarak döndüğü evinde, esnafın o geceki derdine,
"Tükenmez çareler rejimi çok partili demokrasimiz" bile çare olamazken... Çok kanallı televizyonumuz, hem de sadece bir parmak hareketi sonucu,
Sue Ellen’iyle,
Ceyar'ıyla,
Elvis Presley’in
dul eşiyle tüm
Amerika'yı
bir anda dertli esnaf
Hüsamettin beyin odasının içine de, kafasının içine de, hatta kimi durumlarda, gönlünün içine de sokuveriyor.
Tarlaları petrol kuyulu, yolları
Cadillaclı, gökdelenleri cam üstüne cam katlı
Amerika ile,
Sue Ellen'li, Eşliy'li, Kırikıt'lı, Ceyn’li Amerikalılar birbirleri peşisıra
Hüsamettin beyi
ortalarına alınca... Bizim dertli esnaf,
“Bu memleket adam olmaz” nakaratıyla dertlerini döktüğü ev halkına önce
“Kesin sesinizi” diye bağırıyor, sonra tüm dertlerine bir tekme vuruyor ve... Oh, be… Dokunmayın
Hüsamettin beye
... O Amerika'yı
yaşıyor şimdi...
Sen de çok yaşa e mi, çok kanallı televizyonumuz.
Müdüründen, hatırı sayılır derecede fırça yedikten sonra evine dönen bir babanın, o geceki derdinin devasını da boş yere
Lokman Hekim'de aramayın.
Müdürünün tüm hakaretlerini kolay kolay taşıyamayan yüreğini, eşine çıkışarak mı çocuklarını döverek mi boşaltıp, rahatlatma planları kuran, kafası da niyeti de bozuk babanın imdadına da şükürler olsun, çok kanallı televizyonumuz yetişe biliyor.
Çok kanallı televizyonumuzda o an bizim futbolcular, uluslararası bir karşılaşma yapmıyorlar sanki de arkadaşlararası
"En aptalımız kim?” yarışması yapıyorlar.
Günlük yaşamında en çok duyduğu hayvan cinslerinin adlarını, ayrı ayrı tüm oyunculara ad yapıp, onlara kendi taktığı bu adlarıyla bağırdıkça... Ayrıca, bu işi sanki yalnız başlarına becermişler gibi, onları dünyaya getirdikleri için tek tek her birinin anasına da lanetler yağdırdıkça...
Ve üstelik, futbolun nasıl oynanacağına dair tüm bildiklerini, sesinin tüm gücüyle ekrandaki futbolcuların arkasından haykırdıkça. .
Oooh… Nasıl da boşaltıverdi yüreğine sığdıramadığı hakaretleri de nasıl da rahatlayıverdi bir anda
Necmi bey...
“Hanım... Hadi bir kahve yapıver de içeyim...”
Eve gelirken, içini boşaltmak için bir bahane bulup, kavga etmeyi düşündüğü eşinin pişirdiği kahvesini içiyor şimdi keyifle,
Necmi bey...
İnsan sadece dertlerinden kurtulmakla kalmıyor, yeni yeni dertlere kapılmaktan da kurtuluyor bunun sayesinde.
Sen çok yaşa e mi çok kanallı televizyonumuz.
Trafik sıkışıklığından, seyyar satıcı efeliğine kadar bir günün tüm dertlerini yüklediği iki büklüm sırtını, evinde bir divana uzatıp, dinlenmeye çalışan bir yalnız adamın da hem dert gidericisi, hem yorgunluk dindiricisi, hem de sinir gevşeticisidir, çok kanallı televizyon.
El yormaya bile gerek yok...
Sadece bir parmak hareketiyle, bilenlerin koskoca dedikleri sinema dünyamızın, tanıyanların koskoca dedikleri bir yıldızını karşınızda soyabiliyor, üstelik hem şarkı söyletebiliyor, hatta hem oynatabiliyorsunuz da.
Ne yorgunluğu, ne gerginliği, ne de yalnızlığı kalıyordur insanın.
Allah bilir, yıldızın böylesi cömerti, şükretmeyi, dua etmeyi de hatırlatıyordur çok kişiye.
Kimbilir kaç kişi
"Allah senden razı olsun, Hülya kızım" demektedir…
Kimbilir kaç kişi
“Sana böyle dans etmeyi öğretenlerin tuttuğu altın olsun" demektedir.
Ne yorgunluk, ne gerginlik, ne yalnızlık bırakıyorsun insanda...
Sen çok yaşa e mi çok kanallı televizyon...
Hepimizin evlerimizdeki bir cam arkasından dünyanın dört bir yanına kanallar uzanıyor
ya...
Gerek işyerimizde kendimizin, gerek evimizde ailemiz bireylerinden herhangi birinin başına gelebilecek kazadan, beladan, kötü ve uğursuz bir olaydan hiçbirimizin korkumuz, kuşkumuz olmasın, artık.
Böyle bir olay gelirse birinizin başınıza... Ne yapacağınızı biliyorsunuz, tabii.
Önce adet üzere,
"Ay, ay... Vay, vay... Ah, ah... Vah, vah...” diyeceksiniz. Sonra da geçeceksiniz çok kanallı televizyonunuzun karşısına... Bir parmak dokunduracaksınız uzaktan kumandanın çok kanallı düğmelerinden birine. .
Ceyar'ı
seversen, onda kal
Eşliy’i
seversen ona takı…
Hülya kızımız çıkarsa bahtına, ona bak ve...
Göreceksiniz.. Bir anda kurtulacaksınız, çaresi yok gibi sanılan dertlerinizden…
Yoksa, çok kanallı televizyonsuz da dayanabileceğinizi mi sanıyordunuz dertlerinize?...
Haydi... Bir kez de ulusça söyleyelim:
Sen çok yaşa e mi, çok kanallı televizyonumuz.
Çok partili demokrasimizin de, çok partili hükümetimizin de beceremediğini, sen becerebildin çünkü, çok kanallı televizyonumuz.
Ters orantı kurduk senin kanal sayınla, bizim dertlerimiz arasında…
Senin kanalların çoğaldıkça, bizim dertlerimiz azalıyor. Ya da öyle geliyor bize ve… İşimize.
Etiketler:Ceyar, çok partili demokrasiler, dertleri azaltma yöntemi, futbol, kanal, kumanda, Lokman Hekim, televizyon