25 Ekim 1992

Şişli Etfal ve… Tıfıllıkları

Sultan Abdülhamit, üst üste iki evlad acısı görmüş bir padişahtır. Çok sevdiği kızı Ülviye Sultan’ ın ölüm acısını henüz dindirememişti ki, bu kez de, se­kiz aylık kızı Hatice Sultan’ ın ölümüyle, yepyeni bir acıya gö­müldü. Sarayda görevli tüm doktor­lar ile İstanbul'da bulunan tüm doktorlar, Hatice Sultan’ ın has­talığına bir çare bulabilmek şöy­le dursun, küçük sultanın hasta­lığını teşhis bile edemediler, hastalığın adını bile bilemediler. 12 Şubat 1898 Pazar günü akşamı Hatice Sultan’ ın duru­munun ağırlaştığını gören saray doktorlarından biri, “Çaresiz ba­ba Abdülhamit”e, Almanya'dan yeni dönen bir başka doktor da­ha önerdi. Önerilen doktor Bahriye Kolağası Doktor İbrahim Bey’ di. Tıp öğrenimi yaptığı Al­manya'dan birkaç gün önce dönen Doktor İbrahim Bey, üste­lik, Padişah’ ın sarayının bulunduğu semtte, Beylerbeyi'nde oturuyordu. Doktor İbrahim Bey, Padişah'ın emri üzerine Saray'a çağ­rıldı ve kendisinden, Hatice Sultan'ı muayene etmesi istendi. Çocukcağızı alevler içinde yakıp, yoketmekte olan hastalığı hemen tanıdı Doktor İbrahim Bey: Hatice Sultan’ı boğazından yakalayan illetin adı; "Difteri” idi. Dr. İbrahim Bey, Padişah’ a gerçeği söyledi: “Efendimiz, Allah ömr-ü şa­hanenizi müzdad buyursun, fa­kat hasta son nefeslerini alıyor. Cenab-ı Hak bir mucize göster­mezse, hasta sabaha çıkmaz. Kendinizi büyük eleminize alıştırınız.” Hatice Sultan’ ın o gece öl­düğü haberi, Saray'dan gönderi­len “hususi irade" ile bir gün sonraki gazetelerde "suret-i münasebede neşrolundu.” Bu acı olaydan iki gün sonra Sultan Abdülhamit, Doktor İb­rahim Bey'i bir kez daha çağırttı Saray'a ve adeti uyarınca, konu­ğunu ayakta karşıladı: "Felaketi bir kaç saat önce de olsa haber vermeniz çok iyi oldu" dedi “Yoksa bu felaket be­ni daha çok sarsabilirdi.” Abdülhamit, daha sonra Doktor İbrahim Bey’ in oturma­sını emretti ve kesin kararını he­nüz veremediği bir konuda, onun görüşünden yararlanmak istediğini söyledi. Ölen kızının anısı için Padi­şah, bir “hayrat" yaptırmak isti­yordu ama... Bunun bir cami mi, okul mu, yoksa çeşme mi olacağı konusunda henüz bir karar ver­miş değildi... Doktor İbrahim Bey, bu ko­nudaki görüşü sorulduğunda Abdulhamit'e şöyle yanıt verdi: “Padişah’ım, şu anda sizin bir baba olmanız dolayısıyla çektiğiniz elemi görmemek mümkün değildir. Allah sizlere ömürler versin. Fakat tasavvur buyurunuz ki, şu anda yine si­zin gibi yüzlerce baba da elem içindedirler. Memalik-i şahane­nizde bir tane bile çocuk hasta­nesi yoktur. Bu yüzden birçok evler mateme bürünmüşlerdir. Naçiz fikrime kalırsa, rahmetli çocuğunuz adına bir çocuk has­tanesi yaptırırsanız, cami yap­tırmaktan daha büyük sevap iş­lemiş olursunuz ve rahmetli kı­zınızın adı, kıyamete kadar ha­yır ile yadolunur. Bendenizce, kızınız için yaptırabileceğiniz en büyük hayır ancak bu olabi­lir.” Doktor İbrahim Bey’in bu görüşü karşısında Sultan Abdül­hamit ise, şöyle dedi: “Hastalık teşhisinizde oldu­ğu gibi, bu konudaki fikrinizde de isabet ediyorsunuz. Bunu bi­raz düşünelim.” Ve bir gün sonra Doktor İb­rahim Bey'i yine çağırttı Saray'a. "Fikrinizdeki isabeti saba­ha kadar düşündüm ve muva­fık buldum" dedi Abdülhamit "Sizin için bir arsa hazırlattım. Hemen Şişli'ye gidiniz. Ayırttı­ğım arsayı orada size göstere­cekler. Bakınız... Düşündüğü­nüz hastane için orası münasip ise, hemen inşaata başlayalım." Kızının ölümünden beş gün sonra, 11 Şubat 1898 tarihinde Sultan Abdülhamit, “Hatice Sultan’ın kalb-i şahanede bı­raktığı acı izleri gidermek üze­re”, Şişli’ de kendisi tarafından seçilen, Doktor İbrahim Bey ta­rafından da uygunluğu onayla­nan arsa üzerinde bir çocuk has­tanesinin “tesis ve inşasını emru ferman" buyurdu. "Tüm yurttaşların yararla­nabileceği, böylesi hayırlı bir tesis yapılması için Padişah’a telkinde bulunmasından ötürü” Doktor İbrahim Bey ise, aynı gün, binbaşılığa yükseltildi ve Saray hekimi olarak görevlendi­rildi. Şişli'deki çocuk hastanesi­nin temel kazımına 13 Mayıs 1898 tarihinde başlandı, 2 Hazi­ran 1898 tarihinde de, törenle te­meli atıldı. Arapça’ da çocuk anlamına gelen "Tıfıl" sözcüğünün çoğulu olan “Etfal" adının verildiği has­tane, 24 Mayıs 1899 tarihinde hizmete açıldı. Bir çocuğun büyümesi ve büyüdükçe gereksinimlerinin artması örneği, Şişli Etfal Has­tanesi’ de, yıllar ilerledikçe, gereksinimler arttıkça, büyüdü, büyüdü, adındaki “çocuklar” sözcüğü kalmasına karşın kendi, Türkiye Cumhuriyeti Sağlık Bakanlığı’nın “tam teşekküllü” kocamaaan bir hastanesi oldu. İlk yıllarındaki yapılarından kimi, günün gereksinimlerine uyularak ya tümüyle yıkıldı ya da yeniden yapıldı ama... Sadece bahçedeki saat kule­si, tüm tarihsel özelliğiyle zama­na karşı dimdik ayakta kalarak yaşam savaşımını, yüzyıla yakla­şan ömrünün son bölümüne de­ğin başarıyla sürdürdü. Yüzyıla yaklaşan ömrünün son bölümünde ise tarihsel saat kulesi, hem kimliğinden oldu, hem de adından oldu. Türkiye Cumhuriyeti Sağlık Bakanlığı’ndan birgün, beklen­medik bir biçimde bir “emru şa­hane” gelince, bu tarihsel yapı­nın giriş katında bir mescit açıl­dı. Saat kulesi artık, “Mescit” kimliği aldı, adı da saat kulesi ol­maktan çıktı, "Mescit” oldu. Bu tarihsel yapının şimdi de saatleri söküldü. Kimliği, ismi ve saatleri gittikten sonra bahçede yapayalnız ve sipsivri kalan bu kule, bugün yarın "Minare" olarak kullanılmaya başlandığında ise, hem yapayalnızlığından ve sipsivriliğin­den kurtarılmış olacak, hem de... Şişli Etfal Hastanesi’ndeki tıfıllıklara yeni bir tıfıllık daha ek­lenmiş olacak.

Etiketler:, , , , , , , , , , , , , ,

YASAL UYARI: Bu sitede yer alan tüm içerik, METE AKYOL'a aittir. METE AKYOL'un yazılı izni olmadan, bu içeriğin kopyalanması, imzalı veya imzasız kullanılması, 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.

Menu Title