16 Ağustos 1992
Suçların komedisi
Biri dışında tüm yasalar, kişilerin mutluluğu için
“icat edilmişlerdir."
Tümün dışında kalan o bir yasa ise protokol yasasıdır.
Vazgeçtik kişilerin mutluluğu için icat edilmiş olmamasından, protokol yasası, öteki tüm yasaların tam tersine, karakterinde üstelik işkence amacı ile bir garip komiklik bile taşımaktadır.
Yılın en sıcak ayının, en sıcak gününün, en sıcak saatinde kişiyi kolalı yakalı gömlek, simsiyah frak giymek zorunda bırakan yasa belli ki, kişiye mutluluk sağlamak amacı taşıyan kişilerce değil, ona işkence etmek niyeti besleyen kişilerce icat edilmiştir.
Kimi kişilere zorunlu olarak, boylarının yarısına yakın yükseklikte silindir şapka giydirerek onları
Karagöz’ ün
Bebe Ruhi'sine çeviren... Aynı silindir şapkayı giydirdiği ince uzun bir başka kişiyi ise
Red Kit maceralarının mezarcısına benzeten protokol yasası, böylesi acımasız özellikleriyle ise, bir garip komiklikler kaynağı oluşturmaktadır. Yeryüzünün
tüm devlet başkanlarının ve
başbakanlarının, bu yasayı uy
gulamak zorunda kaldıkları bir tören sonrasında kendilerini duşa atmadan önce, papyon kravatlarını, kolalı yakalı gömleklerini ve ince rugan pabuçlarını yatak odasının orasına burasına attıklarını sanki hep görmüşümdür ve... Onların o an gönüllerinden gelen
“Oh, çok şükür... Bu da bitti" rahatlamalarını sanki hep duymuşumdur.
Kişilerin mutluluğu için icat edilen yasaların, uygulanmaları gerektiği biçimde uygulanıp uygulanmadıklarından güvenlik kuvvetleri sorumludurlar da.
Protokol yasasının, gerektiği biçimde uygulanıp, uygulanmamasından nedense, protokol genel müdürleri sorumludurlar.
Ve devlet başkanlarına, başbakanlara, bakanlara, o törende nasıl davranmaları gerektiğini hatırlatmak da, bu nedenle, protokol genel müdürünün görevleri arasına girivermektedir.
Belki de onun bu görevi nedeniyle birçok ülkede devlet başkanları, başbakanlar ve bakanlar, protokol yasasını genel müdürün, kendilerinden daha iyi bildiğine inanmaktadırlar.
Bu inançları sonucunda da yetkili tüm kişiler, protokolla ilgili tüm konularda protokol genel müdürüne öylesine yetkiler tanımışlardır ki…
Ülkenin, uluslararası konuklarının da çağrılı oldukları bir üst düzey törende sanırsınız, o ülkenin tek ev sahibi sanki bu protokol genel müdürüdür.
Söz konusu törene, o kimi uygun görmüşse onu çağırmıştır, kimin nereye oturmasını istemişse, o kişiyi oraya oturtmuştur, istediği kişiye
"hoşgeldiniz” demiştir, istediği kişiye gülümsemiş ya da surat asmıştır.
Dünyanın tüm ülkelerinde protokol genel müdürleri, görevlerini eksiksiz yapabilmek için virgüllerinden, noktalı virgüllerinden, kimin kaçıncı adımını kaç milimetre uzunluğunda atması gerektiğine değin protokol yasasının tüm hassas noktalarını ezbere bilmek zorundadırlar. Bu zorunluluğun getirdiği meşguliyet nedeniyle çoğu, kendi ulusunun öz niteliklerini bile tanımaya zaman bulamamıştır.
Dünyanın birçok ülkesinin protokol genel müdürünün bu yüzden zaman zaman başına gelen olaylara benzer bir olay da bir süre önce bizim protokol genel müdürünün başına geldi.
Atatürk Barajı’ nın açılış töreninde bizim ev sahibimiz protokol genel müdürümüz öyle bir görev hatası yaptı ki... Kendi henüz farkına varamadı ama, bu işi bilenlere göre onun yaptığı görev hatası, hata olmanın da boyutlarını aştı ve görev suçu kapsamına girdi.
Üstelik, yanlış yaptığı bir iş nedeniyle de değil, aksine, doğru yapmadığı bir iş nedeniyle işledi bu görev suçunu protokol genel müdürü.
Ne miydi yapması gerekip de yapmadığı?
Protokol yasasının biçimsel nezaketinin milimetresel çerçevesi içinde kalabilmeye özen göstererek yüzüne vuralım suçunu:
Atatürk Barajı'nın
açılış törenine,
Yaşar Kemal ve
Fikret Otyam’ ı davet etmeyi akıl edememiştir protokol genel müdürü. Bir
Yaşar Kemal'i ve bir
Fikret Otyam’ ı,
Atatürk Barajı’ nın açılış törenine davet etmemekle protokol genel müdürümüz, bir görev suçu işlemiştir.
Atatürk Barajı'nın yokluğu nedeniyle yıllarca susuzluktan kasıp kavrulan bir bölgenin, yıllarca çaresizliğine kulak bile verilmeyen insanının yürek çırpıntıları, nabız atışları, nefes sıcaklığı, bu ülkenin tüm ulusuna öncelikle bu iki
“yazıcı” tarafından ulaştırılmıştır, bölge insanına bu ülkenin tüm ulusunun ilgisi, öncelikle bu iki yazıcı tarafından yönlendirilmiştir.
Bölge insanının derdine merhem olarak
Güneydoğu Anadolu Projesi'ni
düşünen ve uygulamaya geçiren üst düzey yöneticiler bile, böylesine bir merheme gereksinim duymalarında,
GAP’ ın bir gereksinim olarak ortaya çıkarılmasında bu iki halksever aydınımızın uyarılarının önemli katkıları olduğunu kabul etmektedirler. Fakat bu yöneticiler, dünyadaki tüm yöneticiler gibi, protokol yasasını bir protokol genel müdürünün kendilerinden daha iyi bildiğine inanmaktadırlar. Onun her yaptığını doğru sandıkları için de, bir
Yaşar Kemal ve bir
Fikret Otyam’ın,
Atatürk Barajı açılış törenindeki yokluklarının da farkına varamamışlardır, onların yokluklarıyla bir görev suçu işlendiğinin de farkına varamamışlardır.
Bir bölge halkının sesinin tüm ülke halkına ve tüm ülke yöneticilerine en gerçekçi biçimde ulaştırabilmek uğraşlarını,bir kutsal inanca ibadet yüceliğinde gerçekleştiren bu iki aydınımızı,
Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nde
yaşayan halkımızın tüm dertlerine merhem olacak bir projenin açılış törenine hem de onur konukları olarak davet etmek, bir vefa borcunu ödemek de olmayacaktı, bir ulusal görevi yerine getirmek olacaktı.
Protokol genel müdürü, işte bu ulusal görevi yerine getirmediği için görev suçu işlemiştir.
Yılın en sıcak gününde kişiyi kolalı yakalı gömlek ve frak giymek, dar rugan ayakkabılar içinde yürümek zorunda bırakarak işkenceci bir kimliğe sahip olan protokol yasası, zaman zaman komik kimliklerin de sahibi oluyor.
Kimi kişilere boylarının yarısı uzunluğunda silindir şapka giydirip, onları
Bebe Ruhi görünümüne sokarak... Ya da aynı şapkayı giydirdiği ince uzun bir kişiyi,
Red Kit maceralarının mezarcısına benzeterek de değil sadece...
Böylesi
"görev suçu" işlendiğinde de bir garip komik kimliğin sahibi oluyor, protokol yasası…
Etiketler:Atatürk Barajı, Bebe Ruhi, Davet, Fikret Otyam, frak, GAP, genel müdür, görev suçu, mete akyol, papyon, Protokol, rugan ayakkabı, Uluslararası konuk, Yaşar Kemal