28 Mart 1993
Dünya Tiyatro Günü İçin…
Yanda birinci sayfasını gördüğünüz eski harfli bu gazetenin adı,
Tekamül’dür.
Başlığının altındaki yazıda
Tekamül, kendini şöyle tanıtıyor:
“Şimdilik haftada bir defa çıkar. Her şeyden bahis, siyasi gazetedir."
Tekamül’ ün “sahib-i imtiyaz ve müdür-ü mesulü” ise, Hattatoğlu Şevket Bey’dir.
Yayımlandığı yer,
Ordu’dur ve... Birinci sayfasını gördüğünüz bu sayısının basım tarihi ise, 17 Şubat 1927’dir.
Şimdi gazetenin adının Tekamül olduğunu, isterseniz, unutabilirsiniz...
“Sahib-i imtiyaz ve müdür-ü mesulü ”nün kim olduğunu da, isterseniz, unutabilirsiniz...
Fakat yayımlandığı yeri ve yayımlandığı yılı, isteseniz de, istemeseniz de, kesinlikle unutmayınız.
Çünkü
Tekamül’ de yayımlanan ve başlı başına bir anlam oluşturan aşağıdaki yazı, yayımlandığı yer ve yayımlandığı yıl unutulmayıp, dikkate alındığında, bambaşka bir anlam ve bambaşka bir değer daha kazanmaktadır.
Yineliyorum: Tek harfine dokunmadan tümüyle aşağıya aldığım yazı,
Karadeniz kıyımızdaki
Ordu ilimizin bir gazetesinde, 1927 yılında
“Tiyatro” başlığıyla yayımlanmıştır:
“Tiyatroların halk terbiyesi üzerine yaptıkları tesirler inkar edilemez. Bu tesir, tiyatronun, tiyatroda çalışan artistlerin iktidarına göre iyi veya fena olur.
Halkın terbiyesini düşünen milletler, tiyatro ve sinemalara fazla ehemmiyet vermişlerdir.
Bugün Amerika'da her sınıf halk için tiyatrolar mevcuttur. İşten, vücudu ve kafası yorulan halk, tiyatro ve sinemaya gider, hem kafasını dinlendirir, hem de iyi bir terbiye dersi almış olur.
Bir tiyatro binası yapmak, bir temsil vücuda getirmek, bir film meydana çıkarmak için yüz binlerce frank sarf ederler.
Bu kadar masrafla vücuda getirdikleri müessese ve filmler, halka nafi olur. Halk hem eğlenir, hem istifade eder. Çünkü buralarda yapılan temsiller terbiyevi bir mahiyeti haizdir.
Şunu da söylemek isterim ki, Amerikalılar, tiyatro ve sinemalarına mektepleri kadar ehemmiyet vermişlerdir. Ekseri mekteplerinin perde sineması vardır. Mekteplerde verilmesi imkanı olmayan birçok ahlaki malumat, tiyatro ve sinemalarda verilir. Netice itibariyle sinema ve tiyatrolar, mekteplerin bir yardımcısı olur.
Bizde tiyatroculuk, hemen yeni denilecek bir zamana aittir. Tanzimata kadar Türkiye’de halk, yalnız Karagöz, ortaoyunu ile eğlenirler, kahvehanelerde baştan aşağı yalanla dolu, hiç de terbiyevi bir mahiyeti haiz olmayan hikayeler dinlerlerdi. Tanzimat'tan sonra tiyatroculuk yavaş yavaş Türkiye’ye girmiş ve bugünkü halini almıştır.
Oldukça kıymetli artistlere malik olan İstanbul'da yapılan temsillerden İstanbul halkı istifade edebilir. Fakat biz Rumeli ve Anadoluluların, tiyatro denildiği zaman gözünün önüne gelen, üç tane, yüzü ve kolu boyalı kadınla, karmakarışık suratlı bir maskaradır.
Bizde halkın ekserisi, henüz tiyatro mefhumunu anlamamıştır. Temaşaya yalnız, vakit geçirmek ve kahkaha ile gülmek için gideriz. Tiyatroları açanlar da yalnız, para kazanmak için açarlar. Bu düşünce ile gidilen ve yalnız para kazanmak maksadıyla açılan tiyatrolardan hiç de istifade edilmez.
Bizde tiyatroculuk perdesi arkasına gizlenerek sırf halkın parasını çekmek için teşekkül etmiş heyetler vardır. Bunlar halkın safiyetinden istifade ederek, Anadolu'nun en uzak köşelerine kadar girerler. Beraberlerinde taşıdıkları birkaç sefili teşhir eder, onlara sahnede göbek attırarak, saf milletin behimi hislerini okşarlar, yavaş yavaş da paralarını çekerler.
Bu heyetler, kendilerine göre terbiyeyi temsiller yaparlar. Yaptıkları temsilin her perdesinin nihayetinde mutlaka çiftetelli vardır. Temsillerine güzel güzel isimler bulurlar, fakat sahnede yaptıkları hareketler güzellikten çok uzaktır.
Memleketimize zaman zaman uğrayan bu gibi tuluat kumpanyalarının programını çiftetelliler, kantolar ve de en ziyade, mazhar-ı alkış olan komediler teşkil eder.
Memleketimizde misafireten bulunan milli temaşa heyetinin temsiller verdiği binanın kapısından bakınız, göreceğiniz manzara, eminim ki, sizi müteessir edecektir. Piyasanın durgunluğundan, paranın yokluğundan, alışverişin olmadığından bahseden esnafın hemen ekserisini tiyatroda göreceksiniz. İdman zevkini gençlerinin gayretiyle meydana getirdikleri temsillerde kaç kişiyi bulurdunuz? Hele son verdikleri bir temsilde yalnız ikişer kişiden başka kim vardı? Acaba İdman Yurdu gençlerinin programları bunlardan daha zengin değil miydi?”
Bir kez daha yineliyorum:
Yukarıdaki yazının yayımlandığı yıl, 1927’dir. Yazının yer aldığı Tekamül gazetesinin yayımlandığı yer ise, Ordu ilimizdir.
“Tiyatro” başlıklı yazı, içeriği açısından, tiyatro kültürümüzle ilgili önemli bir belge niteliği taşıyor ama...
Yayımlandığı yıl ve yer açısından değerlendirildiğinde ise, ayrıca toplumsal bir gerçeği de belgeliyor.
O 1927 yılının, o küçücük sahil kentinin, meğer ne denli özlenesi bir çağdaşlık ve ne denli imrenilesi bir yücelik düzeyinde yaşamış olduğunu da görüyoruz, o yıla ve o yere, bugünkü toplumsal ve kültürel düzeyimizden baktığımızda...
Etiketler:Amerika’da tiyatro, İdman Yurdu, Karadeniz, Kültürel düzey, mektep, Ordu, sinema, Tekamül Gazetesi, Tiyatro, Tiyatro temsili, toplumsal düzey, tuluat, yolculuk