24 Ocak 1993

Havanız şıkır şıkır olsun

  Siz bu yazıyı okurken, sizin oralarda hava na­sıldır bilemem ama... Ben bu yazıyı yazar­ken bizim buralarda hava, duası kabul olmuş meteoroloji spi­kerinin kendi havası gibiydi. Sınır tanımaz cömertliğiyle gökyüzü, kırışıksız masmaviliği­ni sermişti; tam orta yerindeki güneş ise, onun bu cömertliğiyle yarışırcasına bir özvericilikle, yılın bu mevsiminde elinde kala­bilen sıcaklığının kırıntılarını saçmaya çabalıyordu. Umarım, siz bu yazıyı okur­ken de gökyüzü böylesine cö­mert olur, güneş o gün de böylesine verici olur ve sonunda ne olursa olsun, siz de keyifli olun, olur mu? Gökyüzüne ve güneşe pek karışamam, onlara pek bir şey yapamam ama sizin keyfinizin yerine gelmesi için elimden ge­len her şeyi yaparım. Örneğin, İstanbul’un tanın­mış diş doktorlarından Savaş Il­gaz’ın “otomobilinin çalınması” öyküsünü ve daha sonra ise “o çalınan otomobilin polis tara­fından bulunmasının” öyküsünü anlatabilirim size. Özellikle ve kesinlikle, kafa­sı bozuk, neşesi kaçık olanlar okumalıdır onun bu öyküsünü ki... Yarım dakika içinde kafaları düzelsin, neşeleri yerine dönsün. Öykümüzün kahramanı Savaş Ilgaz, iki günlük bir işi için Ankara’ya gitmek zorunda kalmıştı. Ankara’ya giderken, doğup büyüdüğü Bolu’ya da uğramayı düşünüyordu, tarihsel dostlukla­rını sürdürdüğü Zekai’leri, Sa­bahattin'leri, unutamadığı Ça­kır Hoca' sını da görmek, onlarla özlem gidermek de istiyordu. O nedenle otomobiliyle çıktı yola ve... Bolu’ya uğrayıp, tüm özledikleriyle görüştükten, bir­kaçıyla birlikte öğle yemeği ye­dikten sonra yeniden yola koyul­du. Ankara'ya gitti. Savaş Ilgaz, Ankara'daki işi­ni bitirdi, sabah Ankara'dan ha­reket etti, öğleye doğru Bolu’ya yaklaştı. "Dostlarımı nasıl olsa iki gün önce gördüm” dedi kendi kendine "Onları şimdi rahatsız etmeyeyim.” Ve öğle yemeğini, Bolu Dağı’ndaki Varan Tesisleri' nde ye­meye karar verdi. Yemeğini yerken, Anka­ra’dan İstanbul’a gitmekte olan bir Varan otobüsü de geldi aynı tesislere. Yarım saat kadar süre birlikte yedikleri yemekten son­ra yolcular, “Vakit tamammış... Otobüsümüz kalkıyormuş” di­yerek birbirlerini uyardılar. Yemeklerini zaten bitirmiş olan Varan otobüsü yolcuları yerlerinden kalktılar, kafeteryanın önündeki otobüslerine bin­meye başladılar. Savaş Ilgaz' da bitirmişti ye­meğini. O da yerinden kalktı, o da yolcuların arkasından kapıdan çıktı ve o da önündeki yol­cuları izleyerek otobüse bindi. Pencereden, önce Bolu Dağları' nın çamlarını seyrederek, daha sonra Sapanca Gölü' nü seyrederek İstanbul’a kadar zevkli bir yolculuk yaptı ve iki gün önce ayrıldığı evine geldi. Sabah uyandığında Savaş Ilgaz, beyninden vurulmuşa dön­dü. Her akşam eve geldiğinde, evinin önündeki özel bölüme park ettiği otomobili, şimdi ye­rinde yoktu. Polisi aradı, otomobilinin ya bir gece önce, ya iki gece önce evinin önündeki özel park yerin­den çalındığını bildirdi. Sonra da üç gün süreyle gün­de iki, üç kez polise başvurdu, otomobilinin hala mı bulunama­dığını sordu. Üçüncü günün sonunda po­lis, müjdeyi verdi: “Otomobilinizi bulduk, Sa­vaş Bey” dedi “Şansınız var­mış... Hiçbir çarpma, sürtünme izi, hiçbir ezilmesi yok... Otomo­biliniz tertemiz durumda.”       Savaş Ilgaz, otomobilinin nerede bulunduğunu sordu. “Çalanlar biraz gezinti, bi­raz da keyif yapmışlar galiba” dedi polis “Arkadaşlarımız otomobilinizi, Bolu Dağı’ndaki Va­ran Tesislerinin parkında buldular" Savaş Ilgaz ilk müjdeyi bana verdi, sevincini ilk kez benimle paylaştı: “Polis benim arabayı buldu” dedi "Hem de hiçbir yerinde vurma, çarpma, ezilme izi filan da yokmuş.” Müjdenin arkasından, bir de piyango çıktı şansıma: “Sefa düşkünüymüşler, hır­sız hergeleler” dedi “Götürmüş­ler, taa Bolu Dağı’ndaki Varan Tesislerinin önüne bırakmış­lar. Hadi şimdi hayrına bir geli­ver de, beni arabama kadar götür... Vaktin varsa Çizmeci Motel’e de uğrarız, Zekai’ nin bir paşa pilavını da yeriz. Dönüşte de, birbirimizin peşine takılırız, öyle döneriz.” Dost hatırı için bugüne değin kim bilir kaç çiğ köfte yiyen ben, Bolulular’ın, ağzınıza layık, paşa pilavından mı dönecektim? Savaş Ilgaz'ı aldım, güle söy­leye bir yolculuktan sonra Bolu Dağı' ndaki Varan Tesisleri' ne getirdim. Otomobilinin dört yanını do­laştı, bir de kendi denetledi bir yerinde bir şey olup olmadığını. Sonra birkaç kilometre öte­de, ortak dostumuz Zekai Güneykaya’nın Çizmeci Moteli' ne gittik ve... Şerefe paşa pilavı ye­meye geldiğimizi söylemeye biz fırsat bulmadan, Zekai merak etti, sordu: “Ankara’da iki günlük işim var, hemen döneceğim diyor­dun” dedi Savaş' a “Uzadı galiba işin... Yoksa orada Mete’ye rast­ladın da, o mu alıkoydu seni Ankara’da?” Savaş Ilgaz, saf saf yanıtladı: “Biz Ankara’dan değil, İs­tanbul’dan geliyoruz” dedi “Bil­miyorsun başıma ne işler geldi...” Ve başına gelen işleri tek tek anlattı. “Şimdi de geldik, arabayı Varan Tesisleri’nden aldık...” dedi. Zekai Güneykaya, “Buna bir şeyler mi oluyor?” gibilerin­den bir göz attı bana. Hiçbir şey anlamadığımı gö­rünce bu kez Savaş'a döndü: “Sen benimle dalga mı geçi­yorsun, Allah aşkına?” dedi “Sen, Ankara’dayken araban İstanbul’da nasıl çalınabilirmiş? ...  Bize uğramadın mı, gözlerimiz­le görmedik mi arabanı geçen hafta burada? ... Sen Ankara’ya arabanla gittin. İstanbul'da de­ğildi ki araban...” Savaş Ilgaz ancak o an hatır­layabildi, Ankara’dan dönerken arabasını Varan Tesisleri’nde unuttuğunu... Ve o gün bugündür önüne geçemiyor kıkır kıkır gülmesinin… Onun için diyorum ki, bu ya­zıyı okurken sizin oralarda hava şayet parçalı bulutlu ise veya kar yağışlı ise... Savaş Bey'in öyküsünü bir kez daha, bir kez daha okuyun da, sizin de keyfiniz yerine gelsin, siz de kıkır kıkır gülmeye başlayın ki... Sizin de havanız bol güneşli ve bol pırıltılı olsun, vazgeçtik yarından, hiç değilse bugün...

Etiketler:, , , , , , ,

YASAL UYARI: Bu sitede yer alan tüm içerik, METE AKYOL'a aittir. METE AKYOL'un yazılı izni olmadan, bu içeriğin kopyalanması, imzalı veya imzasız kullanılması, 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.

Menu Title