07 Şubat 1993
PTT’ye sevgilerle…
Aynı anda aynı kapıdan geçmek üzere aynı kapı önünde karşılaşan iki kişinin ikisi de, genellikle birer beyefendidir.
“Buyurun, efendim” der biri, ötekine.
Öteki ise, kendinden önce davranan kişiden daha beyefendi olduğunu kanıtlamak telaşına düşer:
“Rica ederim, efendim” der
“Önce siz buyurun, lütfen.”
Aynı anda, aynı kapı önünde karşılaşan iki kişi arasında görülmez sadece, beyefendi nezaketi...
Karşılıklı koltuklara otururken
“Önce siz buyurun, lütfen” lerle başlayan ikram konuşmaları da birer nezaket örneğidirler.
Odaya saygın bir kişi girdiğinde ayağa kalkan kişiler de, bir aile büyüğüyle karşılaştıklarında, telaşlı bir gizlilikle sigarasını söndüren gençler de, lise öğretmeninin elini öpen bir general de aslında, birer nezaket örneği sergilemektedirler.
Kimbilir daha kaç tane olan nezaket biçimlerine son dört aydan buyana, komşularımdan biriyle bendeniz de yeni bir örnek ekliyoruz.
Komşum benden, ben komşumdan ricalar üstüne ricalar ediyoruz:
“Lütfen önce siz konuşun, beyefendi" diyor komşum bana
“Benim konuşmam acele değil... Sizi bekleyebilirim.”
Böylesi incelikte bir nezaket karşısında geri kalır mıyım, hiç?
Bu kez ben başlıyorum yaylım ateşe:
“Asıl benim konuşmam acele değil, efendim” diyorum
“Lütfen önce siz konuşun... Ben daha sonra da konuşabilirim...”
Aynı kapı önünde, aynı anda karşılaşan iki kişinin
“Önce siz buyurun, lütfen “ ikramlarına benzeyen
"Önce siz konuşun, lütfen” ikramlarımızı ben komşuma, komşum bana nerede yapıyoruz, biliyor musunuz?
Onunla ortaklaşa kullandığımız ortak telefon hattımızda.
Telefonumuzu kaldırıp, birkaç numara çevirdikten birkaç saniye sonra
Amerika'yla da, Çin’le de, Afrika'yla da, Avustralya’yla da konuşabilmemiz olanağı sağlayan
PTT teknolojisi, yurt dışı ilişkilerinde gösterdiği bu başarısını hiç kuşkum yok, gün gelecek
Misak-ı Milli hudutları içinde de gösterebilecek. Ve aynı sokakta, aynı hatta buluşturup dörtlü konuşma yaptırdığı iki abonesine de, birgün mutlaka ikili konuşma olanağı sağlayacaktır.
Çünkü inanıyorum ki, PTT teknolojisinden doğan sakıncaların tek çözümü, yine PTT teknolojisidir.
Söz PTT'den açılmışken, tüm halkımızı ve tabii özellikle basınımızı bir konuda uyarmayı da görevim sayıyorum.
PTT ile aranızda bir olay varsa, hemen kızmaya kalkmayın PTTye .. Benim yukarda yaptığım gibi yapın ve... Olumlu yanından bakmaya çalışın o olaya.
Telefonunuz komşunun telefonuyla karışıyor ve buna da dört aydır bir çare bulunamıyorsa, PTT’ye kızmak yerine, bu güzide müessesemize örneğin, minnettar olmaya çalışın.
“Telefonum ya komşunun telefonuyla karışıyor olmasaydı da, tüm mahallenin telefonlarıyla karışıyor olsaydı, o zaman daha mı mutlu olacaktım?”
Mektubunuz iki ay gecikmeyle gelmiş ve diyelim siz, küplere biniyor, PTT’ye veryansın ediyorsunuz.
Bir düşünsenize... Mektubunuz iki ay gecikmeyle değil de, oniki ay gecikmeyle gelseydi ne yapardınız?
Ya da paramparça olarak elinize geçen paketin içindekilerin yarısı dökülüp yok olmasaydı da, ya tümü dökülseydi de elinize ezik büzük boş bir paket geçseydi daha mı iyi olurdu?
PTT’ye kızmak, öfkelenmek yerine, ona minnettar olabilirsiniz. Çünkü bunu başarabilmek için, gayet iyi biliyorsunuz, elinizde bol bol olanaklarınız var
Ben, kendi payıma,
“Bir daha yapmayacağım” diyorum.
Yemin etmiyorum, söz vermiyorum, fakat sadece söylüyorum:
“PTT’yi asla eleştirmeyeceğim” diyorum
“Hele hele, PTT’nin telefon santrallerinde görevli hanım kızlarımızı, asla ve asla eleştirmeyeceğim."
Bir sistemin bozukluğunu vurgulamak için, simgesel bir nedenle de olsa, ağzımı açıp, PTT telefon santralinde çalışan hanım kızlarımız hakkında bundan böyle tek kelime bile söylemeyeceğim.
Bilmediğim bir numarayı sormak için 011 numarayı çevirdiğimde... Telefonun önce, yine 526 kez çalmasını sabırla bekleyeceğim, o sabır döneminden sonra devreye girebilen otomatik yanıt makinesinin
“Şu anda bütün 011 kanalları doludur. Lütfen telefonunuzu kapatmadan bekleyiniz” mekanik yanıtını yine sakin sakin dinleyeceğim... Ve Allah bilir ne kadar bir süre sonra karşıma çıkacak olan görevli bayana, numarasını öğrenmek istediğim kişinin adını söylediğim an onun,
“Nerede oturduğunu biliyor musunuz?" canlı sorusuyla karşılaştığımda, sinir hapımı önceden almamın yararını bir kez daha göreceğim...
işte bu soru ve bu sorunun soruluş ses tonu karşısında dahi birinci vazifemin, hep
susmak, susmak ve yine de susmak olacağı akıllılığını her zaman yeniden bir kez daha kanıtlayacağım.
Hiçbir ahval ve şerait içinde dahi ağzımı açmamam gerektiğini biliyorum.
Yeni yeni kurulan santrallerle, telefon numaraları trafiğine yeni yeni katılan numaraları bize tanıtabileceği bir rehber bile hazırlayamadığı için de asla eleştirmeyeceğim PTT’yi.
Asil Nadir ve onun paralı günler arkadaşlarının yayımladıkları Altın Rehber’den sonra, yeni bir telefon rehberi hazırlamayı bir türlü becerememesinden ötürü,
“12 milyonluk bir kenti telefon rehbersiz bırakan kurum" özelliğiyle
Rekorlar Kitabı’ na geçmeye aday olması karşısında da asla ses çıkarmayacağım PTT’ye.
Tamam mı, tüm PTT telefon santrallerinde görevli hanım kızlarımız?
Öfkenizi giderebilmeniz için bakın nasıl da uslu bir çocuk oluverdim birden.
Orhan Şahin’ in telefonunu şayet bir kez daha sorarsam ve siz yine
“Orhan adı mı, soyadı mı?” diye sorduğunuzda ben de
“Orhan adıdır, efendim” diye yanıt vermezsem...
Siz
“Nerede oturuyor?” diye sorduğunuzda ise,
“Karşıda” diye yanıt vereceğim yerde size
Orhan Şahin’ in ev adresini vermezsem, hatta o an evinin hangi odasında ve odadaki hangi koltukta oturduğunu söylemezsem...
Söz... Birbirinizle nöbetleşerek devam edin yine, evimin telefonunu çaldınp çaldırıp, sabaha kadar uykumu kırk kez
; bölerek, sabaha kadar bana
“İyi geceler, iyi uykular” dilemenize...
Etiketler:Çin, kent, Kurum, ptt, rehber, Rekorlar Kitabı, sabır, santral, santral görevlisi