21 Mart 1993

Nerede bizim o mirasımız?..

  Bir anlaşma yapalım bugün sizle. Önce, iç sayfalarımızda “Ev­vel Zaman İçinde” bölümümüzdeki ya­zımı okuyun, ondan sonra sürdürün bu yazımı okumayı... “Evvel Zaman içinde” bö­lümümüzdeki yazımda, sahip olduğum servetimin ikisini açıklamıştım: Biri Cerrahpa­şa Tıp Fakültesi idi, öteki ise Topkapı Sarayı idi. 1981 yılında onların bir bö­lü kırk beş milyon hissesine sahiptim. Her ikisinin de bu­gün galiba altmış milyonda bir hissesine sahibim... Benim zenginliğime bakın, kendi zenginliğinizi görün. Tek tek tümümüz, aynı oran­da paylaşıyoruz ortak servetimizi. Aynı oranda ortaklaşıyo­ruz, aynı oranda paylaşıyoruz da, acaba aynı oranda tanıya­biliyor muyuz sahip olduğu­muz servetimizi? Size bugün, bunlardan bi­rini, Süleymaniye Camii’mizi tanıtacağım: Yabancıların “muhteşem”, yabancı olmayanların ise “Ka­nuni” sıfatıyla tanımladıkları Sultan Süleyman, sadece kendi döneminin değil, ken­dinden sonraki tüm dönemle­rin de en büyük mimarı ve us­tası Mimar Sinan’dan istemiş­tir bu camiyi yapmasını. Mimar Sinan da, 60 yaşın­da başladığı bu yapıtını, tam yedi yıl sonra, 1557 yılında ta­mamlamıştır. Klasik Osmanlı mimarisi­nin büyük yapıtları arasında yer alan Süleymaniye Camii, Mimar Sinan’ın, Edirne'deki Selimiye Camii'nden sonra gelen ikinci önemli camiidir. Selimiye Camii’ni “ustalık eseri" olarak tanımlayan usta­nın ifadesiyle Süleymaniye Camii, onun “kalfalık eseri” dir. Süleymaniye Camii, çev­resindeki yapılarda işlevlerini sürdüren kültürel, eğitsel ve toplumsal kurumlarıyla bü­yük bir külliye oluşturmaktadır. Tıp bilimlerinin öğretildiği birden fazla tıp medresesinin yanısıra, ilkokul çağındaki öğrenciler için de okul ve kütüp­haneyi de çatısı altında topla­maktadır. Cami olarak ikinci sırayı alan Süleymaniye, külliye ola­rak da aynı sırayı almaktadır. Fatih Külliyesi’nden sonra İs­tanbul’da kurulmuş ikinci bü­yük külliyedir, Süleymaniye Külliyesi. Mimar Sinan, cami avlu­sunun dört köşesine yerleştir­diği dört minarede değişik özellikler kullanarak, simgesel işaretleri okuyabilecek denli bilgi sahibi kişilere anısal bil­giler de vermektedir. Ön cephenin iki köşesin­deki minareler, cami tarafında olan iki minareye oranla daha kısadırlar ve ikişer şerefelidirler. Cami tarafındaki iki uzun minarenin ise üçer şerefeleri vardır. Mimar Sinan bu dört mi­nareyle, Kanuni Sultan Süley­man’ın, İstanbul’un fethinden sonraki dördüncü padişah ol­duğunu anlatmaktadır, ikisin­de ikişer, ikisinde de üçer şe­refe bulunan bu dört minare­deki toplam on şerefeyle de, Kanuni Sultan Süleyman’ın, Osmanlı padişahları sırala­masında onuncu olduğunu be­lirtmektedir. Süleymaniye Camii’nin minareleri, bir başka özellikle­riyle de dikkat çekmektedir­ler. Boyları birbirinden deği­şik bu minarelerin kubbeye yakın olanlarını uzun tutarak, uzak olanlarını ise kısa yapa­rak Mimar Sinan, camiye piramit biçiminde bir görünüm kazandırmıştır. Süleymaniye Camii, mi­marisinin üstünlüğü kadar, klasik devrin en güzel örnek­lerini taşıyan süslemesiyle de büyük bir önem taşımaktadır.   Dörtyüz elli yıldan bugüne taşıdığı elle tutulabilir, gözle görülebilir özellikleri ve güzel­liklerinden başka Süleymani­ye Camii’nin bir başka özelliği ve hatta güzelliği daha vardır ki... Bir kez, on kez değil, bin kez de gitseniz artık göreme­yeceğiniz, bulamayacağınız bu özelliği ve güzelliği, bir usta­nın mimari dehasını anıtlaştı­ran fiziksel varlığının da ötesinde, bir dönemin insanımı­zın manevi değerlere ne denli büyük önem verdiğini belirt­mesi açısından özellikle bugün, bambaşka bir anlam taşı­maktadır. Şu anda elimde, çok özel arşivlerden bulduğum ve Sü­leymaniye Vakfıyesi’nin bir bölümünü oluşturan tarihsel bir belge var. Süleymaniye Camii’ne imam olabilmek için kişilerde aranan koşulların sıralandığı ve kimbilir kaç kez okudu­ğum bu belgeyi, bir kez de siz­le birlikte okumak istiyorum:   “1- Alet ilimlerini ve yük­sek ilimleri bilecektir. 2-  Arapça’yı ve Farsça’yı bi­lecektir. 3-  Onların yanında Latin­ce’yi de bilecektir. 4-  Kefere Dini (Kafirlerin Dini) ile dinimiz İslam’ı muka­yeseli olarak bilecektir. 5-  Ata binecek, spor yapa­cak, güzel görünüşlü olacak ve güzel giyinecektir. 6-  Evlenmiş olacak, karısı bir tane olacak ve güzel bir ka­dın olacaktır. (Harama bakmaması için.) . 7-  İlm-i Teşrihi (insan ya­pısı ilmi) bilecektir. 8- Gündelik olarak da bu imama 15.000 akçe verilecektir.   Dört yüz elli yıllık bir za­man diliminin, tüm acımasız­lığıyla duvar köşelerinin kes­kin inceliğini bile yıpratamadıkları Süleymaniye Camii, bu zamanın mekanının ve bu zamanın insanının arasında, bir Mimar Sinan erişilmezliğinin anıtı olarak yüceliğini ko­rurken... Bir yandan da, şimdi serap olduğunu bildiğimiz düşsel varlığıyla, kökenimiz toplumun bir dönemdeki yö­neticilerinin, insana ve İs­lam'a olan içtenlikli saygıları­nın özlenesi anılarını çağrıştırıyor. Bu toplumun bu özellikleri de ortak mirastır, ortak servet­tir ama... Bu servetten payına düşen hakkını hiçbir mirasçı­mız alamamıştır... Servetin hem de böylesi bi­le yok edilmiş çünkü, kimseye ondan nasibini aldırmadan...

Etiketler:, , , , , , , ,

YASAL UYARI: Bu sitede yer alan tüm içerik, METE AKYOL'a aittir. METE AKYOL'un yazılı izni olmadan, bu içeriğin kopyalanması, imzalı veya imzasız kullanılması, 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.

Menu Title