12 Ocak 1992
İlk Türk otomobili DEVRİM ne oldu?
Cumhurbaşkanı Cemal Gürsel, 29 Ekim 1961 günü,
Türkiye Büyük Millet Meclisi salonunda düzenlenen Cumhuriyet Bayramı töreninden çıktıktan sonra, basamakları hızla inerek, merdivenin altında bekleyen ilk Türk otomobili
“Devrim”e yaklaştı ve…
Elini otomobilin kaportası üzerinde dolaştırıp, çevresindeki gazetecilere döndü:
“Altı ay önce söylediklerimi hatırladınız, değil mi çocuklar?” dedi.
“Türkiye'de otomobil yapılacaktır dedim ve işte yapıldı. Şimdi de bu Türk yapısı otomobile biniyorum.”
Ve yüzünden kolaylıkla okunan bir gurur ve mutluluk ifadesiyle Devrim'e bindi.
İlk Türk otomobilinin yapımında büyük hizmetleri geçen mühendis Rıfat Serdaroğlu sürücü koltuğuna oturdu ve otomobili çalıştırdı. İlk Türk otomobili, yapımcısının yönetiminde, yapım emrini veren Cumhurbaşkanıyla hareket etti.
Devrim, Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin önündeki alanda bir tur attıktan sonra, içindeki konuğu biraz önce hareket ettiği noktaya getirecekti. Fakat bir şey oldu galiba...
Devrim yapması beklenen yarım kilometrelik turun yansında durdu. O da ne? Gürsel, otomobilden indi. Yüz metre yarışı yapan atletler gibi biz gazeteciler, olduğumuz yerden fırlayıp Gürsel'e doğru koşmaya başladık. Gürsel, elinden oyuncağı alınmış bir çocuk gibi üzgündü. Dokunsanız ağlayacaktı sanki.
“Niçin durdunuz Sayın Paşam? , “Devrim hakkındaki görüşleriniz, Sayın Cumhurbaşkanım”,
“Devrim’ i nasıl buldunuz Sayın Paşam?” Cumhurbaşkanı Gürsel hiçbirimizin sorularını duymuyor, hiçbirimizin yüzüne bakmıyordu.
Sonu bir bayram günü gözyaşlarıyla noktalanan Devrim otomobili olayı, altı ay önce yine bir bayram günü başlamıştı. Ulusal Egemenlik Bayramı’ndan üç dört gün önce. Başbakanlık merdivenlerinde Gürsel’le makine mühendislerimizi çekiştirdik".
“Makine mühendislerinin dün kongreleri vardı, Sayın Paşam” dedik. “Türkiye’de otomobil yapılamaz diyorlar. Bu konuda sizin görüşünüzü alabilir miyiz?”
Devlet Başkanı Gürsel, birden kaşlarını çattı:
“Böyle bir iddiayı asla ciddiye almam” dedi. “Bu millet, gerektiğinde donanmanın yelkenlerini atlastan, halatlarını ibrişimden yapabilecek kudrette bir millettir. Böyle bir millet, elbette otomobil de yapabilir.”
Makine mühendisleri, Gürsel'in bu sözlerini okudukları gün, yeni bir demeç vererek
“Türkiye’de otomobil yapılmasının asla mümkün olamayacağını” bir kez daha belirttiler.
Onların bu karşı görüşlerini de ilettik Devlet Başkanı Gürsel’e.
Bu kez yanıtı az ve öz oldu
: “Türkiye’de otomobil yapılabilir veya yapılamaz demiyorum, Türkiye'de otomobil yapılacaktır diyorum. Bu konuda son sözüm budur.”
Türkiye’de otomobil yapılması konusunda ilk resmi girişim, Gürsel'in bu sözünden tam bir hafta sonra, 22 Nisan 1961 günü yapıldı. O günün tarihini taşıyan (18- 1959)
sayılı “Çok Gizli” Başbakanlık yazısı, bayram tatili başlamadan bir saat önce motosikletli bir memur tarafından Ulaştırma Bakanlığı’na gönderildi.
Yazıda şöyle deniliyordu:
“Memleketimize has bir otomobil motoru imali ve örnek olarak da bir yerli otomobil numunesinin vücut bulmasını müteakip, diğer memleketlerin en iyi evsaftaki otomobilleriyle mukayesesinin yapılarak hatalarının da tespiti suretiyle bu otomobilin zamanla tekamül ettirilmesi mevzuunun ivedilikle tetkiki...”
TCDD mühendisleri bu emir üzerine, kimi beşer kişilik tam yedi ekip oluşturdular.
Fren ekibi, motor ekibi, aksesuar ekibi, elektrik ekibi, karoser ekibi, şanzıman-diferansiyel ekibi ve suspansiyon-direksiyon ekibi kurulur kurulmaz çalışmalara başladılar.
Ekiplerin çalışma alanları TCDD Ankara Fabrikası ve TCDD Eskişehir Fabrikasıydı.
Karoser yapmak için presler yoktu. İthal malı pres ise doların on liranın altında olduğu o günlerin parasıyla üç milyon lira tutuyordu. Mühendisler beton kalıplar yaptılar, karoseri çektirme yöntemiyle biçimlendirdiler.
Yabancı akü kullanılmadı, İstanbul’dan Mutlu Kavel’e yaptırıldı. Fabrikada mühendisler bir yarış heyecanı içindeydiler. Makine Mühendisi Rıfat Serdaroğlu kendi elleriyle çizip, kendi elleriyle yaptığı bu ilk Türk motorunun çalışma sesini duymadan önce sevinmek istemiyordu.
Bir örneği olmayan motor marşa basıldığında patlayabilirdi ve bu da kesinlikle ölüm demekti. Serdaroğlu, marşa basmadan önce motorun çevresine çelik bir kafes yaptı ve ancak bu önlemden sonra
“Haydi hayırlısı” diyebildi.
İlk Türk motorunun
“saat gibi” çalıştığı haberi Çankaya Köşkü’ne ulaştığında Devlet Başkanı Cemal Gürsel, birlikte bir görüşme yaptığı Başbakan Yardımcısı Fahri Özdilek'i kolundan tutup kaldırdı:
“Müjdem var sana Fahri Paşa, müjdem var” dedi,
“ilk Türk motoru iki dakika önce çalışmaya başladı. Haydi gel fabrikaya gidelim, görelim.”
Devlet Başkanı Gürsel, TCDD Ankara Fabrikası'na girer girmez, efeler gibi gürledi:
“Görelim bakalım şu yavruyu” dedi.
Ve
“yavru” yu bir süre seyredip, sesini dinledikten sonra kendini tutamayıp, sadece motorun sesini değil gözlerinde oluşan yaşları da bastırırcasına bir coşkuyla, yüksek sesle bağırdı:
“Aslan be... Aslan be” dedi. Sonra da, mühendis Rıfat Serdaroğlu'nun kolunu tuttu, ona döndü:
“Bu işleyen motor yar ya, mühendis bey” dedi,
“işte bu motora Türk motoru derler. Türk motorudur bu motor.” Mühendis Serdaroğlu da duygulanmıştı:
“Evet, Sayın Paşam, Türk motorudur bu motor” dedi.
“Sadece bu değil, bundan sonra daha yüzlerce, binlerce motora da Türk motoru diyeceğiz.”
Gürsel’in göz pınarlarında biriken yaşlar, sicim gibi yanaklarından süzüldü. Fahri Özdilek'e döndü:
“Ben bu ilk Türk moturunu sanki torunummuş gibi seviyorum” dedi
.
“Çok güzel bir motor bu. Sesi de kendi de çok güzel bu motorun.”
Takvimler
27 Ekim 1961 tarihini gösteriyordu. Her şey ucu ucuna yetiştirilmişti. Şu anda elimizde alınlarında
“DEVRİM” yazılı dört adet Türk otomobili vardı. Dört
“Devrim” de, üç ayrı tip motor kullanılmıştı. Dört numaralı Devrim, en geliştirilmiş motora sahipti. Bu motorun çizimleri yapılırken Mobil şirketi piyasaya yüksek oktanlı benzin çıkarmıştı. Bu benzin üstünlüğünden yararlanmak amacıyla, bu motorda sıkıştırma oranı yüksek ayarlanmıştı. 29 Ekim sabahı Devlet Başkanı Cemal Gürsel’e bu motorun bulunduğu
Devrim’in sunulması kararlaştırıldı.
Dört numaralı Devrim, TCDD Eskişehir Fabrikası’ndan alınarak trene konuldu, 28 Ekim günü akşamı TCDD Ankara Fabrikası’na teslim edildi.
“İçinde çok az miktarda yüksek oktanlı benzin var” dediler. “Yarın sabah törenin yapılacağı meclis binasına giderken, Sıhhiye Meydanındaki Mobil istasyonundan benzin doldurmayı unutmayın. Yüksek oktanlı benzin sadece orada var.”
29 Ekim sabahı Devrim fabrika kapısından çıkar çıkmaz karşısında, kırktan fazla resmi makam otomobili buldu.
Başbakan Yardımcısı, bakanlar, yüksek rütbeli subaylar, bazı genel müdürler, Devrim' i karşılamak ve tören alanına onunla birlikte gitmek için fabrikaya gelmişlerdi. Devrim, işte bu siyah otomobiller konvoyu arasında yola çıktı ve tabii ki, konvoydan ayrılmadığı için de Sıhhiye’deki Mobil istasyonuna uğrayamadı, benzinini alamadı.
Devrim, meclis binası önüne gelince, mühendis Kemalettin Vardar fabrikaya telefon etti ve bir bidon benzin aldırtıp, acele göndermelerini istedi. Fabrikadan bir görevli, yüksek oktanlı benzin dolu bidonu getirir getirmez, Kemalettin Vardar benzin deposunun kapağını açtı, benzin bidonunu aldı ve görevliye döndü.
“Huniyi ver, evladım” dedi.
“Bende huni yok efendim” dedi görevli.
Kemalettin Vardar ve Rıfat Serdaroğlu, bir gazete buldular kıvırıp gazeteden huni yaptılar. Fakat gazete kağıdı üzerine benzin dökülünce birden hamur oluverdi, içindeki benzin de yerlere aktı.
“Dikkat, Kemalettin Paşa geliyor.” Devlet Başkanı Cemal Gürsel, TBMM binasından çıkmış ağır ağır merdivenleri iniyordu Kemalettin Vardar birden paniğe kapıldı. Avuçlarını birleştirdi, benzin deposunun ağzına tuttu: “Rıfat çabuk ol, benzini böyle koyalım.”
Devlet Başkanı yanlarına geldiğinde bu iki mühendis benzine bulaşmış ellerini ceketlerinin arkasında sildiler. Gürsel elini Devrim'in üstüne koydu ve gazetecilere döndü:
“Altı ay önce söylediklerimi unutmadınız değil mi?” dedi.
“Türkiye’de otomobil yapılacaktır dedim ve yapıldı. İşte şimdi de biniyorum.”
Gürsel, yüzünden kolaylıkla okunan bir gurur ve mutluluk ifadesiyle ilk Türk otomobiline bindi. Mühendis Rıfat Serdaroğlu ise direksiyona geçti.
Devrim, çevredeki herkesin alkışları arasında hareket etti ve kırk-elli metre gittikten sonra birden durdu.
“Niye durduk, Rıfat Bey?...”
Rıfat Serdaroğlu, gerçeği açıklamaktan başka bir şey yapamadı:
"Sayın Paşam, depoda yeteri kadar benzin yok da” diyebildi. Gürsel, tek kelime söylemeden aşağı indi. Elinden oyuncağı alınmış bir çocuğun üzüntülü yüzünden farksızdı yüzü. Dokunsanız ağlayacak gibiydi. Hiçbirimizin sorularını duymuyor, hiçbirimizin yüzüne bakmıyordu. Gözlerini çok ilerlerde bir yerlere dikmişti. Dikkat çekecek kadar bir süre öyle durduktan sonra dudakları hafif hafif kıpırdadı
: “Batı kafasıyla otomobil yaparız, Şark kafasıyla içine benzini koymayı unuturuz" dedi.
Ve Devrim’e başını bile çevirip bakmadan, makam otomobilinin durduğu noktaya doğru yürümeye başladı.
Tören alanında o an duyulabilen tek ses, Cemal Gürsel'in ayak sesleriydi. Makam otomobiline binip, alandan ayrılırken onu yakından görenler gözlerinden yaşlar süzüldüğünü gördüklerini söylediler.
O günden sonra Devrim’i hiç kimse hiçbir yerde göremedi. Dört Devrim’i aldılar, TCDD Eskişehir Fabrikasında kapalı kapılar arkasına kilitlediler.
Devrim, her geçen gün biraz daha paslandı, biraz daha çürüdü..
Ve sonunda "tanınmaz" oldu, “yok" oldu.
Etiketler:27 Ekim 1961, Batı kafasıyla otomobil, İlk Türk Motoru, İlk Türk otomobili “Devrim”, İlk Türk otomobiline kim bindi?“ Cemal Gürsel, Şark kafası, Şark kafasıyla benzini koymayı unuturuz, TCDD, Türkiye’de Türk otomobili, Yerli otomobil “Devrim”