11 Nisan 1993

4. Murad’dan Vali Ağabey’e

Çok valinin adı soya­dı, değil Türkiye ge­nelinde, görev yaptı­ğı ilin komşu illerin­de bile bilinmemek­tedir. Bir Antalya’lıya Burdur Valisi’nin adını soya­dını sorun, bilmemesi bir ya­na, bunu bilmesinin gerekme­diğini de rahatlıkla söyleye­cektir. Samsun'lu yurttaşın Si­nop Valisi’nin adını bilmedi­ği Kayseri’ li bir yurttaşın Nevşehir Valisi’ nin adını bil­mediği bir ortamda, hatırlar mısınız, yedi sekiz yıl öncesi­nin Tokat Valisi’ nin adı tüm Türkiye'ye nasıl da yayıldı ve yurdun hemen her köşesinde nasıl da bilinir, tanınır oldu. Çünkü Tokat Valisi Recep Yazıcıoğlu, çok ilin valisi gibi, uslu bir “Ankara çocuğu” olup, Ankara'nın tüm “Yap" dediklerini yapan, tüm ‘Yap­ma” dediklerini yapmayan, Ankara'nın gönderdiği parayı, Ankara’nın dediği işte harca­yan bir “uygulamacı” vali ol­mak yerine... “Ben hizmetimi, halkın yararına olduğunu aklın, mantığın doğru kabul ettiği esaslara ve görev yaptığım ilin kendine özgü koşullarına göre yerine getiririm” diyen hem halkçı, hem de yepyeni­likçi bir vali tipi oluşturdu. Fakat kendisinin bu yep­yenilikçi kafa yapısını anlaya­bilecek denli yepyenilikte bir kafa yapısına sahip gazeteci­lerle karşılaşamadığı için, tüm Türkiye’ye bu özelliği yerine, hiç de kendine ait olmayan bambaşka bir kimlikle tanıtıl­dı. “Yobaz vali” denildi... “İç­kiyi haram ilan edip, To­kat'ta içkiyi yasaklayan vali” denildi. “Sigara içilmesine bile yasak getiren faşist vali” denildi ve sonunda... Kendisi­ne yakıştırılmaya çalışılan tüm bu sıfatlar toparlanıp, bir takma adda özetlendi: “Dördüncü Murat” adı ta­kıldı ona. Tokat Valisi Recep Yazıcıoğlu’ yu hem olduğu gibi ta­nımak, hem de olduğu gibi ta­nıtmak amacıyla Tokat’a git­tiğimde gözüme ilk çarpan ne oldu, bilir mi­siniz? Makam odasındaki kristal sigara küllükleri. Benim gö­züme ilk çar­pan bu kül­lükleri, ben de onun gözüne çarptırdım: “Bu kül tablalarının makamınızda ne işi var, Sayın Vali Bey?” dedim. “Tüm To­kat’ta uygula­dığınız sigara yasağı yoksa makam oda­nıza henüz gi­remedi mi?" Bu soruma aldığım yanıt, babasının ona yaptığı haksızlıklar dizisinin ilk kez tanığı yaptı beni. “Bir meslekdaşınızın bir olayı yanlış anlamak isteme­si, o olayı tüm okuyucuların da yanlış anlamalarına neden oldu”' dedi “Ben sadece, devlet dairelerinde birkaç memurun birlikte oturdukları odalarda sigara içilme­sini yasakladım. Bir kişi siga­ra içerek kişisel bir keyif sü­rerken, onunla aynı odada çalışan mesela üç arkadaşını, o tek kişinin dumanından korumak istedim ve o neden­le bu uygulamayı başlattım.” Yine gazetelerde okudu­ğum başka bir “yasak uygulaması” sordum Vali Bey’e: “Alkollü içkileri de pek sevmiyormuşsunuz” dedim “O nedenle lokantalarda rakı içilmesini de yasaklamışsı­nız." Vali Recep Yazıcıoğlu, yi­ne tebessüm etti: “Lokantalarda bir kişiye, büyük şişe rakı verilmesini yasakladım, sadece” dedi “Bir kişi, lokantada en fazla, 35’lik denilen bir küçük şişe rakı içebilir. Fazlasını içmek isteyenler, lokantada etrafla­rını rahatsız edeceklerine, gitsinler evlerinde istedikleri kadar içsinler dedim, o ka­dar...” Vali Recep Yazıcıoğlu si­gara da içmiyordu, alkollü içki de içmiyordu ama, sigara içen kişilerle karşılıklı oturuyordu, sohbet ediyordu; dostlarını ya da konuklarını, alkollü içki içilen sofralarda rahatlıkla ağırlıyordu. Sigara ve içkiye koyduğu sağlıksal ve toplumsal amaçlı kısıtlamaların basında çok yanlış yansıtılmasına ise pek o kadar aldırmıyor, hatta üzül­müyordu da... Basının onu üzen tek davranışı, Tokat’ta başlattığı ve başarıyla uygula­dığı bir “kalkınma modeli"ni tüm Türkiye’ye örnek olabile­cek netlikte ve açıklıkta duyu­ramaması idi. Ona çok üzülü­yordu. Birçok yöneticinin “Recep Yazıcıoğlu modeli” tanımıyla, Recep Yazıcıoğlu'nun kendi­sinin ise “Tokat modeli” tanı­mıyla adlandırdığı bu modeli Recep Yazıcıoğlu Türkiye’de ilk kez Tokat’ta uyguluyordu ve... Uygulama biçimiyle de, uygulama sonuçlarıyla da bu modelin tüm Türkiye’ye ör­nek gösterilmesini istiyordu. Adı ne olursa olsun, bu modelin özünü “Mamudizmle savaş” oluşturuyordu. Hem eskimişliğini, hem de büyüklüğünden ötürü kaybet­tiği dinamizmini özetleyen “Mamudizm” sözcüğüyle ta­nımladığı bu suçlaması, dev­letin hantallaşmış yapısına Vali Recep Yazıcıoğlu’nun kendine özgü bir yakıştırmasıydı. “Yönetim yapımız tama­men eskimiş, tükenmiş, çağın gelişmelerinin çok uzağında kalmıştır” diyerek önemli bir ülke gerçeğini dile getiren bu “ele avuca sığmayan” Vali, “Tüm kamu hizmetlerinin merkezden planlanmasına, tüm gelirlerin merkezde top­lanmasına, tüm ödeneklerin merkezden gönderilmesine” isyan ediyor ve... “Yaşadığım yer evimdir, evimin içini ise ben yönetirim” görüşünü va­tandaşa kabul ettirmeye çalışa­rak, kahvehanelerde “Devlet pişir, ağzıma düşür” tembelli­ğiyle bekleyen halka bir çeşit "Haydi iş başına” borusu çalıyordu. Vali Recep Yazıcıoğlu, To­kat’ta ilçe ilçe, köy köy dolaşa­rak vatandaşlara bu ülke ger­çeğini bir Derviş sabrıyla tane tane ve açık açık anlattı: “Ankara'da yapılan plan­larla ve Ankara'dan gönderi­len paralarla Tokat’ın köy okulları otuz yılda, sağlık ocakları ise kırk yılda tamam­lanır” dedi “Fakat, başta gö­nüllü emek katılımınız olmak üzere, siz de köyünüzün mese­la okuluna, mesela sağlık evine sahip çıkarsanız, Tokat’ın tüm köylerinin, tüm ilkokul ve tüm sağlık evi eksiğini elbirliğiyle en geç iki yıl içinde tamamlayabiliriz. Otuz, kırk yıl bekleyecek olanlar, kendi­lerine orta şekerli birer kahve daha söylesinler, kuzu kuzu beklemelerine devam etsin­ler... Köylerinin bir an önce okul ve sağlık evine kavuşma­sını isteyenler ise, kollarını sı­vasınlar, benimle gelsinler...” Vali Recep Yazıcıoğlu bir anda arkasında, onbinlerce ki­şilik bir gönüllüler ordusu bul­du. Yapılarda gönüllü işçilik yapma kararları yanısıra bu köylüler ayrıca, hane başına 20 bin liradan 250 bin liraya kadar değişen tutarlarda köylerinin okulu ve sağlık evi için parasal katkıda da bulunuyorlardı. Çeşitli bakanlıkların hiz­metleri için o bakanlıklarca To­kat’a gönderilen ödenekleri “Bu Milli Eğitim hizmetleri için, bu Sağlık hizmetleri için” diyerek ayrı ayrı hesap­larda toplamak yerine Vali Yazıcıoğlu, Ankara'dan gönderi­len tüm ödenekleri, il özel ida­resinin gelirleriyle birlikte bir “torba bütçe”de biraraya getir­di ve... Elde ettiği bu büyük parayı “toptan alış-peşin ödeme” yöntemiyle kullanarak, demir, çimento, kereste, çakıl, tuğla ve kiremit gibi yapı malzeme­lerini yarı fiyatının da altında satın aldı, elinin altında bir ara­ya getirdi. Sonra da bu malzemeyi, “Sizler artık birer şantiye şe­fisiniz” dediği kaymakamlara ve köylerde de muhtarlara gön­dererek, okul ve sağlık evi ya­pımları başta olmak üzere, kö­yün tüm gereksinimlerinin karşılanmasına başlattı. 1984 yılından sonra uygula­maya geçirilen bu yöntem so­nunda Tokat, iki yıl içinde 3000 derslik ve öğretmen loj­manı, 3000 yatak kapasiteli altı öğrenci yurdu, 176 adet sağlık evi ile il ve ilçe merkezlerinde­ki iş hanları, dükkanlar ve em­niyet, jandarma, tarım kurum- larına ait yapılarla toplam 2000 yeni yapıya sahip oldu. Tüm bu yapılar, “toptan alış-peşin ödeme" yöntemiyle yarı fiyatından düşük bir bedel karşılığında satın alınan 25 bin metreküp kereste, 50 bin ton çimento, 10 bin ton demir, 20 milyon adet tuğla, kiremitle ve... 600 köyden sağlanan 1986 yılının beş milyar liralık para­sal katkısıyla yapıldı. Tokat Valisi Recep Yazıcıoğlu’ nu halka “sigara yasakla­yan, içki yasaklayan”  özellikle­riyle tanıtan basın, onu Türki­ye’ ye getirdiği yepyeni "Tokat modeli” nin başarılı uygulayıcı­sı olarak tanıyıp alkışlayınca ve halka da bu özelliğiyle tanıtıp alkışlatınca... Üç gün mü geçti, üç hafta mı geçti, yoksa üç ay mı geçti bilemem, birgün bir de baktık, Tokat Valisi Recep Yazıcıoğlu, bir anda Aydın Valisi olup çıkı­verdi. “Ne oluyor, ne bitiyor?” de­meye kalmadan bir de baktık, Aydın Valisi Recep Yazıcıoğlu bu kez Erzincan Valisi oluver­miş. "Niye oldu, nasıl oldu?" di­ye sormaya zaman bulamadan, geçen yılın o uğursuz Mart’ında tüm Türkiye bir kez de Erzincan depremiyle sarsılın­ca... Onu gerçek özellikleriyle tanıyanlar, işte o zaman "Re­cep Yazıcıoğlu iyi ki Erzin­can Valisi olmuş" dediler. Çünkü en iyi onlar bili­yorlardı Erzincan’ın ve Erzincanlı'ların şimdi en çok Recep Yazıcıoğlu’ ya gereksi­nim duyduklarını ve... En çok onlar inanıyorlar­dı Erzincan'ın ve Erzincanlı'ların maddesel yaralarının en acımasız bir biçimde ve en kısa sürede onunla sarıla­cağına... Erzincan depreminin üzerinden bir yıl geçtikten sonra da, ona inananlar, ona güvenenler, bu duygularında asla yanılmadıklarını gördü­ler. Devletin tüm olanakları­nı seferber ettiği, ulusun tüm dayanışma duygularını maddesel yardıma dönüş­türdüğü “Erzincan şantiye­si’ nde Recep Yazıcıoğlu, “hantal bir yönetim biçimi”ni elinin tersiyle bir kenara itip, kendine özgü "Halk için, halkla beraber Vali" tipinin yeni bir örneği­ni sergileyerek, Erzincan'ın ve Erzincanlı’ların madde­sel yaralarının, hem de za­manından çok önce sarılma­sını sağlarken... Bir yandan da Erzin­can’ın sınırlarını aşıp, tüm Türkiye’ye, ayakkabıları ki­reç kaymaklı, pantalonu çi­mento tozlu, ceketi demir pası lekeli, el­leri kiremit, tuğla renkli bir “Vali Ağa­bey” tipi ka­zandırdı...

Etiketler:, , , , , , , , , , , ,

YASAL UYARI: Bu sitede yer alan tüm içerik, METE AKYOL'a aittir. METE AKYOL'un yazılı izni olmadan, bu içeriğin kopyalanması, imzalı veya imzasız kullanılması, 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.

Menu Title