14 Kasım 1993

Cavlak Köyü ilkokulu ve mektuplar..

Cavlak yolu, Kars'ın Se­lim ilçesinin içinden geçer, tarlalardan dolaşır, tepelerden kıvrılır, küçük bir dereden at­lar ve altı kilometre sonra köye varır. Cavlak Köyü’nde önce ço­ban köpekleri, sonra da halk karşıladı beni. “Muhtar Enver Doğan’ ı gör­mek istiyorum” dedim "Bura­da mı?” Köylüler önüme düştüler, muhtarın evine götürdüler be­ni. “Sarıkamış'ta, Devlet Has­tanesinde elektrikçi Kazım Doğan’ ı tanır mısınız, muhtar bey?” “Tanımam olur mu? Kar­deşimdir” dedi. "İşte beni o gönderdi si­ze” dedim "Köyde, kendi ba­şınıza, bir odada okul açmış­sınız. Görmek istedim. Hem köyünüzün adresini verdi, hem de sizi görmemi söyle­di. Ayrıca selamı da var.”  Muhtar Enver Doğan’la birlikte Cavlak Köyü İlkokulu’na gittim Kapıda, öğret­men Binali Alyurt'la tanış­tım. Milli Eğitim Bakanlığı, on yıl aralıksız yineledikleri “Köyümüzde okul açılma­sını istiyoruz” yazılarına yanıt vermeyince, köylüler köy bütçesinden para ayır­mışlar, bu binayı kirala­mışlar ve kendileri bir okul yapmışlar. Yarısı oda, yarısı ahır­dı, okul olarak kullanılan yapının. Ahır kapısından girili­yordu okula. Koyu bir hayvan pisliği kokusu içinde kaldım. “Hayvanlar bu bölmede du­rur” dedi muhtar ve dar kapıyı gösterdi. İçeri girdik. Binanın okul olarak kullanılan bölümüy­dü burası. Dört adım boyunda, dört adım eninde bir odaydı, okul. İki yanda üçer, ortada ise iki sı­ra vardı. Tahtayı hiç tanımayan, marangozluktan hiç anlamayan kişilerin ellerinden çıktıkları hemen anlaşılıyordu sıraların. Kıymıklı, çivili, eğri büğrü çakı­lı tahtalardan yapılmıştı sıralar. "Öğrenci velileri bir araya geldiler, onlar yaptılar bu sıra­ları” dedi on yıllık öğretmen Bi­nali Alyurt "Kırkbeş öğrenci­miz, beş sınıfımız vardır. Sa­bahlar, birinci, ikinci, üçüncü sınıfları okuturuz, öğleden son­lan dörtle beşi.” Yer, topraktı. Duvarda, iki küçük pencere vardı. İçeriye çok az ışık sızıyordu. Tavana baktım. Eşit aralıklarla dizilmiş üç tane tomruk gördüm. Üstlerine tahtalar çakılmıştı. Tahtaların arasından toprak görünüyordu tavanda. Tek sınıflı okula girildiğinde sağ tarafta, bir saç soba göze çarpıyordu, "Tezek yakarız. Buralarda tezekle ısınılır. Her çocuk, sı­rayla tezek getirir evinden.” Üzerine kolunuzu dayasanız, yıkılacakmış gibi duran bir öğ­retmen masası, bir sandalye ve cam kapaklı bir dolap vardı. Se­kiz tane kitap saydım dolapta. Beşi, öğrencilerle ilgili değildi. Sınıfın, hakçası okulun sağ köşesinde, Atatürk’ün çeşitli za­manlarda çekilen fotoğraflarının yapıştırıldığı iki tablo vardı. Ka­pının üstünde Türkiye haritası, onun da üstünde bir Atatürk resmi duruyordu. İkisinin de al­tında, bir gazete tarafından oku­yucularına, “Cumhuriyet'in 50. yılı armağanı" olarak verildikle­ri yazıyordu. Okulda tuvalet yoktu, fakat “karşıda harman yeri vardı." “Kışın, öyledir, çok soğuk olur. Fakat tezek sobamız var. Sonra, birinci bölmede hayvan­lar durur. Kışın hiç çıkmazlar. Onların sıcaklığı da vurur içeri. İdare ediyoruz, işte. Ne yapa­lım?" Cavlak Köyü'nde bir görün­tü dışında herşey üzüntü ve utanç veriyordu kişiye. Üzüntü ve utanç vermeyen, aksine, kişi­ye sevinç ve gurur veren o gö­rüntü ise, muhtarın ve öğretme­nin sırtlarındaki ceketleri, boyunlarındaki kravatlarıydı. Her ikisi de, çünkü bu köyde "Devlet'ti. Ve “Devlet”, özellikle bura­larda, ceketli olmalıydı, kravatlı olmalıydı. Ciddi, önemli ve say­gıdeğer olmalıydı, yani. Cavlak Köyü İlkokulu ­dürü Binali Alyurt’tan, iki hafta sonra bir mektup aldım. Cavlak Köyü İlkokulu ile il­gili bir başka yazımın yayınlan­masından sonra ise ondan, bir mektup daha aldım. İki mektubu da ilk kez şimdi dosyalarımdan çıkarıyorum ve benim de, onun ondokuz yıl ön­ce yazdıklarımızı, bugün bam­başka duygularla gözlerinizin önüne seriyorum: Sayın Mete Akyol, 18 Kasım 1974 tarihli yazını­zı, bütün köylüleri sizlerin gördüğünüz okul binasında topla­yarak onlara okudum. Tüm köylülerimizin sizlere olan şükran borçlarını bu ya­zımda dile getirmelerini istedi­ler. Hakkınızda memnuniyet verici konuşmalarla toplantı­mız sona ermişti.     Okulumuzla ilgili yazdığı­nız yazıyı elbette ki binlerce ki­şi okumuştur. Bu arada Sayın Necla Key ve Sayın Süeda Sü­mer hanımlar da yazınızdan etkilenerek, Anadolu'nun ücra köşesinde bulunan okulumuz öğrencilerinden şefkatlerini esirgemeyerek, okulumuza ders araç ve malzemeleri gön­dermiş bulunuyorlar. Bu mal­zemeleri okula getirdiğimde, yine velileri okula toplayarak gözleri önüne serdim. Bu olanağın sizler tarafın­dan sağlandığını bildiren köy­lüler, size yardımınızdan dolayı ve Sayın Necla Key ile Sayın Süeda Sümer hanımlara da yardımlarından dolayı teşek­kür ve saygılarını sunarlar. 3.XII.1974 Saygılarımla, Binali Alyurt Cavlak Köyü İlkokulu Müd.   Binali Alyurt'un ikinci mek­tubu ise şöyleydi:   Sayın Mete Akyol,   26.01.1975 tarihli yazınızla bizlere ikinci kez yardımcı ol­duğunuz için sizlere şükranla­rımızı sunarız. Yine Türk-Amerikan Üni­versiteliler Derneği Başkanları Bayan Necla Key ve Süeda Sü­mer hanımlar bir elektrik mo­toru, bir mikroskop ve her yö­nüyle Atatürk kitabıyla bir bayrak gönderdiler. İstanbul Misakı Milli ilko­kulu da çeşitli okul malzemele­ri ve yüz adet okul kitabıyla birlikte öğrenci önlük, yakalık, giyim eşyaları gönderdiler. Yine İstanbul'dan, bir ev hanımı olan Bayan Müşerref Ergen de yeteneklerince bize yardımda bulundular. Size ve bu yardımseverlere köy halkı, öğrenci ve öğretmenlerimiz adına teşekkürlerimizi sunarız. Evet, Savın Mete Akyol. Siz­lere tek istirhamım vardır. Bu aşağıda yazacağım yazının aynısını acaba yayınlar mısınız?   Başlık: CAVLAK İLKOKULU Ben on yıllık bir ilkokul öğ­retmeniyim. Okul hususundan çok mahrum olan Kars İli, Se­lim İlçesi-Cavlak Köyü'nde va­zifemi şevkle basit bir odada yürütüyorum. İlgililere okul yapımı için çok müracaatta bulundum. Hiçbir netice elde edilmedi. Şimdiyse bize yardımda bulu­nacak şahıs ve yardımseverlere duyurmak istiyorum bu dileği­mizi. Örneğin, Tire’de ortaokulu kendi hayrına yapan yardımse­ver vatandaşımız gibi. Okul ya­pımı için gerekli taş, kum, ağaç ve işçimiz mevcuttur. Köy hal­kı, öğrenci ve öğretmenleri eli­mizden gelen son gayretimizi göstereceğimize, yardımseveri­mize söz veriyoruz. Yıllardır kuraklıktan zarar gören, perişan olan, fakir dü­şen, maddi güçten mahrum olan bu halkımızı ve geleceğin kurtarıcıları olan Cavlak'taki mini mini yavruları manevi yönden kurtarmak isteyen yar­dımseverlere şükranlarımızı sunarız, yazışmalarını bekleriz. 23.4.1975 Cavlak Köyü ilkokulu Mü­dürü Binali Alyurt   Sizi şimdi de Kars’ın Sarı­kamış İlçesi’nin, Karaurgan Bucağı'na götüreceğim. Oradaki ilkokulu da anlata­cağım size: KARAURGAN İLKOKULU “Bir kaza olabilir korkusuy­la öğretmenler, ilkokul binası­na kadar birlikte geldiğimiz halkı içeri almadılar. Kars'ın, Karaurgan Bucağı’ndaydık. Karaurgan Bucağı, Horasan ve Sarıkamış’a kırkar kilometre uzaklıkta, bir dağın tepeleri arasında kuruludur. "Bu bina 1910 yılında, Ruslar tarafından yapılmıştır” de­di öğretmen Yaşar Özkan “Ve yapıldığı günden bugüne kadar da, tek çivi çakılmamıştır bu binaya." Karaurgan İlkokulu öğret­menleri Yaşar Özkan, Fariz Ünal ve Osman Çakır’la birlikte okul binasına girdik. Pencerelerde cam yoktu. Çerçeveler çürümüştü, kopmuş­tu, kırılmıştı. Naylonla örtülüy­dü pencere boşlukları. “Isıtamadık bu kış okulu” dedi Yaşar Özkan. Sınıflardan birinde, birkaç sırayı çektiler, döşemeyi göster­diler. Döşeme çürümüştü. Büyük büyük delikler vardı yerde. "Bir de tavana bakın şimdi, lütfen." Tavan da yer yer çürümüştü. Tavanda da büyük büyük delik­ler vardı. Orta bölümü ise, aşağı doğru kamburlaşmış. “Okul binası içinde koşuş­malarını yasak ettik çocukla­ra” dedi Fariz Ünal "Bir çocuk koşmaya görsün. Tavandan, toz, toprak dökülüyor sınıfla­ra.” Atatürk'ün bir fotoğrafını asmak islemişler duvara. "Duvarda nereye bir çivi çaktıysak, o yerden iki, üç avuç genişliğinde parçalar döküldü yere.” Yaşar Özkan sesini kısarak konuştu: "Birkaç gün sonra 23 Nisan geliyor" dedi “Çocuklara, ‘Padişah ülkeyi yönetemiyordu.  Hep kendini düşünüyor, ulusunu hiç düşünmüyordu' diyerek 23 Nisan'ın anlamını anlatmak zorundayım. Ben bu çocuklara Cumhuriyet’i nasıl anlatayım?  Buralarda öğretmenlik yapmanın bir güçlüğü de, işte bu." Karaurgan İlkokulu’nda üç öğretmen de, çocuklarla birlikte kendi hayatlarının da her an tehlikede olduğunu söylediler. Dışarı çıktığımızda gördük. Halk okulun önünde büyük bir kalabalık oluşturmuştu. Öğretmenlerle birlikte dışarı çıktığımızda, hemen hepsi birden konuşmaya başladı. Hepsi aynı anda konuşuyordu, fakat hepsi ayrı şeyler söylüyordu. "Radyo birgün ‘Okul çöktü, 150 çocuk öldü’ diye söylerse, belki o zaman haberdar olur varlığımızdan, hükümet.” Halkın söylediklerinden defterime not edebildiğim tek cümle bu olabildi. Öteki söylenenleri onlar söylemediler, ben duymadım.” 1975 yılında yayınlanan bu yazımdan üç ay kadar sonra, okul müdürü Fariz Ünal’dan aşağıdaki mektubu aldım:   14.1.1976, Karaurgan Sayın Mete Bey, Sözlerime, mahalli ozanın sözleriyle başlayıp, hep onun üzerinde duracağım: "Aman Gazeteci, gel bizim köye... Ben söyleyim bizim halleri de yaz." Bu çağrıyı mı duymuştu­nuz? Sizler Karaurgan'a geldi­ğinizde kahvenin önünde otur­muştunuz, halk başınıza top­lanmış dertleşirken, ben de öğ­retmen arkadaşlara, durumu görüp, köylülerin saflıklarına sizlerin de gönül eğlendirmek için gezip dolaşan herhangi bir gazeteci, içi dışına benzemeyen birisi diye düşünmüş, sizlere değer vermemiştik. Bu intiba üzerimize, politi­kacılardan oturdu. Hep istis­mar edildik. Notlar aldılar, gö­rürsünüz dediler, derhal dedi­ler, başka ne derdiniz varsa on­ları da söyleyin dediler... Fakat netice, Yahya Ke­mal'in Sessiz Gemisi’ne döndü: “Birçok gidenin herbiri memnun ki yerinden, birçok seneler geçti, dönen yok sefe­rinden." Sizler hakkında yanlış dü­şündüğümüzü davranışlarınız anlattı bize. Mahcup olduk. Özür dileriz, bütün arkadaşla­rımız. Karaurgan’da dert ve dilek­lerimizi dinledikten sonra Sarıkamış'a müteveccihen hareket ediyordunuz. Yol üzerinde Kurbançayırı Köyü’nün muhtarı, “Beni de arabanıza alır mısı­nız?” dedi. Saygıdeğer bacımız, öndeki kendi yerini köylü vatandaşa verip, arka koltuğa geçti, oraya oturdu. Köylünün insan yerine ko­nulduğuna ilk defa şahit olduk. Bütün Ankara ve İstanbul ka­dınları böyle düşünüp, böyle davransalar, bizleri bölecek, bizleri birbirimizden kopara­cak kuvvet tasavvur edilebilir mi? Okulumuzu gezerken Ata­türk’ün fotoğrafını asacak yer bulamıyoruz. Üstümüze toz, toprak akıyor demiştim. Sizlerin Kars'a uğramasın­dan sonra Milli Eğitim Müdü­rü, Vali ve diğer ilgililer gelip, okulu gezdiler. Okulumuz bü­yük bir onarıma alındı. Artık başımıza topraklar dökülmü­yor. Bütün sınıflarımızın ayrı ayrı Atatürk köşeleri var. Öğ­rencilerimiz endişesiz ders ya­pıp, cıvıl cıvıl ötüşüyorlar. Bir kısım noksanlarımız varsa da bunlar zamanla telafi edilebi­lir. Daha önce durumu sizlere bir mektupla anlatmış ve (Ankara'daki) Ayşe Abla İlkokulu'nun bizlere yaptığı çok bü­yük yardım için mümkünse ga­zetenizde bu hususa değinme­nizi istirham etmiştik. “Mutlaka, mektup elinize geçmemiştir. Bizlere Ayşe Abla İlkokulu'ndan çok büyük çapta vardım yapıldı. Bu yardım bütün öğretmen ve öğrencilerimizi sevindirdi. Hatta okulumuzda devamı sağ­ladı. Yetim ve kimsesiz çocuk­lara, o büyük defterleri, kalem­leri verdiğimizde onların sevin­cini görseydiniz, mutlaka gözle­riniz yaşarırdı sizlerin de. Yalnız, bu yardıma muka­bele edemediğimiz için çok üz­günüz. Yazın Doğu güzel olur. Arkadaşlarla birlikte sizleri da­vet etmeyi tasarladık. Soğuk su başlarında sizlere yoğurt ekmek ikram edeceğiz. Karaurgan'a uğramanız bizlere çok şeyler kazandırdı. Sizleri ve yengemizi daima say­gı ile yadedeceğiz. Bütün gaze­tecilerin sizler gibi olmasını di­leriz. Selam, sevgi ve hürmetle­rimizi sunarız. Öğretmen arkadaşlar adı­na, Fariz Ünal Karaurgan İlkokulu Md. Sarıkamış. Not: Gelecek mektuplarım­da sizlere köylerden bazı ger­çekleri yazacağım.   Başta sorduğum sorumu, bu iki yazı ve bu üç mektuptan son­ra şimdi kendi kendimize de so­rabiliriz: “Nasılız?... İyi miyiz?” diye­biliriz, kendi kendimize de... Ya da... Ondokuz, yirmi yıl öncesini hatırladıktan sonra, şimdi kendi kendimize hatır sormak yerine, il­gililerden hesap sormak için de kullanabiliriz bu yazıları ve bu mektupları, birer belge olarak...

Etiketler:, , , , , , , , , , , ,

YASAL UYARI: Bu sitede yer alan tüm içerik, METE AKYOL'a aittir. METE AKYOL'un yazılı izni olmadan, bu içeriğin kopyalanması, imzalı veya imzasız kullanılması, 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.

Menu Title