06 Kasım 1974

Doğuda Hayvancılık (2)

  DOĞU’nun saygılı insanının gözünde bir jandarma eri “Devlet” tir. Bir mahalle bek­çisi, bir tapu memuru, hatta hastanedeki bir hastabakıcı bile “Devlet” tir doğunun saygılı insanının gözünde. Doğuda onlar, devlete en saygılı insandır­lar. Fakat şimdi “Devlete kırgındırlar." Devlete kırgın olduklarını söyleyenler, ger­çekte devlete değil, hükümete, hatta hükümete de değil, hükümetin bir bakanlığına kırgındırlar. Hastane kapısında bir hastabakıcının, ken­dilerine biraz sert davranışı karşısında bile o hastabakıcıya değil de, “Devlete kırılan” doğu­nun duygulu insanları, şimdi de Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’nın bir ters davranışı karşısında kırılmışlar devlete. "Sözünü tutmadı devlet" diyorlar.. "Bizi güç duruma soktu devlet” diyorlar.. "Bizimle eğlen­di devlet" diyorlar.. Sarıkamış'ta bir kahvehanede Halit Boztepe, Hacı Mecit Çelik, Polat Şengül, Aslan Taşdemir, Kazım Doğan, Hüseyin Gürbüz, Ziya Kartal, Hacı Ahmet Polat, Aslan Laçin konuşuyorlar.   "Devlet bize, yaz ayında (Aman hayvanınızı satmayın. Devlet size saman, yem getirecek, ucuz fiyata verecek)dedi. Biz de devlete güven­dik. İnandık.. Hayvanımızın para ettiği yaz aylarında satmadık. Bekledik, ne ot geldi, ne sa­man geldi. Hayvanlar eridi, bitti. Şimdi su fiya­tına elden çıkarıyoruz hayvanlarımızı." Sözlerine beni inandırmak için bana da hay­van satmak istediler.   “Ver şurada beşyüz, ya altı yüz lira, sana seç seç al, istediğin hayvanı satalım" dediler.   “İkinci bozukluk da, kredi işidir" dedi Hacı Mecit Çelik. Ve “Devlet” in verdiği kredinin ellerine hangi koşullar altında, ne miktarda geçtiğini anlattı: "Kulağını radyoya verirsin, dinlersin ki ,laf­tan mangalda kül kalmıyor. Hayvancılığı geliştirmek, kalkındırmak için doğuya şu kadar milli lira kredi verilmiştir derler radyoda. Siz de Ankara'larda, İstanbul’larda, Allah bilir ya, bu paranın amma da çok işimize yaradığını sanırsınız." Aslan Taşdemir’in, fazla laftan sabrı taştı. Hacı Mecit Çelik’in sözünü kesti: “Bırak şimdi laf kalabalığını da işin esasını anlat. Lafı harmanlayacaksan bırak da biz söy­leyelim.” Hacı Mecit Çelik bırakmadı, kendi devam etti: "Bize verilen kredi, hayvan başına 18 lira, koyun başına iki liradır. Burada on hayvanı olan da zengin takımından sayılır. Kredi veriliyor diye adam köyden kalkar, Sarıkamış'a iner. On hayvanı var, 180 lira alacak, değil mİ? Önce veterinerden hayvanların aşı kâğıdını getirecek ki kaç hayvanı olduğu belli olsun. Sonra noter faslı var işin. Daha beteri, sıra faslı var. Parayı almak için adam burada en az üç gün, beş gün bekler. Burada otelde yatak başı onbeş liradır.” “Üç öğün de yemek, tabii...” Hep bir ağızdan itiraz ettiler : "Burası şehir mi, efendi?" dediler. "Burada kim üç öğün yemek yer? Bir öğün yeriz biz." Hacı Mecit Çelik devam etti: "Üç gün otel, onbeş liradan kırkbeş lira eder. Üç öğün yemek de, o da onbeş liradan kırkbeş lira eder. Gitti mi doksan lira. Neymiş, hayvan başına 18 liradan on hayvan İçin 180 lira kredi alacakmış. Hem, 180 liranın hepsini tek kuruş masraf etmeden alsa ne olur ki?... On hayvanın bir günlük ot parası. Bu işde bir bozukluk yok mu yani?" Doğuda, çok kahvehanede, çok sokakta, kaşları çatık, yüzleri asık insanlar gördüm de, bunların yüzlerinin asıklığının, kaşlarının çatık­lığının hep, kara kara düşünmekten olduğunu sandım. Galiba biraz yanılmışım gibi geliyor şimdi bana.. Doğulu insanlar, alo Ankara, biraz kırgınlar..    

Etiketler:, , , , , , , , ,

YASAL UYARI: Bu sitede yer alan tüm içerik, METE AKYOL'a aittir. METE AKYOL'un yazılı izni olmadan, bu içeriğin kopyalanması, imzalı veya imzasız kullanılması, 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.

Menu Title