30 Ağustos 1992

Bir boşvermişlik öyküsü…

Bir kurtuluş zaferinin, her yıl yenilenerek yi­nelenen coşkularla kutlandığı bir bayram gününde size, Nezahat Onbaşı' tanıt­mak istiyorum. Nezahat Onbaşı, Kurtuluş Savaşı’ mızın komutanlarından Albay Hafız Halit Bey’in sekiz yaşındaki kızıdır. Annesini kaybettiği o yıl Nezahat'ın elinden babası tutmuş ve götürebileceği başka bir yeri ve kimsesi olmadığı için onu, an­cak kendi gidebildiği yere, cep­heye götürebilmiştir. Nezahat, babasının dizi di­binde bir çocukluk dönemi de­ğil Gediz ve Sakarya Cepheleri'nde, Birinci ve ikinci İnönü savaşlarının "meydanları”nda bir askerlik dönemi yaşamıştır. Çocukluğunu yaşamaya fır­sat bulamadan Nezahat, çocuk­luk yaşına karşın, savaş iklimi­nin yetiştirdiği bir savaşçı olmuş­tur. Ve adını, cephe arkadaşları askerlerin taktıkları “Onbaşı” rütbesiyle bütünleştirmiştir. Kurtuluş Savaşı sürerken kurulan Büyük Millet Meclisi”nin Birinci Dönem Bursa Mil­letvekili Operatör Emin Bey, meclisin 30 Ocak 1921 tarihli otu­rumunda Başkanlık Divanı’ na bir önerge vermiş ve “12 yaşında, bilfiil müsademata (çarpışmala­ra) iştirak eden Nezahat Hanım'ın İstiklal Madalyası'yla tal­tif edilmesi" isteğinde bulun­muştur. Ve daha sonra kürsüye gele­rek bu konuda şu açıklamada bu­lunmuştur: “Efendim, bu Nezahat Ha­nım denilen küçük hanım, mini mini hanım, sekiz yaşında ök­süz kalmış. Babasının da baş­ka kimsesi olmadığı için ba­basının kucağına düşmüş ve harbi umumide muhte­lif cephelerde bu çocuk harp içinde büyümüştür. Hafız Halit Bey denilen zat da, gayet kahraman bir kumandanımızdır. Kızı Nezahat Hanım, o kahraman babaya layık bir çocuktur. 6 çocuk kendi eliyle yüzü müteca­viz düşman öldürmüştür. Ne zaman bir neferin, bir zabitin sarsıldığını görse, hemen yanına koşar, "Haydi beraber çarpışalım" der, onun­la beraber çarpışır. Bu çocuk muhtac-ı taltiftir. İlk istiklal madalyasını bu çocuğa verirsek, büyük bir kadirşinaslık gösteri­riz. Ha, onu da arzedeyim: Bütün­ askerlerimiz buna “Türk Jandark’ı" namını vermişler­dir.” Bursa Milletvekili Operatör Emin Bey’ in bu konuşmasından sonra İzmit Milletvekili Hamdi Namık Bey kürsüye gelmiş ve bu konuda o da şu konuşmayı yap­mıştır: "Halit Bey'le kerimesini ben de tanırım. Hakikaten böyledir. Türklerin bir Jandark'ı addolu­nabilir. Yalnız bendeniz diyo­rum ki, pek kıymetli addettiği­miz İstiklal Madalyaları'nı Yu­nan madalyalarına benzetme­mek için 12 yaşında bir çocuğa verilmesini caiz görmüyorum. Bendeniz, muvafıksa, Büyük Millet Meclisi namına bu kıza büyüdüğü zaman çeyizini temin edecek bir hediye takdim ede­lim diyorum." Bolu Milletvekili Tunalı Hil­mi Bey ise, “mini mini Nezahat Hanım”a, paşalık rütbesi veril­mesini önermiştir. Onun Büyük Millet Meclisi kürsüsünde yaptığı konuşma ise, Birinci Büyük Millet Meclisi’ nin zabıtlarında şöyle yer almıştır: "Efendim, bendeniz ilk defa olmak üzere Osmanlı tarihinde bir paşa hanım görmek istiyo­rum. Kendisine mirimiran (tuğ­general) rütbesinin tevcihini teklif ediyorum. Yalnız nişan değil, bir de rütbe.” Kurtuluş Savaşı’ ndaki kah­ramanlıklarından ötürü Nezahat Hanım, bir İstiklal Madalya­’yla mı ödüllendirilsin, yoksa büyüdüğü zaman çeyizini temin edebileceği bir hediyeyle mi ödüllendirilsin konusunda Büyük Millet Meclisi bir karar alama­yınca, bu konuyla ilgili başka bir karar almıştır. “Konunun, Büyük Millet Meclisi Başkanlık Divanı’ na ha­vale edilmesi ve Nezahat Hanım’ın nasıl bir armağanla ödül­lendirilmesi kararının, Başkan­lık Divanı'nca kararlaştırılma­sı" önerilmiştir. Başkan bu öneriyi Milletve­killeri’ nin oylarına sunmuştur. Oylama sonucu öneri kabul edil­miş ve bir karara bağlanması amacıyla konu Başkanlık Divanı'na havale edilmiştir. Havale edilmiştir de ne ol­muştur, bilir misiniz? Bilemezsiniz. Çünkü hiçbirşey olmamıştır da ondan bilemezsiniz. “Savaş kahramanı bir kızı­mızın nasıl bir armağanla ödül­lendirileceğine karar verilmesi amacıyla "Büyük Millet Meclisi Başkanlık Divanı” na gönderilen konu, burada rafa kaldırıldığı an­da biçim ve anlam değiştirmiş, bir ucu 1921 yılının Ocak ayında, bir ucu 1986 yılının  Temmuz ayında olan dev bir boşvermişlik abidesi olarak tam altmışbeş yıl altı ay süreyle yer edinmiştir kendine, kaldırıldığı o rafta. Ve ancak 1986 yılında, Türki­ye Büyük Millet Meclisi’ nin o yıllardaki Başkanı Necmettin Karaduman tarafından farkedilebilmiştir bu boşvermişlik abi­desi. Başkan Karaduman, hemen bir şild hazırlatmış, üst bölümün­de Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin ambleminin yer aldığı şil­de, şunları yazdırtmıştır: "İstiklal Savaşımız sırasında üstün hizmeti ve yararlılıkları TBMM tutanaklarıyla tespit edilen Sayın Nezahat Baysel'e şükran duygularımızla... Nec­mettin Karaduman, TBMM Başkanı.” Haber, 1986 yılının 9 Temmuz günü basında şöyle yeralmıştır: "Kurtuluş Savaşımızda büyük fedakarlık ve üstün kahramanlık gösteren 13 yaşındaki bir genç kıza Türk ulusunun minnet, şükran ve takdir duygu­larının iletilmesi için birinci Bü­yük Millet Meclisi’nin 30 Ocak 1921 günkü oturumunda alınan bir karar, aradan tam 65 yıl geç­tikten sonra dün, TBMM Başka­nı Necmettin Karaduman tara­fından uygulandı. Kurtuluş Savaşı'na 8-12 yaş­larında katılan ve TBMM’nin ödülünü 13 yaşında hakeden "Nezahat Kızımız", bu ödülünü dün 78 yaşında bir anneanne olarak alırken, "Beni böyle bir ödüle layık gören ulusuma ve onun temsilcisi TBMM'ne şük­ran ve minnet duygularımı sunarım" dedi ve gözyaşlarını tutamayarak ağladı. 30 Ağustos Zafer Bayramı coşkusunun çağrışımıyla size bugün Kurtuluş Savaşı’ mızın kahraman kızı Nezahat Baysel’i ta­nıtayım istemiştim ve... Onu tanıtırken, ulusça övündüğümüz kahramanlık özelliğimizi de gözler önüne çıkarayım istemiştim... Ayrıca, bir kahramanlık olayını ödüllendirmek isteyen milletvekillerimizin bu davranışlarıyla ise, yine ulusça övündüğümüz kadirşinaslık özelliğimizi de gözler önüne çıkarayım istemiştim ama… Ulusça dövündüğümüz bambaşka bir özelliğimiz çıkıverdi ortaya kendiliğinden, tüm bu özelliklerimizin dizi dibinden…

Etiketler:, , , , , , , , , , , , , , ,

YASAL UYARI: Bu sitede yer alan tüm içerik, METE AKYOL'a aittir. METE AKYOL'un yazılı izni olmadan, bu içeriğin kopyalanması, imzalı veya imzasız kullanılması, 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.

Menu Title