Menü
Kategoriler
8mart1992evvelzaman
Cevdet Sunay’ın yok edilen TV röportajı
08 Mart 1992 1992
TELEVİZYONUN ilk kez yayın yaptığı 31 Ocak gecesi, televiz­yoncular tarafından "doğum günü” ilan edilmişti. Televizyon yöneticileri ise doğum gününün her yıldönü­münü, televizyon çalışanlarıy­la birlikte sazlı, sözlü ve dansözlü, yemekli, içkili ve eğlen­celi bir gecede kutlamayı gele­nek haline getirmişlerdi. Televizyon yöneticilerinin gelenek haline getirdikleri bir başka özellik ise, her yıldönü­mü gecesi ekrana, alışılagel­miş programların dışında, alı­şılagelmemiş ilginçlikte prog­ramlar da getirmekti. 1970 yılının 31 Ocak’ının cu­martesi gününe rastladığını görünce, TV’nin doğum günle­rinin alışılagelmemiştik moda­sına ben de uydum ve... İki yı­la yakın bir süredir, her cu­martesi akşamı genellikle tiyatro, sinema ve ses sanatçıla­rıyla röportajlar yaptığım “An­kara'daki Meşhurlar” progra­mına bu doğum yıldönümün­de, Cumhurbaşkanımız Cev­det Sunay’ı konuk etmeyi önerdim. Televizyon Daire Başkanı Mahmut Tali Öngören, bu önerimi koşullu kabul etti: “Cumhurbaşkanı Sunay’ la röportaj yapabilirsin ama ön­ceden filme çekilmek koşu­luyla" dedi "Yoksa, Cumhurbaşkanı'yla stüdyoda canlı yayına çıkacağını sanıyorsan, şimdiden unut bunu..." Mahmut Tali Öngören, sır­tında taşıdığı yılların deneyi­miyle mesleğin hem içinden geliyordu... Hem de televizyon yayıncılığı ve tekniği konu­sundaki kitaplarıyla ve üniver­sitede verdiği dersleriyle, mes­leğin “hoca"larının başında gelen, “içimizden bir” yöneti­ciydi. Başkanımız, ağabeyimiz ve hocamız Mahmut Tali Öngö­ren, bu üç sıfatının verdiği "mesleksel hak”la, üç canlı ya­yın sabıkamdan ikisini hatırlat­tı: "Ekrana Toros ayısı fotoğra­fı getirip, sonra da Kasım Gülek diye sunmanı yeni yeni unutmaya çalışıyorum" dedi “Ayrıca, Fikret Otyam’ ın bir katırla yan yana çektirdiği fo­toğrafını ekrana getirip, (sol­daki sizsiziniz, değil mi?) diye sorduğunu da unutmuş deği­lim." Ağızları Kasım Gülek ve Fik­ret Otyam “sütünden yanan" TRT yöneticileri, haklı olarak, Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay “yoğurdunu üfleyerek yemek” istediler. Çankaya Köşkü'ne resmi başvuruda bulunduk ve televiz­yonun doğum günü yıldönü­münde yayınlanmak üzere Sa­yın Cumhurbaşkanımız’ la bir röportaj yapmak ve bu röportajı filme çekmek isteğimizi bildirdik. Soracağım soruları önceden bildirmem koşuluyla, bu röportajı yapabileceğim bildirildi. Tümü, insansal özelliklerle il­gili sorularımı Çankaya Köş’ne verdim, çekim günü için randevu aldım ve beş gün sonra da, TRT’nin tarihinde hiçbir yapıma nasip olmayan kalabalıkta bir teknik kadroyla Çankaya Köşkü’ne gittik. Cumhur­başkanı Sunay ve ben, bir ma­sanın çevresindeki koltuklara oturduk. Karşımıza iki kamera ve kim bilir kaç açıdan ışık ve­ren projektörler yerleştirildi. Cumhurbaşkanımız, önce­den gönderdiğimiz sorularımı­za yanıtlarını, Arap harfleriyle küçük bir kağıda yazmıştı. Bu kağıdı çıkardı, masanın altında kaldığı için kamera tarafından görülmeyeceğinden emin ola­rak, dizinin üstüne koydu ve ben sıradaki sorumu sordukça o da, dizinin üstündeki kağıttan sorunun yanıtını okumaya baş­ladı. Sorularımdan biri “Sizde as­kerlik sevgisi ne zaman ve na­sıl başladı?” idi. Cumhurbaşkanı Sunay, bu sorumu da, önceden hazırladığı biçimde kağıttan okuduktan sonra birden durdu ve... Kağıtta yazılı olmayan, aklına o an ge­len bir bölüm daha ekledi yanı­tına: “Hem bizim zamanımızda askerlik çok şerefli bir meslek­ti" dedi. Böylesi bir yanıtla karşılaşan röportajcının o an hemen yap­ması gereken mesleksel ve ulu­sal görevi, böylesi yanıtı önce tül perde yumuşaklığındaki, daha sonra ise şayak kalınlığın­daki kumaşlara sarıp, yumuşat­mak ve yok etmektir. Ben de bu görevimi yerine getirdim: “Askerlik, elbette, şimdi de çok şerefli bir meslek, değil mi Sayın Cumhurbaşkanı’ m?" dedim. Sayın Cumhurbaşkanı' m, “Elbette", "Tabii ya...” "Orası muhakkak" gibi bir yanıt verse, sorun kalmayacak, ben de sırada ki bir başka soruma geçeceğim. Ben bu üç yanıttan birini olsun beklerken, Sayın Cumhurbaşkanı’ mdan, üstelik bir de, havada yarım daire çizercesine bir el işareti destekli şöyle bir yanıt geldi: "Şimdi de öyle gibi görünüyor ama..." dedi “Şimdikileri geç” Cumhurbaşkanımızla röportajımız bittikten sonra, Mahmut Tali Öngören beni bir ke­nara çekti: “Bir Cumhurbaşkanı’nın sözleri sansür edilemez, anladık ama...” dedi. “Söylesene, onun askerlikle, askerlerle ilgili bu sözlerini nasıl yayınlayabiliriz?” Birlikte bir formül bulduk. Filmi hemen yıkayıp, montajını yapacaktık ve yayından önce Çankaya Köşkü'ne getirip Sayın Cumhurbaşkanı’ mıza gösterecektik. Kendisi filmi seyrederken, nasıl olsa bu dil sürçmesinin farkına varacak ve o bölümü çıkarmamızı emredecekti. 26 Ocak pazartesi günü çekilen film, yayına verilebilecek biçimde 29 Ocak perşembe günü hazırlandı ve Cumhurbaşkanı'nın beğenisine ve tabii gerçekte denetimine sunulmak üzere, önceden saptandığı gibi, aynı günün akşamı Köşk'e gö­türüldü. Çankaya Köşkü’ nün büyük salonu o akşam için, bir sinema salonuna dönüştürülmüştü. Yan yana ve arka arkaya dizil­miş sandalyelerin oluşturduğu sıraların en önünde, Cumhur­başkanımız Cevdet Sunay ve eşi Atıfet Sunay ve aile yakınlarından birkaç kişi oturdular. Onların hemen arkasındaki sı­rada ise Mahmut Tali Öngö­ren, Meral Savcı, Ayla Erdemli ve ben yerlerimizi aldık. Daha arkalardaki sıralarda ise, Baş­yaver Albay Turgut Bahadır, havacı, karacı ve denizci yaver­ler. Köşk'te görevli Milli İstih­barat Teşkilatı temsilcisi ile Köşk'ün öteki görevlileri sıra­landılar. Beyaz perdedeki görüntünün sesi ise, bir arkadaşı­mızın kucağında taşıdığı ses al­ma aygıtından gelecekti. Sesci arkadaşımızı bizim sıra­ya ve tam Cumhurbaşkanı’mızın arkasındaki sandalyeye oturttuk. “Malum bölüm” geldiği za­man bu arkadaşımızın “özel gö­revi” ses alma aygıtının ses düğmesini biraz daha açmak ve “kendi malum sözlerini", Cumhurbaşkanı'mızın kolaylıkla duymasını sağlamaktı. Sesci arkadaşımız, üzerine düşen görevi hakkıyla yerine getirdi. Filmin gösterimi bittik­ten sonra Cumhurbaşkanımız Sunay’ın, filmden bu bölümü çıkarmamızı emretmesini bek­ledik. Fakat o arka sıraya dön­dü, Mahmut Tali Öngören’ in, Meral Savcı, Ayla Kıdemli ve benim ellerimizi sıktı ve tümü­müze bakarak şöyle dedi: “Tebrik ve teşekkür ede­rim... Çok güzel olmuş." Sunay salon kapısından çı­karken arkasından yetiştim; “Sayın Cumhurbaşkanım, bir maruzatımız var, efendim” dedim “Yayına daha iki gün var. Bu arada filme eklememi­zi ya da filmden çıkarmamızı emrettiğiniz bölümler varsa, lütfen şimdi emir buyurursa­nız, biz de bu değişiklikleri iki gün içinde rahat rahat yapa­rız, efendim.” Cumhurbaşkanımız, direktif­lerini kesin bildirdi: “Ellerinize sağlık, çok güzel olmuş” dedi "Bir milimetrosuna dokunmanızı istemiyorum. Bir militmetro ilave yapmanız da yasak, bir milimetro çıkar­manız da yasak. Anlaştık mı? Tamam mı? Haftanın sadece üç gecesi yayın yapan Ankara Deneme Televizyonu, 29 Ocak 1970 ge­cesi yayınını kapatırken, iki gün sonraki yayının programı­nı da açıkladı:”Televizyonun kuruluş yıldönümü nedeniyle Çankaya Köşkü'nde Sayın Cumhurbaşkanımız Cevdet Sunay'la özel olarak yapılan röportaj, saat 21.05'te Anka­ra'daki Meşhurlar programı­mızda yayınlanacaktır.” İki gün sonra, 31 Ocak 1970 akşamı saat 19.30'da televiz­yon o geceki yayınına başlar­ken, aynı "müjde”yi, gecenin programını açıklarken de ver­di. Ve saat 21.05’e geldiğinde, "Ankara'daki Meşhurlar” ın yerine de, Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay'ın yerine de, ses sanatçısı Nesrin Sipahi çıktı ekrana ve... Televizyonun o doğum gününü, Nesrin Si- pahi'yi seyredip, Nesrin Sipahi'yi dinleyerek kutladık. Peki, Cumhurbaşkanımız Sayın Cevdet Sunay'la özel olarak yapılan röportajın filmi­ne ne oldu? Mahmut Tali Öngören, çok özel bir sır olarak açıkladı: “O gece yayın saatinden ön­ce iki albay geldi, filmin Ge­nel Kurmay tarafından isten­diğini söylediler ve...” Galiba biraz da askerce bir güçle, filmi almışlar, götür­müşler. Çok kişi TRT yapımı sadece “Yorgun Savaşcı”nın filmi ya­kıldı bilir... Oysa “Yorgun Sa­vaşçı” dan yıllar önce, bir baş­ka TRT yapımı, "Yorgun Rö­portajcı” nın filmi yakılmıştır da üzerinden en az yirmi yıl geçip, dumanının da kokusu­nun da yok olması beklenene kadar, kimseciklerin habe­ri bile olmamıştır bundan, bugüne kadar, bu dakikaya kadar...
Bir Cevap Yazın
*
Menu Title