TELEVİZYONUN ilk kez yayın yaptığı 31 Ocak gecesi, televizyoncular tarafından
"doğum günü” ilan edilmişti. Televizyon yöneticileri ise doğum gününün her yıldönümünü, televizyon çalışanlarıyla birlikte sazlı, sözlü ve dansözlü, yemekli, içkili ve eğlenceli bir gecede kutlamayı gelenek haline getirmişlerdi.
Televizyon yöneticilerinin gelenek haline getirdikleri bir başka özellik ise, her yıldönümü gecesi ekrana, alışılagelmiş programların dışında, alışılagelmemiş ilginçlikte programlar da getirmekti.
1970 yılının 31 Ocak’ının cumartesi gününe rastladığını görünce, TV’nin doğum günlerinin alışılagelmemiştik modasına ben de uydum ve... İki yıla yakın bir süredir, her cumartesi akşamı genellikle tiyatro, sinema ve ses sanatçılarıyla röportajlar yaptığım
“Ankara'daki Meşhurlar” programına bu doğum yıldönümünde,
Cumhurbaşkanımız Cevdet Sunay’ı
konuk etmeyi önerdim.
Televizyon Daire Başkanı
Mahmut Tali Öngören, bu önerimi koşullu kabul etti:
“Cumhurbaşkanı Sunay’ la röportaj yapabilirsin ama önceden filme çekilmek koşuluyla" dedi "Yoksa, Cumhurbaşkanı'yla stüdyoda canlı yayına çıkacağını sanıyorsan, şimdiden unut bunu..."
Mahmut Tali Öngören, sırtında taşıdığı yılların deneyimiyle mesleğin hem içinden geliyordu... Hem de televizyon yayıncılığı ve tekniği konusundaki kitaplarıyla ve üniversitede verdiği dersleriyle, mesleğin
“hoca"larının başında gelen,
“içimizden bir” yöneticiydi.
Başkanımız, ağabeyimiz ve hocamız
Mahmut Tali Öngören, bu üç sıfatının verdiği
"mesleksel hak”la,
üç canlı yayın sabıkamdan ikisini hatırlattı:
"Ekrana Toros ayısı fotoğrafı getirip, sonra da Kasım Gülek diye sunmanı yeni yeni unutmaya çalışıyorum" dedi
“Ayrıca, Fikret Otyam’ ın bir katırla yan yana çektirdiği fotoğrafını ekrana getirip, (soldaki sizsiziniz, değil mi?) diye sorduğunu da unutmuş değilim."
Ağızları
Kasım Gülek ve
Fikret Otyam “sütünden yanan" TRT yöneticileri, haklı olarak,
Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay “yoğurdunu üfleyerek yemek” istediler.
Çankaya Köşkü'ne
resmi başvuruda bulunduk ve televizyonun doğum günü yıldönümünde yayınlanmak üzere
Sayın Cumhurbaşkanımız’ la bir röportaj yapmak ve bu röportajı filme çekmek isteğimizi bildirdik.
Soracağım soruları önceden bildirmem koşuluyla, bu röportajı yapabileceğim bildirildi.
Tümü, insansal özelliklerle ilgili sorularımı
Çankaya Köşkü’ne verdim, çekim günü için randevu aldım ve beş gün sonra da,
TRT’nin tarihinde hiçbir yapıma nasip olmayan kalabalıkta bir teknik kadroyla Çankaya Köşkü’ne gittik.
Cumhurbaşkanı Sunay ve ben, bir masanın çevresindeki koltuklara oturduk. Karşımıza iki kamera ve kim bilir kaç açıdan ışık veren projektörler yerleştirildi.
Cumhurbaşkanımız, önceden gönderdiğimiz sorularımıza yanıtlarını,
Arap harfleriyle küçük bir kağıda yazmıştı. Bu kağıdı çıkardı, masanın altında kaldığı için kamera tarafından görülmeyeceğinden emin olarak, dizinin üstüne koydu ve ben sıradaki sorumu sordukça o da, dizinin üstündeki kağıttan sorunun yanıtını okumaya başladı.
Sorularımdan biri
“Sizde askerlik sevgisi ne zaman ve nasıl başladı?” idi.
Cumhurbaşkanı Sunay, bu sorumu da, önceden hazırladığı biçimde kağıttan okuduktan sonra birden durdu ve... Kağıtta yazılı olmayan, aklına o an gelen bir bölüm daha ekledi yanıtına:
“Hem bizim zamanımızda askerlik çok şerefli bir meslekti" dedi.
Böylesi bir yanıtla karşılaşan röportajcının o an hemen yapması gereken mesleksel ve ulusal görevi, böylesi yanıtı önce tül perde yumuşaklığındaki, daha sonra ise şayak kalınlığındaki kumaşlara sarıp, yumuşatmak ve yok etmektir.
Ben de bu görevimi yerine getirdim:
“Askerlik, elbette, şimdi de çok şerefli bir meslek, değil mi Sayın Cumhurbaşkanı’ m?" dedim.
Sayın Cumhurbaşkanı' m,
“Elbette", "Tabii ya...” "Orası muhakkak" gibi bir yanıt verse, sorun kalmayacak, ben de sırada ki bir başka soruma geçeceğim. Ben bu üç yanıttan birini olsun beklerken, Sayın Cumhurbaşkanı’ mdan, üstelik bir de, havada yarım daire çizercesine bir el işareti destekli şöyle bir yanıt geldi:
"Şimdi de öyle gibi görünüyor ama..." dedi
“Şimdikileri geç”
Cumhurbaşkanımızla röportajımız bittikten sonra,
Mahmut Tali Öngören beni bir kenara çekti:
“Bir Cumhurbaşkanı’nın sözleri sansür edilemez, anladık ama...” dedi.
“Söylesene, onun askerlikle, askerlerle ilgili bu sözlerini nasıl yayınlayabiliriz?”
Birlikte bir formül bulduk.
Filmi hemen yıkayıp, montajını yapacaktık ve yayından önce
Çankaya Köşkü'ne getirip
Sayın Cumhurbaşkanı’ mıza
gösterecektik. Kendisi filmi seyrederken, nasıl olsa bu dil sürçmesinin farkına varacak ve o bölümü çıkarmamızı emredecekti. 26 Ocak pazartesi günü çekilen film, yayına verilebilecek biçimde 29 Ocak perşembe günü hazırlandı ve Cumhurbaşkanı'nın beğenisine ve tabii gerçekte denetimine sunulmak üzere, önceden saptandığı gibi, aynı günün akşamı Köşk'e götürüldü.
Çankaya Köşkü’ nün büyük salonu o akşam için, bir sinema salonuna dönüştürülmüştü.
Yan yana ve arka arkaya dizilmiş sandalyelerin oluşturduğu sıraların en önünde,
Cumhurbaşkanımız Cevdet Sunay ve eşi
Atıfet Sunay ve aile yakınlarından birkaç kişi oturdular. Onların hemen arkasındaki sırada ise
Mahmut Tali Öngören, Meral Savcı, Ayla Erdemli ve ben yerlerimizi aldık. Daha arkalardaki sıralarda ise,
Başyaver Albay Turgut Bahadır, havacı, karacı ve denizci yaverler. Köşk'te görevli
Milli İstihbarat Teşkilatı temsilcisi ile Köşk'ün öteki görevlileri sıralandılar. Beyaz perdedeki görüntünün sesi ise, bir arkadaşımızın kucağında taşıdığı ses alma aygıtından gelecekti.
Sesci arkadaşımızı bizim sıraya ve tam Cumhurbaşkanı’mızın arkasındaki sandalyeye oturttuk.
“Malum bölüm” geldiği zaman bu arkadaşımızın
“özel görevi” ses alma aygıtının ses düğmesini biraz daha açmak ve
“kendi malum sözlerini", Cumhurbaşkanı'mızın kolaylıkla duymasını sağlamaktı.
Sesci arkadaşımız, üzerine düşen görevi hakkıyla yerine getirdi. Filmin gösterimi bittikten sonra
Cumhurbaşkanımız Sunay’ın
, filmden bu bölümü çıkarmamızı emretmesini bekledik. Fakat o arka sıraya döndü,
Mahmut Tali Öngören’ in,
Meral Savcı, Ayla Kıdemli ve benim ellerimizi sıktı ve tümümüze bakarak şöyle dedi:
“Tebrik ve teşekkür ederim... Çok güzel olmuş."
Sunay salon kapısından çıkarken arkasından yetiştim;
“Sayın Cumhurbaşkanım, bir maruzatımız var, efendim” dedim
“Yayına daha iki gün var. Bu arada filme eklememizi ya da filmden çıkarmamızı emrettiğiniz bölümler varsa, lütfen şimdi emir buyurursanız, biz de bu değişiklikleri iki gün içinde rahat rahat yaparız, efendim.”
Cumhurbaşkanımız, direktiflerini kesin bildirdi:
“Ellerinize sağlık, çok güzel olmuş” dedi
"Bir milimetrosuna dokunmanızı istemiyorum. Bir militmetro ilave yapmanız da yasak, bir milimetro çıkarmanız da yasak. Anlaştık mı? Tamam mı?
Haftanın sadece üç gecesi yayın yapan
Ankara Deneme Televizyonu, 29 Ocak 1970 gecesi yayınını kapatırken, iki gün sonraki yayının programını da açıkladı:”
Televizyonun kuruluş yıldönümü nedeniyle Çankaya Köşkü'nde Sayın Cumhurbaşkanımız Cevdet Sunay'la özel olarak yapılan röportaj, saat 21.05'te Ankara'daki Meşhurlar programımızda yayınlanacaktır.”
İki gün sonra, 31 Ocak 1970 akşamı saat 19.30'da televizyon o geceki yayınına başlarken, aynı
"müjde”yi, gecenin programını açıklarken de verdi.
Ve saat 21.05’e geldiğinde,
"Ankara'daki Meşhurlar” ın
yerine de,
Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay'ın yerine de, ses sanatçısı
Nesrin Sipahi çıktı ekrana ve... Televizyonun o doğum gününü,
Nesrin Si- pahi'yi
seyredip,
Nesrin Sipahi'yi dinleyerek kutladık.
Peki,
Cumhurbaşkanımız Sayın Cevdet Sunay'la özel olarak yapılan röportajın filmine ne oldu?
Mahmut Tali Öngören, çok özel bir sır olarak açıkladı:
“O gece yayın saatinden önce iki albay geldi, filmin Genel Kurmay tarafından istendiğini söylediler ve...”
Galiba biraz da askerce bir güçle, filmi almışlar, götürmüşler.
Çok kişi TRT yapımı sadece
“Yorgun Savaşcı”nın
filmi yakıldı bilir... Oysa
“Yorgun Savaşçı” dan
yıllar önce, bir başka TRT yapımı,
"Yorgun Röportajcı” nın filmi yakılmıştır da üzerinden en az yirmi yıl geçip, dumanının da kokusunun da yok olması beklenene kadar, kimseciklerin haberi bile olmamıştır bundan, bugüne kadar, bu dakikaya kadar...
Ankara’daki MeşhurlarCevdet SunayCumhurbaşkanıdoğum günüGenel Kurmaymesleksel hakmontajNesrin SipahistüdyoYorgun Savaşcı