11 Ekim 1992

Malları bozmayalım, abiler, ablalar…

Anlatacağım fıkrayı biliyorsanız, beni bağışlayın lütfen. Bilmiyorsanız eğer, hem bir tatil günü fıkrası niyetine okumuş olun, hem de, okuduktan sonra, siz de fıkra dağarcığınıza atıverin ki... Siz de işe yarayıvereceği yerde ve zamanda dağarcığınızdan çıkarabilesiniz, siz de aynı fıkrayı yerinde ve zama­nında kullanabilesiniz. Fıkramızın başrolünde bir kekeme kişi var, bir de, papa­ğan dükkanı sahibi bir kişi var. Papağan dükkanı sahibi kişi birgün dükka­nındaki otuz kırk papağanının ortasında oturmuş, sakin sa­kin müşteri beklerken... İçeri bir müşteri adayı gir­miş. Dükkan sahibi kişi yerin­den kalkmış, müşteri adayı ki­şiyi saygıyla karşılamış. Müşteri adayı kişi, dükkan sahibinin bu nazik davranışı karşısında pek memnun ol­muş. Hafifçe tebessüm ederek ve başını hafifçe öne eğerek dükkan sahibine teşekkür et­miş ve isteğini bildirmiş: “Bi-bi-bi-bir pa-pa-pa-a-a- a-a-an, papa-papa-papa-a-a-a- an, papağan sa-sa- a-ı-tı-tı-tın, sa- a a-a-a-al- ma-ma-ma- mak, al­mak i-i-i- is-is-is-ti-ti-ti-yo-yo-yorum, istiyorum”  demiş. Kibar ve müşterisine son derece saygılı dükkan sahibi birden fırlamış, kekeme müş­terinin yakasına yapışmış ve... Sille, tokat, tekme, yum­ruk adamcağızı dükkan kapı­sından dışarı atmış, iterek kal­dırıma yuvarlamış. Bir anda neye uğradığını anlayamayan müşteri, bir yan­dan ayağa kalkmaya çalışır­ken, bir yandan üstünü başını temizlemeye başlamış, bir yandan da dükkan sahibine, bu davranışının nedenini sor­muş: "Si-si-si-ze, size ne ya-ya- ya-yap-tı-tı-tım ki, ne yaptım ki?” demiş. Öfkesi kulaklarından fışkı­ran dükkan sahibi, bir kez da­ha yürümüş adamın üstüne: “Daha ne yapacaktın ki, be adam?” demiş “Az kalsın, içerdeki tüm malları bozu­yordun...” Pazarlığımızı, yazının ba­şında peşin yapmıştık. Bu fık­rayı biliyor idiyseniz, beni ba­ğışlayacaktınız. Siz, bilenler... Hadi, bağış­layın beni. Şimdi sıra sizde, bu fıkrayı daha önce bilmeyenler.. Bir tatil gününüzde hem bir fıkra dinlemiş oldunuz, hem de, ye­ri ve zamanı geldiğinde çıka­rıp kullanmanız için, fıkra da­ğarcığınıza bir fıkra daha katıvermiş oldunuz. Şimdi de size, bu fıkrayı nerede, ne zaman ve nasıl kullanabileceğiniz konusunda bir iki ipucu vereyim: Diyelim dostlarınız sizi zi­yarete evinize gelmişler, bir­likte belki çay, kahve içerek, belki daha başka şeyler içerek gülüşüyor, konuşuyor, hoşça zaman geçiriyorsunuz. Salonun bir kenarındaki televizyonun sesi kısık görüntülerine gözleri takılan içiniz­den biri, heyecanla fırlıyor yerinden: “Ayyy, şunun sesi nereden açılıyordu?... Şunun sesini bi­raz açar mısınız, lütfen?” di­ye ev sahibine yalvarıyor “Ay ben pek seviyorum bu prog­ramı... Biraz seyredebilir mi­yiz, lütfen?” Ev sahibi televizyonun sesi­ni biraz açınca, bu kez salondaki kişiler seslerini kısıyorlar ve içlerinden birinin o pek sevdiği programı tümü birlikte izlemeye başlıyorlar. Şimdi ekrandan fışkıran seslere kulak verelim: “Fiyuuuvvv... Vaaaavvv...” “Seni buluttan bir at yapardım, gökkuşağını kırbaç  diye elime alırdım, üstüne biner, gökyüzünün bütün maviliklerine (Hey youuuu... Biz geliyoruuuuz...) derdim ve böylece sana aşkımın sonsuzluğunu anlatmış olurdum..." “Hurraaa... Vaaaavvvv      Got youuuu... Great...” “Heeey... Gökyüzündeki o mavi yolculuğunuza beni de otostopçunuz olarak almaz mısınız, çocuklar?... Merak etmeyin, ilk durakta iner, böylece sizin (only me and you) gezinize limon sıkmış olmam...” “Vaaavvv... Ablamızın espri basketine bak... Fiyuuuuvvvv...” “Ben de seninle bir full moon gecesinde (Put your head on my shoulder) şarkısını dinleye dinleye sabaha karşı aya bay bay der, (Hi, sun rise) selamıyla yeni güne (Welcome) derdim ve... Öğleye doğru da kulağına şöyle fısıldar­dım: (Guess how much I love you)... Ben de sana olan aşkımı böyle anlatmak isterdim.” " "Yupppiii... Heeeey.... Vaaaavvvv... Great, boy... Just great...” Şimdi izninizle, televizyonun sesini biraz kısayım ve ben konuşayım: İşte tam böyle bir yerde ve böyle bir zamanda, elinizi hemen fıkra dağarcığınıza daldırın ve... O dağarcığınıza en son attığınız bugünkü fıkramızı çıkarın, onu anlatmaya başlayın: “...Daha ne yapacaksın ki?... Farkında değil misin, be adam?... Tüm malları bozuyorsun” diye de noktalayın. Yeni fıkranız, onu dinleyen birkaç kişi üzerinde "Damdan düşercesine” bir etki yapabilir ama... Aldırmayın... Bir memlekette tüm “Damdan düşercesine” ciler, en az “Ben yaptım, işte oldu” cular kadar cesur olamazlarsa, sonunda o memlekette, tüm mallar bozuluverir...

Etiketler:, , , , , , , , , ,

YASAL UYARI: Bu sitede yer alan tüm içerik, METE AKYOL'a aittir. METE AKYOL'un yazılı izni olmadan, bu içeriğin kopyalanması, imzalı veya imzasız kullanılması, 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.

Menu Title