
Bu yazı, bir hastanın doktoruna teşekkürü değil, bir vatandaşının, örnek aydınına duyduğu hayranlığın ifadesidir...
Gazetecilerin görevi sizlere sadece önemli olayları bildirmek değildir. Sizlere önemli kişileri tanıtmak da bizim görevlerimiz arasındadır.
Önemli bir kişiyi tanıtmak görevini ben ilk kez, yirmidokuz yıl önce yapmıştım. Aşağıdaki bölümleri, 24 Haziran 1963 tarihinde yayınlanan ve o ilk görevimi yaptığım yazımdan aktarıyorum şimdi: “Ben gazeteci olarak size. Aydın Aytaç’ı tanıtmaya mecburum. Siz de, bu toprakların insanı olarak, onu tanımaya mecbursunuz. Onunla tanışacaksınız ve siz de göğsünüzü gere gere onunla iftihar edeceksiniz. Aydın Aytaç adını duymamış olmanızın kabahati, biz gazetecilerin omuzlarındadır. Biz, sizin hizmetinizde çalıştığımız için, size onun adını duyurmaya mecburduk. Siz de, sizin için kendini veren bu kişiyi tanımalıydınız.”
Onu bir yandan, önemli bir kişi olduğu için halkımıza tanıtmak istiyordum; bir yandan da halkımızın, onun öneminde bir kişiye sahip olduğunu bilmesini istiyordum. Sahi... Aydın Aytaç kimdi ve halka tanıtılması bizim için bir görev oluşturacak denli önemi nereden kaynaklanıyordu?
İzin verirseniz, bu sorunun yanıtını da 24 Haziran 1963 tarihli o yazımdan yaptığım alıntıyla vereyim: "Aydın Aytaç, 1931 doğumlu genç bir adamdır. Lise öğrenimini Ankara'da yaptıktan sonra İstanbul Tıp Fakültesi'nden mezun olmuş ve ihtisas yapmak üzere 1955 yılında Amerika'ya gitmiştir. Kansas'da. St. Francıs Hastanesi’nde dört yıl kalp cerrahisi ihtisası yapmış, bu dört yılın üç yılını, köpek laboratuvarında, köpeklerin göğsünde yaptığı çalışmalarla geçirmiştir. Kansas'daki ihtisastan sonra, Atlanta'da Emory Üniversitesi’nde, dünyanın en ünlü kalpçisi olduğu kabul edilen Abbott un başasistanı olarak çalışmış ve kalp ameliyatı sahasında çok genç yaşında otorite olmuştur. 1961 yılının son aylarında memleketine dönen Aydın Aytaç, Hacettepe Tıp Merkezi’nde kalp ameliyatı uzmanı olarak göreve başlamıştır.”
Yirmidokuz yıl önceki yazımın buraya kadar olan bölümü, onun kim olduğunu açıklıyordu. Aynı yazının bundan sonraki bölümü ise, onun önemini belirtiyordu: “Aydın Aytaç, Türkiye'de ilk kez açık kalp ameliyatlarını başlatmıştır. Hacettepe Tıp Merkezi’nde her hafta yaptığı dört kalp ameliyatına ek olarak, çarşamba günleri bir de açık kalp ameliyatı yapmaktadır. Otuziki yaşındaki bu genç kalp cerrahı, iki yılı doldurmayan çalışma hayatında tam onaltı açık kalp ameliyatı yapmıştır. Başarı oranı ise onaltıda, onaltıdır. Yani, Aytaç’ın kendilerine açık kalp ameliyatı yaptığı onaltı kişi şimdi, artık sağlam ve sağlıklı birer kişi olarak gezmekte, dolaşmaktadırlar, sağlam ve sağlıklı birer kişi olarak hayatlarını sürdürmektedirler."
Aydın Aytaç’ın önemini belirten üç dört paragraf daha var 24 Haziran 1963 tarihli yazımda. Onları da aynen aktarayım, yirmi dokuz yıl öncesinden: “O, üç ay önce İstanbul'da toplanan cerrahlar kongresinde, yüz kalp ameliyatı tebliğ etmiş ve hemen hepsi de kritik olan hu vakalar hakkında, meslekdaşlarına aydınlatıcı bilgiler vermiştir.
Amerika'nın en büyük hastanelerinden kendisine, futbolcuları dahi kıskandıracak kontratlar gönderilen bu genç adam, tüm bu cazip tekliflere rağmen Türkiye’de kalmaya karar vermiş ve kendini milletine adamıştır. Yüzünü bugüne kadar bir kez olsun görmediğim bu genç bilim adamımızla ilgili tüm bilgileri, onun Hacettepe’deki çalışma arkadaşlarından aldım. Arkadaşları. 'Maddi sıkıntılar içinde olmasına rağmen onun, yurtdışından yapılan tüm cazip teklifleri tereddüt etmeksizin reddettiğini ve her seferinde ısrarla (Ben bu millet için çalışmaya kararlıyım) dediğini iftiharla anlattılar. Saatin ve otomobilin en makbul olanı, sessiz çalışanıdır. Aydın Aytaç’ı tanıdıktan sonra, bilim adamının da en makbul olanının sessiz çalıştığına inandık.
Tüm sessiz çalışmasına rağmen hepimiz onu tanımaya mecburuz. Çünkü o, iki çocuk babası, maddi sıkıntılar çeken otuziki yaşında pırıl pırıl bir bilim adamıdır ve... Önüne gözler kamaştıran pırıl pırıllıkta kontratlar sürerek, onun pırıl pırıllığına el koymak isteyen tüm yurtdışı avcılarını, "Ben sadece milletim için çalışmaya kararlıyım” diyerek geri çevirmektedir. Aydın Aytaç, evindeki koltuklarını taksidini her ay ödediği mobilyacıya hala borçlu.. Aydın Aytaç her ay, evindeki halıları taksidini ödediği halı tüccarına hala borçlu... Aydın Aytaç, belki mahallesindeki bakkala, kasaba bile borçlu ama... İtiraf edelim ve iftiharla söyleyelim: Hepimiz de Aydın Aytaç’ borçluyuz...”
Aydın Aytaç'ın 1961 yılında başlattığı açık kalp ameliyatları bugün, büyük bir bölümü onu öğrencisi olan kalp cerrahları tarafından Anadolu'nun dört bir yöresinde yapılmaktadır. Türkiye’de yine onun ilk kez yaptığı ve ilk kez başlattığı by-pass ameliyatları bugün Anadolu'nun birçok üniversite hastanesinde başarıyla uygulanmaktadır.
Şimdi durup dururken Prof. Dr. Aydın Aytaç ı hem de yirmi dokuz yıl önce yazdığım yazıyı neden tanıtma gereksinimi duyduğumu merak edebilirsiniz.
Tüm içtenliğimle itiraf edeyim mi? Ben bu yazıyla Prof. Dr. Aydın Aytaç’ı değil, aslında kendisini tanıtmak istedim size.
Kısa bir süre önce, bir by-pass ameliyatı geçirmek zorunluluğuyla karşı karşıya kaldım. Ya bir an önce ameliyat olacaktım...
Ya da yaşamımın bundan sonraki her saniyesinde rus ruleti oynuyor olacaktım. Yaşam konusunda pek cömert değilimdir. “Prof. Dr. Aydın Aytaç’la görüşmek istiyorum" dedim. Onunla görüştükten tam 1 hafta sonra, Florence Nightingale Hastanesi’ nin ameliyat odalarından birinde. Prof. Aytaç’ ın ekibiyle birlikte çevresinde yer aldığı ameliyat masasında yatıyordum, yüreğimde en ufak kuşku ve tereddüd kırıntısı da olmaksızın... Yirmidokuz yıl önce bu genç bilim adamımızı size tanıtmak gereksinimi duyarken onu size tüm içtenliğimle tanıtırken yazdığım yazının her satırını öylesine inanarak yazmıştım ki…
Yetkinliğinden ötürü ona duyduğum güvenin aynını, umarım tümümüz, uçağına bindiğimiz pilota da duyarız, vapuruna bindiğimiz kaptana da duyarız. Otobüsüne bindiğimiz şoföre de, çoğumuzu gönderdiğimiz ilkokulun öğretmenine de. Ülkemizin yönetimini verdiğimiz politikacılarımıza da , özetle, yaşamımızı emanet ettiğimiz tüm sorumlulara da duyabiliriz, her birinin örnek aydınımız olduğuna inanmamızdan sonra ….