Beynim ve yüreğimle şu anda iki kitapla ilgileniyorum. Birini okuyorum, ötekini yazıyorum.
Okuduğum kitap, gönül yapısının ve kafa yapısının hayranı olduğum, aynı çatı altında kendisiyle yıllar boyu birlikte çalışma mutluluğumun tadını bugün de koruduğum değerli
Zeynep Oral' ın,
"Tutkunun Romanı- Leyla Gencer” adıyla yayınlanan son yapıtı.
Zeynep Oral, uluslararası gururumuz
Leyla Gencer’in
"tutkuya tutkusunu” bir iğne oyası zerafetiyle işlediği bu yapıtında, sanatçının unutamadığı anılarına da yer veriyor.
Beynim ve yüreğimle ilgilendiğim öteki kitabın, yani yazmakta olduğumu söylediğim kitabın ise tek yazarı ben değilim. Benim dışımda tam 149 yazarı daha var o kitabın. Benim yapmaya çalıştığım, kendi yazdığımla birlikte, onların yazdıklarını da gözden ve elden geçirerek, kitabın yayınını
22 Kasım Öğretmenler Günü’ne yetiştirebilmek.
Kitabın 149 yazarının bir bolümü, benim ortaokul ve lise sınıf arkadaşlarım, öteki bölümü ise, sınıf değil ama okul arkadaşlarım. Tümümüzün ortak özelliği, 1950-1975 yılları arasında
Tarsus Amerikan Koleji’ nde, Edebiyat öğretmenimiz
Haydar Gofer’in
öğrencileri olmamız.
Haydar Gofer tüm öğrencilerinin sadece öğretmeni olarak kalmamıştır. Kimimizin ağabeyi, kimimizin amcası, babası, kimimizin sırdaşı da olmuştur. Okulu bitirip, yurdun ve hatta dünyanın dört bir yanına dağılan öğrencileri, bu yakınlıkları nedeniyle
Haydar Hoca’larına sürekli mektuplar yazmışlar, gittikleri ülkelerde tanığı oldukları kültürden tutun, soğuk havalarda ceketlerinin altına kazaklarını giymeyi ihmal etmediklerine değin kendileriyle ilgili tüm haberleri ve heyecanları eski hocalarına içtenlikle anlatmışlardır.
Haydar Gofer’ in, tekini bile atmayıp, tümünü özenle sakladığı ve zaman zaman okuyup, eski öğrencileriyle bütünleştiği bu mektuplarına bendeniz el koydum ve...
İçlerinden 150 tanesini ayırıp, onlardan bir kitap hazırlamaya kalkıştım. Kitabın adını ise, kitabın doğumundan önce koydum:
"Sevgili Hocam".
Bu kitapta yer alan mektuplardan birini,
Kadri Küçükpınar adlı bir öğrencisi göndermiş
Haydar Gofer'e.
Otomotiv endüstrimizin önde gelen bir kuruluşunda, üst düzey bir görevde bulunan
Kadri Küçükpınar, Tarsus Amerikan Koleji’ nden mezun olduktan sonra öğrenimini sürdürdüğü
Napoli'den
1964 yılında şu mektubu göndermiş hocasına:
"Hotel Splendid,
Via Manzoni 96,
Napoli
8 Mayıs 1964
Sevgili Hocam,
En az benim kadar sizi de sevinç ve gurura boğacak bir haberi müjdelemek istiyorum.
Çarşamba akşamı buranın opera evinde
Donizetti’nin
“Roberto Revereux”ü
oynandı.
"Kraliçe Elizabeth” başrolünü
Leyla Gencer almıştı.
Napoli, gerek lirik, gerek oda müziği bakımından hayli parlak bir geçmişe sahiptir. Opera sanatının gerçekten sevilip, değerlendirildiği bir şehir olarak
İtalya'da
başta gelir.
Çarşamba akşamı
Leyla Gencer’i
siz de dinleyecektiniz. Asırlık koca opera salonunu tıklım tıklım dolduran
Napoli halkı, o akşam hayranlıktan sanki çıldırmıştı.
Leyla Gencer'i
kaç kere sahne dışına çıkardılar, kaç demet gül, karanfil attılar hatırlamıyorum.
Geçen sene bir daha böyle alkışlanmıştı
Leyla. O artık, dünyaya mal olmuş bir sanatkar.
Çarşamba akşamı aklımdan geçenleri anlatamam. Bir an her şeyi unutmuş, ben de o çıldırasıya alkışa katılmıştım. Fakat artık
Leyla’yı
alkışlamıyordum. Sanki sahneden halkı selamlayan o derin tebessüm uzak bir ülkeden geliyordu.
Bir an
Mustafa Kemal belirmişti önümüzde.
Leyla değil,
Atatürk alkışlanıyordu.
O akşamki duyduğum, kör bir milliyet hissi değil, asırlardır bizi körelten yobaz peçeyi silip,
Türkiye’yi
bütün insanlığa maleden
Mustafa Kemal’in
sevgisiydi.
Türk denilince
"barbar" diye yüz çeviren
Avrupalı’ nın, bir
Türk sanatkarını böyle çıldırasıya alkışlayışı, bizlerin
Mustafa Kemal'e
ne kadar borçlu olduğumuzun ifadesi değil mi?
“Kadri Küçükpınar"
Bu mektup, yayınlanacak olan
"Sevgili Hocam" kitabından alındı. Şimdi de,
Zeynep Oral’ın
kısa bir sure önce yayınlanan
"Tutkunun Romanı-Leyla Gencer” kitabından bir bölüm alıyorum:
"Ve 2 Mayıs 1964 akşamı.
Napoli'de San Carlo Tiyatrosu.
Donizetti'nin
"Robert Devereux" operasını
Mario Rossi yönetiyor
Leyla Gencer, Kraliçe Elizabeth rolünde.
O akşamı
Napolililer hiç unutmadı.
Donizetti'nin
bu bilinmeyen eserini görmek için
Napoli'ye
"inen" İtalyanlar, İtalyan ya da yabancı eleştirmenler, opera uzmanları hiç unutmadı.
"Temsilin sonunda tiyatro ayağa fırladı. Tüm dinleyiciler sahneye koştu, sahneyi istila etti."
O akşam
"Tiyatro ayağa kalktı."
Bu operada
Leyla bir Kraliçe.
O, Kraliçe Elizabeth. Ama yalnız romantik bir kraliçe değil. Aynı zamanda tarihsel gerçekliği olan bir kraliçe. Hem sert, güçlü ve egemen, hani neredeyse zalim, hem de tepeden tırnağa dişi, aşkla yanıp tutuşan...
O yaz
Napolililer, müzikolog
Franca Cella'nın
deyişine göre, yalnız iki şeyi dillerinden düşürmediler, yalnız iki şey üzerine yemin ettiler, Tanrı’ yı iki şeyle kutsadılar:
“Leyla Gencer’in Roberto Devereux'su ve yeni Beaujolais şarabı.”
Napoli'nin zengin halk geleneğinde yeni bir deyiş doğmuştu.
Ve yine
Franca Cella'ya
göre
Leyla'nın
söylediği
"Roberto Devereux”nun final şarkısı o yaz, İ
talyan milli marşının yerini aldı
Napoli’de.
O akşamı
Napolililer hiç unutmadı. Hele L
eyla, hiç.
"O akşam, tüm yaşamımda en çok, ama en çok aklıma, kalbime yerleşen şey oldu" dedi.
Napoli’de,
28 yıl önceki dev bir sanat olayını, o olayın yaratıcısı
Türk sanatçı
Leyla Gencer’in
kitabından ve...
Aynı olayın ses ve görgü tanığı
Kadri Küçükpınar adlı bir
Türk seyircinin, henüz yayınlanmamış mektubundan sunduk.
Sanatçının böylesi karşısında sadece memleketlisi seyirci ve dinleyici gururlanmakla, mutlanmakla kalmıyor… Memleketlisi gazeteci de pek gururlanıyor, pek mutlanıyor. sanatçının böylesiyle ilgili bir şeyler yazabilme fırsatı buldukça...
İşin bu yanı da, bizim mutluluğumuz…
AvrupalıgururlanmakHaydar Gofer kimdir?Kadri Küçükpınar kimdir?Kraliçe Elizabeth başrolüLeyla Gence kimdir?mete akyolMustafa KemalNapolililerÖğretmenler GünüSanatçısanatkarTarsus Amerika KolejiTutkunun Romanı-Leyla GencerZeynep Oral