Menü
Kategoriler
19temmuz1992basyazi
… Ve “Tiyatro ayağa kalktı”
19 Temmuz 1992 1992
Beynim ve yüreğimle şu anda iki kitapla il­gileniyorum. Birini okuyorum, ötekini yazıyorum. Okuduğum ki­tap, gönül yapısının ve kafa yapısının hayranı oldu­ğum, aynı çatı altında kendisiyle yıllar boyu birlikte çalışma mut­luluğumun tadını bugün de ko­ruduğum değerli Zeynep Oral' ın, "Tutkunun Romanı- Leyla Gencer” adıyla yayınlanan son yapıtı. Zeynep Oral, uluslararası gururumuz Leyla Gencer’in "tutkuya tutkusunu” bir iğne oyası zerafetiyle işlediği bu yapı­tında, sanatçının unutamadığı anılarına da yer veriyor. Beynim ve yüreğimle ilgilen­diğim öteki kitabın, yani yazmakta olduğumu söylediğim ki­tabın ise tek yazarı ben değilim. Benim dışımda tam 149 yazarı daha var o kitabın. Benim yap­maya çalıştığım, kendi yazdı­ğımla birlikte, onların yazdıkla­rını da gözden ve elden geçire­rek, kitabın yayınını 22 Kasım Öğretmenler Günü’ne yetiştire­bilmek. Kitabın 149 yazarının bir bo­lümü, benim ortaokul ve lise sı­nıf arkadaşlarım, öteki bölümü ise, sınıf değil ama okul arkadaş­larım. Tümümüzün ortak özelli­ği, 1950-1975 yılları arasında Tarsus Amerikan Koleji’ nde, Edebiyat öğretmenimiz Haydar Gofer’in öğrencileri olmamız. Haydar Gofer tüm öğrenci­lerinin sadece öğretmeni olarak kalmamıştır. Kimimizin ağabeyi, kimimizin amcası, babası, kimi­mizin sırdaşı da olmuştur. Oku­lu bitirip, yurdun ve hatta dün­yanın dört bir yanına dağılan öğ­rencileri, bu yakınlıkları nede­niyle Haydar Hoca’larına sürek­li mektuplar yazmışlar, gittikleri ülkelerde tanığı oldukları kül­türden tutun, soğuk havalarda ceketlerinin altına kazaklarını giymeyi ihmal etmediklerine de­ğin kendileriyle ilgili tüm haber­leri ve heyecanları eski hocaları­na içtenlikle anlatmışlardır. Haydar Gofer’ in, tekini bile atmayıp, tümünü özenle sakla­dığı ve zaman zaman okuyup, eski öğrencileriyle bütünleştiği bu mektuplarına bendeniz el koydum ve... İçlerinden 150 tanesini ayı­rıp, onlardan bir kitap hazırla­maya kalkıştım. Kitabın adını ise, kitabın doğumundan önce koydum: "Sevgili Hocam". Bu kitapta yer alan mektup­lardan birini, Kadri Küçükpınar adlı bir öğrencisi göndermiş Haydar Gofer'e. Otomotiv endüstrimizin ön­de gelen bir kuruluşunda, üst düzey bir görevde bulunan Kad­ri Küçükpınar, Tarsus Amerikan Koleji’ nden mezun olduk­tan sonra öğrenimini sürdürdü­ğü Napoli'den 1964 yılında şu mektubu göndermiş hocasına: "Hotel Splendid, Via Manzoni 96, Napoli 8 Mayıs 1964 Sevgili Hocam, En az benim kadar sizi de se­vinç ve gurura boğacak bir habe­ri müjdelemek istiyorum. Çarşamba akşamı buranın opera evinde Donizetti’nin “Roberto Revereux”ü oynandı. "Kraliçe Elizabeth” başrolünü Leyla Gencer almıştı. Napoli, gerek lirik, gerek oda müziği bakımından hayli parlak bir geçmişe sahiptir. Ope­ra sanatının gerçekten sevilip, değerlendirildiği bir şehir olarak İtalya'da başta gelir. Çarşamba akşamı Leyla Gencer’i siz de dinleyecektiniz. Asırlık koca opera salonunu tık­lım tıklım dolduran Napoli hal­kı, o akşam hayranlıktan sanki çıldırmıştı. Leyla Gencer'i kaç kere sahne dışına çıkardılar, kaç demet gül, karanfil attılar hatırlamıyorum. Geçen sene bir daha böyle alkışlanmıştı Leyla. O artık, dünyaya mal olmuş bir sanat­kar. Çarşamba akşamı aklımdan geçenleri anlatamam. Bir an her şeyi unutmuş, ben de o çıldırası­ya alkışa katılmıştım. Fakat ar­tık Leyla’ alkışlamıyordum. Sanki sahneden halkı selamlayan o derin tebessüm uzak bir ülkeden geliyordu. Bir an Mustafa Kemal belir­mişti önümüzde. Leyla değil, Atatürk alkışlanıyordu. O akşamki duyduğum, kör bir milliyet hissi değil, asırlardır bizi körelten yobaz peçeyi silip, Türkiye’yi bütün insanlığa maleden Mustafa Kemal’in sevgi­siydi. Türk denilince "barbar" di­ye yüz çeviren Avrupalı’ nın, bir Türk sanatkarını böyle çıldırası­ya alkışlayışı, bizlerin Mustafa Kemal'e ne kadar borçlu oldu­ğumuzun ifadesi değil mi? “Kadri Küçükpınar" Bu mektup, yayınlanacak olan "Sevgili Hocam" kitabından alındı. Şimdi de, Zeynep Oral’ın kısa bir sure önce yayın­lanan "Tutkunun Romanı-Leyla Gencer” kitabından bir bölüm alıyorum: "Ve 2 Mayıs 1964 akşamı. Napoli'de San Carlo Tiyat­rosu. Donizetti'nin "Robert Devereux" operasını Mario Rossi yö­netiyor Leyla Gencer, Kraliçe Elizabeth rolünde. O akşamı Napolililer hiç unutmadı. Donizetti'nin bu bilinmeyen eserini görmek için Napoli'ye "inen" İtalyanlar, İtalyan ya da yabancı eleştirmenler, opera uz­manları hiç unutmadı. "Temsilin sonunda tiyatro ayağa fırladı. Tüm dinleyiciler sahneye koştu, sahneyi istila etti." O akşam "Tiyatro ayağa kalktı." Bu operada Leyla bir Krali­çe. O, Kraliçe Elizabeth. Ama yalnız romantik bir kraliçe değil. Aynı zamanda tarihsel ger­çekliği olan bir kraliçe. Hem sert, güçlü ve egemen, hani ne­redeyse zalim, hem de tepeden tırnağa dişi, aşkla yanıp tutu­şan... O yaz Napolililer, müzikolog Franca Cella'nın deyişine göre, yalnız iki şeyi dillerinden düşür­mediler, yalnız iki şey üzerine yemin ettiler, Tanrı’ yı iki şeyle kutsadılar: “Leyla Gencer’in Roberto Devereux'su ve yeni Beaujolais şarabı.” Napoli'nin zengin halk gele­neğinde yeni bir deyiş doğmuştu. Ve yine Franca Cella'ya gö­re Leyla'nın söylediği "Roberto Devereux”nun final şarkısı o yaz, İtalyan milli marşının yeri­ni aldı Napoli’de. O akşamı Napolililer hiç unutmadı. Hele Leyla, hiç. "O akşam, tüm yaşamımda en çok, ama en çok aklıma, kal­bime yerleşen şey oldu" dedi. Napoli’de, 28 yıl önceki dev bir sanat olayını, o olayın yaratı­cısı Türk sanatçı Leyla Gen­cer’in kitabından ve... Aynı olayın ses ve görgü ta­nığı Kadri Küçükpınar adlı bir Türk seyircinin, henüz yayın­lanmamış mektubundan sun­duk. Sanatçının böylesi karşısın­da sadece memleketlisi seyirci ve dinleyici gururlanmakla, mutlanmakla kalmıyor… Memleketlisi gazeteci de pek gururla­nıyor, pek mutlanıyor. sanatçı­nın böylesiyle ilgili bir şeyler ya­zabilme fırsatı buldukça... İşin bu yanı da, bizim mutlu­luğumuz…
Bir Cevap Yazın
*
Menu Title