Menü
Kategoriler
butundunyaaralik2009
Buruk Yaşanan Bir “Çifte Mutluluk”…
01 Aralık 2009 2009
Kendi kurduğu hastanelerin ve otellerin lokantalarında, kendi yediği yemeğin, konuğuna ısmarladığı bir fincan kahvenin bile parasını ödemeyi bir yaşam terbiyesi olarak benimseyen Mehmet Haberal, nereden bileceksiniz, dostlarını rahatsız eden bir yaşam terbiyesini daha, kendine özgü katı bir yaşam ilkesi olarak uygulamaktadır. Ne denli yakın olursanız olunuz, ona bir armağan vermeyi başaramazsınız. Almıyor, çünkü; kabul etmiyor, çünkü. Bir bayram kutlamasını bile kolay kolay iletemezsiniz ona. Bayram sabahının, kendisine ulaşabileceğiniz en erken ilk iki saatinde onu Zonguldak yolunda yakalayamazsanız, o gün öğleden sonraya değin bir “merhaba”nızı bile duyuramazsınız kendisine. Çünkü o sabahın ilk iki saatinden sonra Zonguldak’a ulaşmıştır ve babaevinde anne, babasının ellerini öperek başladığı bayram mutluluğunu, öğle yemeği sonrasına değin, özel yaşamının dokunulmazlık sınırlarının surları içinde, yalnızca aile bireyleriyle birlikte yaşamaktadır. Özelliğine böylesi bir özen gösteren Prof. Haberal, her yıl doğum gününde ise “çifte mutluluk” yaşamaktadır, fakat bu mutluluğunun yalnızca birini özenli özelliği çerçevesinde, yakınlarıyla paylaşmaktadır. Doğum gününde onun çifte mutluluğunun nedeni, o günün yalnızca kendisinin değil, Türkiye Cumhuriyeti’nin de doğum günü olmasıdır. 29 Ekim’dir çünkü, ona her yıl çifte mutluluk getiren o gün. Prof. Dr. Mehmet Haberal, Türkiye Cumhuriyeti’nin de, kendinin de doğum gününü bu yıl yalnızca, “özel yaşamına saygısı”nın zırhı içinde değil, İstanbul Üniversitesi Kardiyoloji Enstitüsü’nde, günde birkaç kez elektrosunun çekildiği, kan basıncının ölçüldüğü, nabzının sayıldığı ve kapısında, “kaçmaması için” Metris Cezaevi savcısı tarafından görevlendirilen bir jandarma mangasının 24 saat gözetim altında bulundurduğu yoğun bakım servisindeki “zorunlu yalnızlığı” içinde de geçirmek durumuyla karşı karşıya kaldı. Fakat aile yakınları ve tüm yakın dostları, “içinde bulundukları vaziyetin imkan ve şeraitinin, çok namüsait bir mahiyette tezahür etmekte olmasına rağmen” onu, bu çok özel gününde yalnız komadılar. “Her zaman yanında olduğumuz inancımızı”, “Bir an önce oralardan kurtulup, bir an önce başımıza geçmesi için sabırsızlığımızı”, “Tüm haksızlıklara karşın sabırla ve kararlılıkla ve hatta inatla, sağlığını ve mutluluğunu koruması için sonsuz dileklerimizi”, kimimiz mektup kağıtlarına geçirdik, zarflara koyduk; kimimiz kartpostallara geçirdik… Sonra tümümüz, zarflarımızın da, kartpostallarımızın da üzerlerine, hiç de kolay olmadı, şu aynı adresi yazdık: Prof. Dr. Sayın Mehmet Haberal, İstanbul Üniversitesi, Kardiyoloji Enstitüsü, Oda no: 304, Aksaray, İstanbul.   O gün birbiri peşi sıra üzerlerindeki adrese ulaşan ve önce avuçlarını, sonra kucağını dolduran bu zarflar ve kartpostallar, yaşamı boyunca onun kabul ettiği galiba ilk armağandı. Aile yakınımız, yakın dostumuz, hocamız, çalışma arkadaşımız Mehmet Haberal’ın, her yıl 29 Ekim’de duyumsadığı çifte mutluluğunu bu kez biz ona, mektuplarımıza ve kartpostallarımıza yazdığımız duygularımız yanı sıra, zarf ve kartpostalların sağ üst köşelerine yapıştırdığımız özel pullarımızla da yaşatmaya çalıştık. PTT’de özel olarak yaptırdığımız ve birer örneğini burada size de gösterdiğimiz bu pulların üzerindeki yazıları, hadi geliniz, bir kez de şimdi sizle birlikte okuyalım: “29 Ekim İyi ki doğdun Türkiye İyi ki doğdun Haberal.”
Bir Cevap Yazın
*
Menu Title