01 Aralık 1991
Kadınlar kralı Demirel
Türk halkının nostaljisi tuttuğu zaman aklına
Süleyman Demirel gelir ya...
Süleyman Demirel'in
de beni gördüğü zaman nostaljisi tutar.
Ellilerinin ilk yarısını geride bırakması olgusunu, en azından bir
Orson Welles keyfiyle yaşayan bendenizde
Süleyman Demirel otuz yıl öncesinin gencecik gazetecisini görmez de o gencecik gazetecinin karşısındaki kırkbir yaşındaki gencecik başbakanı görür, o başbakanı hatırlar hep.
Türk basınının bir bölümünün
“Morrison Süleyman" bir başka bölümünün ise
"Çoban Sülü" adlarıyla Türk halkına tanıttığı o gencecik politikacı, pek kimseler bilmez, dış basın tarafından önce Amerikan kamuoyuna, sonra da dünya kamuoyuna
"Kadınlar Kralı" olarak tanıtılmıştır.
Olayın bir numaralı
“faili" değil ama bir numaralı tanığı olarak size de anlatayım Demirel'in
"Kadınlar Krallığı”nı…
Amerika'nın dünyaca ünlü ve etkin gazetesi
The New York Times’ın
Ankara Muhabiri
Mehmet Ali Kışlalı, askere giderken bu muhabirliği bana emanet etti
Mim Ali'nin
askerlik yaptığı iki yıl süresince ben de, normal işime ek olarak, onun yerine
The New York Times gazetesi ile
Time dergisinin Ankara muhabirliğini yaptım.
Gazetenin Beyrut bürosundan bir teleks notu geldi birgün;
"Gazetemizin Orta Doğu ülkeleri uzmanı, yazar Dana Adams Schimidt, Adalet Partisi Genel Başkanlığı’na seçilen Mr. Demirel'le görüşmek üzere iki gün sonra Ankara’ya gelecek ve üç gün kalacaktır. Bu süre içinde kendisine Mr. Demirci'den bir randevu almanızı rica ediyoruz..."
Durumu
Mr. Demirel’in
sekreterine bildirdim. İki saat kadar sonra da
Dana Adams Schimidt’in
Ankara'da olacağı gün için randevu ayarlandı.
Takvimdeki iki gün geçti,
Dana Adams Schimidt Ankara’ya, randevu günü de takvimin üst yaprağına geldi.
Sadece gazetedeki yazılarının ve kitaplarının etkinliğinden ötürü değil, iki metreye varmasına birkaç santim kalmış boyuyla ve iri yapısıyla da tam bir
“dev”di,
bu dev gazeteci.
Randevu saatinden birkaç dakika önce onunla birlikte, Kızılay'daki Flamingo Pastanesi'nin üst katına çıktık. Adalet Partisi’ nin o yıllarda o mekanda olan Genel Merkezi’ne gittik.
Önce sekreter girdi Genel Başkan odasına ve tabii
Dana Adams Schimidt'in
geldiğini bildirdi.
Odadan çıkıp da bize
"Buyurun, Beyefendi bekliyorlar" dediği zaman, konuğuma hem yol göstermek hem de kendisini Genel Başkan'a tanıştırmak için odaya önden ben girdim ve...
Baktım
Süleyman Demirel masasından kalkmış, elini uzatarak bana doğru geliyor.
Kendimi tanıtmak üzere ben de elimi uzatınca,
Demirel bir anda kavradı elimi ve kendimi tanıtmama fırsat bırakmadan beni buyur etti:
“Welcome, Mr. Schimidt" dedi.
Ezile büzüle anlattım ki ben
Mr. Schimidt değilim ve kendisi birazdan...
“Tamam... Geliyor efendim... Takdim edeyim... Mr.Schimidt..."
Demirel, bir
Goliath devliğiyle ilerleyen
Dana Adams Schimidt’e baktı... Sonra bana baktı ve yeniden konuğuna döndü, boşa giden cümlesini baştan aldı:
“Welcome, Mr. Schimidt...” dedi bir kez de ona.
Amerikalı gazeteci, iki saate yakın bir süre görüştü
Süleyman Demirel’le.
Görüşmeden sonra bizim gazetenin Ankara Bürosu’na döndük. Kendi notlarını gözden geçirmeden önce, benim kendisi için hazırladığım bilgileri gözden geçirdi.
"Bu ne?” dedi
"Bu deyimi pek anlayamadım...”
Açıkladım:
’ Mr. Demirel politikaya girmeden önce Devlet Su İşleri Genel Müdürü idi. Onun bu görev süresi içinde Türkiye'de pek çok baraj yapılmıştır. Bu nedenle takılmıştır kendisine (Barajlar Kralı) adı...”
Dana Adams Schimidt,
“Çok ilginç" bulduğu bu notu da yazısında kullanmak istediğini söyledi ve kapandı odaya, beş altı sayfa uzunluğundaki haber-röportajını hazırladı.
Ankara'dan Beyrut'a, oradan Paris'e, Paris'ten de Amerika'ya telli ve telsiz telekslerle giden yazı, iki gün sonra geniş bir biçimde yer aldığı
The News York Times gazetesinde yayınlanmış olarak yeniden Ankara'ya döndü.
Gazetenin Ankara'ya geldiği gün
Mr. Schimidt, yana yakıla beni arıyordu.
"Rezil olduk Mr. Demirel’e” diyordu
"The New York Times’da olmayan birşey oldu ve çok da kötü bir biçimde sonuçlandı. Çok kötü bir dizgi hatası, okuyucularımıza hem de ilk kez tanıttığımız bir politikacıyı, bambaşka bir kimlikle, asla hak etmediği bir kimlikle tanıtmamıza neden oldu... Rezil olduk Mr. Demirel”e…
Mr. Schimidt'ten, gazetedeki dizgi yanlışlığını bana da göstermesini istedim.
“işte" dedi ve…
"Kadınlar Kralı” anlamına gelen
“King of Dames” deyimini gösterdi.
"Biliyorsun, ben (Barajlar Kralı) yazmıştım" diye dövündü bir kez daha...
Oysa
"Barajlar Kralı" anlamını verebilmesi için o deyimin, sadece bir harf eksiğiyle,
“King of Dams" olarak yazılması gerekiyordu.
Yazısı
“dizgi vurgunu”na uğrayan her yazara bizde uygulanan ilk yardım tedavi yöntemini uyguladım:
“Olmuş bir kere, ne kadar üzülürsen üzül, düzeltemezsin ki...” dedim... Fayda etmedi.
Tedavi yönteminin ikinci maddesini uyguladım:
“Canım, hem okuyucu da şey değil ya..." diye sürdürdüm tedavimi
"Onun dizgi yanlışı olduğunu nasıl olsa anlar..."
Bizde, bu gibi durumlarda kullandığımız
"teselli ederek uyutma" ya da
“uyutarak teselli etme” yöntemlerimiz, bu çam ağacı boylu adamı etkilemedi bile…
"Yahu sen sadece deyimdeki yanlışlığa bakıyorsun da böyle konuşuyorsun" dedi
“Bir de paragrafın tümünü oku ve bu yanlışlığı, paragrafın bütünlüğü içinde değerlendir bakalım..."
Ben,
Mr. Schimidt'in
dediğini yaptım.
Süleyman Demirel'in
“meğer neler neler yapmış olduğunu” ise
“Kadınlar Kralı" deyimli şu paragraftan öğrendim:
"Türkiye'nin en önemli kuruluşlarından biri olan Devlet Su İşleri'nin Genel Müdürlüğünü yapmasına karşın o, Ankara'daki bürosunda oturmadı, "Annelerle
dolu" anlamına gelen Anadolu'ya fırsat bulabildiği her an gitti. Kendisini uykusuz bırakan, rüyalarını oluşturan amacını gerçekleştirmek istiyordu hep. Ve bitmek tükenmek bilmeyen bir enerjiyle bu aşkını gerçekleştirdi, kısa süreler sonunda Türkiye'nin orasında, burasında, şurasında, bu aşkının ürünleri ortaya çıkmaya başladı.
Bu çalışmalarından ötürü de halk arasında kendisi, (Kadınlar Kralı) olarak tanınmaya ve anılmaya başlandı..."
Amerikan gazetesi gerçekten
"özellikle” değil, bir yanlışlıktan ötürü
Süleyman Demirel’i
hak etmediği bir kimlikle tanıtırken, bizde de kimi gazetelerimiz ve gazetecilerimiz onu
“Morrison Süleyman" adıyla, kimi gazetelerimiz ve gazetecilerimiz ise
"Çoban Sülü” olarak tanıttılar tüm ulusa.
Oysa şimdi göklere çıkarıyorlar
Demirel’i,
yıllar önce onu özellikle böyle tanıtanlar bize...
Onlar mı değiştiler, yoksa
Demirel mi değişti?
Ya da
"Bayramlar mı değişti, yoksa biz mi büyüdük?" diye balonlar şarkısı mı söylüyoruz, eski tadı olmasa da, bir özlemi içimizde duya duya?...
Etiketler:Barajlar Kralı, Çoban Sülü, Da¬na Adams Schimidt, dizgi hatası, gazetecinin zor anları, haber, Kadınlar Kralı Demirel, king of Dams, mete akyol, Morrison Süleyman, Ortadoğu ülkeleri uzmanı, Süleyman Demirel, The New York Times