Türkiye’de bir gazeteciyle bir kez olsun “merhaba”laşmamış kimi kişiler, yaşamlarında ilk kez tanıştıkları bir gazeteciye nedense, kendilerinin de gazetecilikle ilgili çok önemli bilgilerin sahibi olduklarını açıklamak gereksinimi duyarlar. Konu hakkında derinimsi bilgicikleri olanlar, söze köpeklemeyle girerler: “Bir köpek bir insanı ısırırsa, bu haber değildir… Fakat bir insan bir köpeği ısırırsa, bu haberdir” diyerek, çok gizli […]
Tohumu Ankara’da atılan, Ankara’da yeşeren, Ankara’da başveren… Fidesi, filizi, gövdesi Ankara’da gelişen, Ankara’da büyüyen… Kökleri Ankara topraklarında derinleşen, kolları İstanbul’da uzayan dostluklarımdan biri de, Hıncal Uluç’la aramdaki dostluğumdur. Sadece bir dostluğun keyfini değil, bir mesleğin tutkusunu da ortaklaştığım Hıncal Uluç’la aramda bir de, hiçbir zaman ortak bir noktasını bulamadığımız ilginç bir konumuz da vardır. Söliiim […]
Nail’in uzattığı uzun parça kağıt, teleks kağıdıydı. Ankara Oteli’nin teleksinden Paris’e çekilmişti Telgrafın gönderildiği kişi Mel Ferrer, telgrafı gönderen kişi ise Gayle Hunnicutt idi. Kafamda bir anda David Hemmings’in sözleri belirdi: “Mel Ferrer’in sevgilisiydi. Partiye, Mel Ferrer’in kolunda gelmiş, partiden benim kolumda ayrılmıştı. Ben Gayle’i, Mel Ferrer’in elinden aldım.” Telgrafı okumaya başladım: “Özlemine daha fazla […]
Türk halkının nostaljisi tuttuğu zaman aklına Süleyman Demirel gelir ya… Süleyman Demirel’in de beni gördüğü zaman nostaljisi tutar. Ellilerinin ilk yarısını geride bırakması olgusunu, en azından bir Orson Welles keyfiyle yaşayan bendenizde Süleyman Demirel otuz yıl öncesinin gencecik gazetecisini görmez de o gencecik gazetecinin karşısındaki kırkbir yaşındaki gencecik başbakanı görür, o başbakanı hatırlar hep. Türk […]