
Sizin içinizden biri olarak, sizinle beraber, sizin için buradayım.
Dertlerinizi, sevincinizi, gururunuzu yazacağım.
Gün olacak, gözlerimiz birlikte burada yaşaracak... Gün olacak, göğüslerimiz yine birlikle, yine burada kabaracak.
Size, sizi yazacağım.
Değişik zamanlarda, değişik konularda, sizin ve benim değişik görüşlerimiz olacaktır. Fakat bu görüşlerimizi teraziye koyduğumuzda. benim görüşlerimin sizin görüşlerinizden daha ağır basacağını ileri sürecek kadar "Tartmadan değerlendirebilme.. inadım ve yeteneğim hiç bir zaman olmayacaktır.
Tartışılacak konuları birlikle tartışacağız, değerlendirmelerimizi birlikte yapacağız.
Ben, üzerinde yazılarımı yazdığım masamı, padişah tahtı sanabilecek kadar kişisel kudrete ve sihre sahip olmadığımı biliyorum.
Güçlüğün olduğu gibi, gücün de her zaman sizde olduğuna inançla yemin ederim, içtenlikle tanıklık ederim.
İşte bu inanç ve İçtenlikle diyorum ki :
"Ben, yazı masamı sizin dizlerinizin dibinde kuracağım…
Bu köşede okuyacağınız yazılarımdan birini , Muş'un bir dağ köyünde, üzerinde biraz önce ev sahibiyle birlikte çorba içtiğimiz yer sofrasında yazacağım.
Aynı köşede bir başka gün okuyacağınız yazımı, Lüleburgaz'da, bir ayçiçeği üreticisinin oğlunun, üzerinde biraz önce dersini çalıştığı masasında yazacağım.
Bir başka yazımı, kimbilir kuzeyde mi olur, güneyde mi olur, doğuda, batıda mı olur bir köyde, köy öğretmeninin evinde, ayakları belki de sallanan bir masada yazacağım.
Şehirlerarası yollarda gece demeyip, gündüz demeyip, kar, tipi, kızgın güneş demeyip, geçtikleri her kilometrede, ömürlerinden dakikalar bırakan kamyon şoförlerinin dertlerini, ya bir benzin istasyonundaki hesap masasında, ya bir yol üstü lokantasındaki yemek masasında yazacağım.
İlaçsızlıktan yataklarına yapışmış, ateşler içinde yanan vatandaşlarımın alınlarındaki ateşi , Sağlık Bakanı' nın avucuna ulaştıracağım... Onların nabızlarındaki sayıyı, hem de eksiksiz olarak, Sağlık Bakanı’ nın parmaklarına ulaştıracağım.
Haksız güçlerin ağırlığı altında ezilen hak’kı , Adalet Bakanı' nın vicdanına sunacağım.
Köyüne okul isteyen aydınlık kafayı, Milli Eğilim Bakanı’ nın gözlerinin içine tutacağım.
Zigana geçidinde, ev temizlercesine bir titizlikle yollardaki taşları temizleyen karayolu işçilerini, ellerim yetmez, yüreğimle de alkışlayacağım.
Doğu'nun en doğu illerinde sizin için, benim için özel yaşantısını feda edip, sessiz sedasız çalışan devlet memurlarını bağıra bağıra tanıtacağım.
Siirt'ten Bitlis’ten yazacağım… Denizli'den, Rize'den yazacağım... Tokat' tan , Erzincan' dan, Edirne'den, Kars'tan yazacağım... İstanbul'dan, Ankara'dan. Urfa'dan, Gaziantep' ten, Merzifon'dan yazacağım..
Bir politikacının göz kapağının, ya da kaşının hareketine bakıp, yarın havanın nasıl olacağını söyleyebilme yeteneğim yok.
Affedin beni.
Her konuda sizin görüşlerinizden daha üstün görüşlerim de yok.
Bir kez daha affedin beni.
Sizin için, sizi yazmak için, sizin aranızda olacağım. Bütün yapabileceğim, bu.
Kabul edin beni.
İlkokula başlarken gözlerimi kapayarak içtiğim andımı gerçekleştirebilme olanağına kavuşmanın gurur veren sorumluluğu ve sevinç veren coşkunluğu içinde bugün, burada, karşınızda saygıyla ayağa kalkıyor ve bu andımın bir yudumunu, izninizle bir kez daha içiyorum:
“...Yasam, yurdumu, ulusumu özümden çok sevmektir....
Şerefinize...
Mutluluğunuza...
Sağlığınıza...