Siz "Pazar günü okuyucusu" dostlarımla son kez birlikte olduğum pazarla, bugünkü pazar arasına tam binkırk pazar gelmiş, girmiş; bu iki pazar arasından tam binkırk pazar çıkmış, geçmiş.
Yirmi yılın giren çıkan, gelen geçen binkırk pazarı, sadece kendilerini getirip, sadece kendilerini götürmekle kalmadılar.
Kimbilir sayısı kaça varan pazar dostlarını da aldılar, onları da beraberlerinde götürdüler. Karşılığında da, yeni yeni tanışacağımız, yeni yeni pazar dostu adayları getirdiler.
Yirmi yıl öncesinden kalabilenleriyle ve bugünkü pazardan sonra olacaklarıyla tüm “Pazar günü okuyucusu" dostlar, haftanın öteki günlerinin okuyucularından biraz farklıdır. On beşinci yüzyılın Portekiz Kraliçesi Isabella'ya benzetirim bir yanıyla, pazar günü okuyucusunu.
Belki bilmeyeniniz vardır diye yineleyeyim, dilerseniz.
Kristof Kolomb, bir iki gemi ve birkaç tayfa vermesi için Portekiz Kraliçesi Isabella’ya saatlerce, dünyanın yuvarlak olduğunu ve bu nedenle de, hep batıya giderek de doğuya varılabileceğini anlatmaya çalışmıştı.
Isabella, bir türlü
“Yerden göğe kadar haklısın" demeye cesaret edemediği, fakat “Hadi canım sen de” demeye de dilini vardıramadığı bu gerçekler karşısında Kolomb’a, istediği gemileri de tayfaları da vermiş, fakat yok "Dünya yuvarlaktır", yok
“Hep batıya gidilerek de doğuya varılabilir” gibi konularda daha fazla konuşmaması içinde ona karşı susturucu" etkinlikli şu cümleyi kullanmıştı:
"Lütfen kafamı gerçeklerle karıştırma."
Beni okumayı hoşgörüyle sürdürürseniz, ben de size, işte bu Kraliçe Isabella'nin hangi yanına, sizin hangi yanınızın benzediğini içtenlikle söylerim.
İster Başbakan, ister belediye temizlik işçisi olun... İster sanatçı, ister sendikacı olun... O göstereceğim belirli bir yanınızla tümünüz bugün, bir parça Kraliçe Isabella’sınız.
Çünkü... Tümünüz şu anda, aynı sıfatı paylaşan, aynı tırnak işaretleri arasında tanımlanan bir “Pazar günü okuyucusu" ortak özelliğine sahipsiniz.
Sizi haftanın öteki günlerinin okuyucularından ayıran bu özelliğinizle, Kraliçe Isabella'nin, havadan sudan, bundan şundan konuşulması özlemi özelliğine ortak oluyorsunuz ve...
Belki de farkına varmadan, siz de aynen onun gibi konuşuyorsunuz:
"Lütfen kafamı gerçeklerle karıştırma" diyorsunuz.
Siz “Pazar günü okuyucusu" dostlarımı, elbette, sadece bu özelliklerinizle tanıyor değilim.
Yirmi yıl uzaklıktan da olsa, çok net olarak görebiliyor, çok net olarak seçebiliyorum tek tek tümünüzü.
O, bağışlamasız okuyucu titizliğinizle, tepemde değil amma karşımda, bir Demokles kılıcı tehdidi oluşturduğunuzun da elbette farkındayım.
Güzel olanı çirkinden, iyi olanı kötüden, doğru olanı yanlıştan, kaliteli olanı basit olandan tane tane ayıklayan, taş kırıntılarından arındırılmış bir pirincin pilavını yediğiniz güvenden farksız bir biçimde, kırıntısızlığına güvendiğiniz yazılan da aynı güvenle okuduğunuzu eksiksiz hatırlıyorum.
Aradan binkırk pazar geçtikten sonra... Sahi, şimdi hava nasıl oralarda?
Yirmi yıl önceki iyiyi, güzeli, doğruyu ve kaliteliyi, negatif karşıtlarından ayıran titizliğinizi koruyabiliyor, sürdürebiliyor musunuz, yoksa...
Yoksa, yirmi yılın televizyon seyirciliğinin alışkanlık durumuna getirdiği “ne olursa seyrederim" umursamazlığı, okuyuculuk özelliğinizi de etkiledi mi?
Gazetelerin de her yazdığını,
"ne olursa okurum" kuzu kuzu usluluğuyla mı okuyorsunuz yoksa? Yani, kaşığınızdaki pilavı, içindeki taş kırıntılarını görmezlikten gelerek ağzına atan "ağzı var dili yok” bir lokanta müşterisi misiniz ya da... Taş kırıntısız bir pilav yiyebilmek hakkını kullanabilen ve garsondan, doğru dürüst bir pilav getirmesini isteyebilecek yüreğe ve bilince sahip müşterilerden misiniz?
Sizle ilgili bildiklerim ve bilmek istediklerim, şimdilik bu kadar.
Şimdi sıra sizde. Eski okuyucu dostlara hatırlatmak için, yeni okuyucu dost adaylarına ise, ilk “merhaba”mı diyebilmek için, ben de kendimle ilgili her şeyimi beğeninize ve güvenoyunuza sunmak istiyorum.
Aşçınız bendeniz, pilavınızı ağzınıza layık bir biçimde pişirebilmek için, çocukluk ve gençlik yılları arasındaki çizgiden başlayarak gelmektedir otuzsekiz yıl sonraki bugünkü mutfağına.
Pirincin en kalitelisini seçerek, yağın en nefisini bulup, mutfağına getirerek, pişirme yöntemlerinin en çok sabır gerektirenini yaşam biçimi yaparak ve...
Müşterisine karşı saygısını, sorumluluğunu hem mesleksel, hem insan sal görevi olarak kabullenerek geçmektedir mutfaktaki tezgahının başına.
Eline geçirdiği rastgele malzemeden, el yordamıyla oluşturduğu "Ben yaptım, oldu” yöntemiyle pişirdikleri pilavları önünüze süren kimi henüz eskiyememiş yeni, kimi hala yenilenememiş eski birkaç yamağın yaptıklarından ayıklayarak yerseniz bizim titiz pilavımızı, işte biz de o zaman, yaşamımızın da, mesleğimizin de bir anlamı olduğuna kendimizi yemden inandırmaya başlayabiliriz.
Bunları açıklamak, hem mesleğime, hem de size olan saygımın gereği bir görevimdir
Binkırk pazardan sonraki pazar yazısı, pek de siz
"Pazar günü okuyucusu” dostların isteği doğrultusunda olmadı gibime geliyor.
Pek niyetim yoktu amma...
Bağışlayın Birazcık da olsa. "
Kafanızı gerçeklerle karıştırdık", galiba…
benzerliklerDemoklas kılıcıDünya yuvarlaktırgerçeklerkaliteKolombKraliçe İsabellaPazar okuyucusutelevizyon izleyicisititizlik