Menü
Kategoriler
8aralik1991basyazi
Yeni bir dilimiz oldu…
08 Aralık 1991 1991
Arkadaşım, önce sıkıntı­sını açıkladı içtenlikle: "Oğlumla aramızdaki kuşak farkı şu son bir yıl içinde bir hayli büyüdü” dedi “Çünkü bir yıldır şirketteki işler çok yoğunlaştı. Bu ne­denle akşamları saat altıda gidemez oldum eve.” Akşamları eve saat altıda gidemeyişinin, onsekiz yaşındaki oğ­luyla arasındaki kuşak farkını nasıl etkilediğini sordum. “Birbirimizi anlayamamaya başladık" dedi arkadaşım "Çünkü aramızdaki diyalogu bir kez kopa­rınca, yeniden oluşturamadık." Arkadaşım, oğluyla arasındaki diyalogun "ciddi olamazsın” söz­cükleri nedeniyle koptuğunu söyle­di. “Evde bir akşam annesine birşeyler anlattığım sırada söze karıştı" dedi. Gözlerini aça aça sormuş heye­canla: “Gerçekten yirmi ton mu ih­raç ettiniz, baba?” demiş ve arka­daşımın "Evet” yanıtından sonra ilk makası atmış aralarındaki diya­loga: “İnanmıyorum" demiş, dam­dan düşercesine. “Onun bu sözü üzerine bir an­da tepemin tası attı” dedi arkada­şım "Fakat serde babalık var ya... Babalara olgun görünmek yaraşır, kimi kusurları görmezlikten gelmek yakışır ya... Biz de öyle dav­randık, bizim oğlanın, babasının sözü üzerine söylediği (İnanmıyo­rum) lafını önemsememiş gibi yaptık.” Sakın sakin sormuş oğluna: “Neden inanmıyormuşsun oğ­lum?” demiş. Oğlu yine yumruk gibi bir kar­şılık vermiş: "İnanılır şey değil çünkü bu söylediğin..." Bizim arkadaş da gerçi bir baba ama öyle profesyonel baba filan de­ğil tabii… O nedenle kızgınlık ve kırgınlığının frenleri pek sağlam tutmazmış, zaman zaman. Yine ufak bir kaçırma olmuş frenlerinde: “İnsan babasının bir sözüne karşılık olarak ona nasıl (inanılır şey değil diyebilir?” diye çıkışmış hafiften "Senin böyle konuşman beni ciddi şekilde üzüyor..." Oğlu bu kez, daha içtenlikli bir hayretle karşılık vermiş: “Saçmalıyorsun ama sen ba­ba" demiş. “Lütfen saçmalama..." Bizimkinin bu kez tepesinin ta­sı değil, tepesinin tümü atmış: "Defol ulan karşımdan" diye kükremiş “Git önce, bir babayla nasıl konuşulacağını öğren, ondan sonra çık karşıma... Hadi defol gö­zümün önünden şimdi...” Oğlu sakın sakin gülmeye baş­lamış babasının bu sözleri karşısın­da. Ve bir bomba daha patlatmış: "Ciddi olamazsın baba” demiş. Arkadaşım, oğluyla arasındaki diyalogun yeniden oluşabilmesi için şimdi işini gücünü ikinci plana itti, bu yaştan sonra kendisi de ye­niden dil öğrenmeye başladı. Bana geldi dün ve yeni dilini öğrenip öğrenemediğini denetleme­mi istedi. “Konuş da bir dinleyeyim ba­kalım" dedim. Öyle evcilik oynar gibi şakacık­tan senaryolarla hazırlanan televiz­yon programlarına benzer korku­suyla, yapmacık yapmacık konuş­mak istemedi. “Bir denetleme yapacaksak, şunu tam hakkıyla yapalım" dedi. “Ben şimdi dışarı çıkacağım ve ka­pıdan girişimden itibaren birbiri­mizle bu yeni dille konuşmaya başlayacağız. Tamam mı?” Kapının dışına çıktı, kapıyı ka­padı ve yeni gelmiş gibi birkaç kez vurdu dışarıdan: "Buyurun..." Arkadaşım kapıyı açtı, içeri gi­rerken bir elini havaya kaldırdı: “Selam” dedi. Aynı dili konuşacağız ya... Ben de aynı dilden karşılık verdim: “Selam." Arkadaşım, havaya kaldırdığı elini indirirken, avucunun içiyle be­nim avucumun içine tokat atar gibi vurdu: “Herşey yolunda gidiyor mu?” diye sordu. "Herşey harika” diye yanıtla­dım onun bu sorusunu. “Harikasın” diye karşılık verdi. Bir ikramda bulunmak istedim. İkramımı da aynı dilde yaptım: “Bir viski ya da cin tonik al­maz mısın?” dedim. “Delisin sen” diyerek şaka yap­tı “Viski varken cin toniğin arka­sından kim bakar?” “Nasıl almayı severdin viski­ni?” “Buzu bol, lütfen...” Buzu bol viskilerimizi koydu­ğum bardaklarımızı havaya kaldır­dık. Birbirimize karşılıklı aynı di­lekte bulunduk: “Çiiirs..." dedik ikimiz de. Bu yeni dili kullanarak bir süre konuştuk, Daha sonra karısına tele­fon etmek istediğini söyledi. Telefo­nu işaret ettim: “Telefon orada, ra­hatına bak" dedim ' Kendini lüt­fen evinde hisset.” Ben teşekkür edeceğini sanıyordum, o yeni öğrendiği diliyle karşılık verdi: “Seni seviyorum” dedi. Telefon görüşmesi bittikten sonra sordum: “Kusura bakma, istemeyerek kulak misafiri oldum" dedim “Eşine, (altıya çeyrek gibi gelirim) de­din... Ne demek istedin?" Eşinin sorusuna yanıt olarak öyle söylemiş: "Kaç gibi geleceğimi sordu, ben de altıya çeyrek gibi dedim... Bu kadar basit...” Merak bu ya... Neden böylesine dakik olduğunu sordum arkadaşı­ma "Başka şansım yok” dedi “On, onbeş dakika avansla ayarlıyorum tüm programlarımı ki, bakarsın yolda bir aksilik çıkar, trafik filan tıkanır da altıya çeyrek gibi varamasam da altı gibi muhakkak va­rabilmiş oluyorum eve...” Bizim Karadeniz takımı gibi "Şart midür?" diyeceğim ama, baş­ka bir dil kullanırken bambaşka bir dile dönmek ayıp olacak, şimdi. Onun içundur ki düzden sordim sorimi: “Altı gibiden az sonra gitsen, mesela altıyı çeyrek gibi gitsen ne olur ki?” dedim "Ev bu... Tren de­ğil ki, uçak değil ki kaçırmış ola­sın?" Arkadaşım hayretle baktı yüzü­me: “Ciddi değilsin, değil mi?” de­di "Altıyı çeyrek gibi gitmek olur mu hiç? Ev kaçmıyor ama Yalan rüzgarı kaçıyor o zaman..." "Kaçarsa kaçsın. Ne olur yani kaçarsa" Arkadaşım uzay yaratığı­na bakar gibi bir hayretle bakmaya başladı yüzüme: “Ciddi olduğuna inanmıyo­rum” dedi. “Bilmiyormuşsun gibi konuşuyorsun. Bir yıl izleyemediğimde oğlumla aramızdaki kuşak farkının ne kadar açıldığını sanki bilmiyor musun?... Dizinin her bölümünde yeni yeni sözcükler, yeni yeni deyimler öğrendikçe, oğlumla aramızdaki kuşak farkını biraz da­ha kapatıp, onunla biraz daha iyi anlaşabileceğime inanıyorum...” Saatine baktı, aceleyle toparlan­dı: “Zaman ne de hızlı kaçıyor?” dedi "Baksana beşbuçuk gibi ol­muş." Elini havaya kaldırdı, "Bay bay’ dedi… Elini indirirken avucu­nun içiyle benim avucumun içine bir tokat attı. "Kendine iyi bak" dedi, kapı­dan çıkarken de. Nasihat mı etti, bir temennide bulunmak mı istedi, doğrusu pek anlayamadım. Kimbilir, belki de “Allahaısmarladık” demek istemiş olabilirdi bu yeni deyişle, “Yalan Rüzgarı” dilinde...
Bir Cevap Yazın
*
Menu Title