Arkadaşım, önce sıkıntısını açıkladı içtenlikle:
"Oğlumla aramızdaki kuşak farkı şu son bir yıl içinde bir hayli büyüdü” dedi
“Çünkü bir yıldır şirketteki işler çok yoğunlaştı. Bu nedenle akşamları saat altıda gidemez oldum eve.” Akşamları eve saat altıda gidemeyişinin, onsekiz yaşındaki oğluyla arasındaki kuşak farkını nasıl etkilediğini sordum.
“Birbirimizi anlayamamaya başladık" dedi arkadaşım
"Çünkü aramızdaki diyalogu bir kez koparınca, yeniden oluşturamadık."
Arkadaşım, oğluyla arasındaki diyalogun
"ciddi olamazsın” sözcükleri nedeniyle koptuğunu söyledi.
“Evde bir akşam annesine birşeyler anlattığım sırada söze karıştı" dedi.
Gözlerini aça aça sormuş heyecanla:
“Gerçekten yirmi ton mu ihraç ettiniz, baba?” demiş ve arkadaşımın
"Evet” yanıtından sonra ilk makası atmış aralarındaki diyaloga:
“İnanmıyorum" demiş, damdan düşercesine.
“Onun bu sözü üzerine bir anda tepemin tası attı” dedi arkadaşım
"Fakat serde babalık var ya... Babalara olgun görünmek yaraşır, kimi kusurları görmezlikten gelmek yakışır ya... Biz de öyle davrandık, bizim oğlanın, babasının sözü üzerine söylediği (İnanmıyorum) lafını önemsememiş gibi yaptık.”
Sakın sakin sormuş oğluna:
“Neden inanmıyormuşsun oğlum?” demiş.
Oğlu yine yumruk gibi bir karşılık vermiş:
"İnanılır şey değil çünkü bu söylediğin..."
Bizim arkadaş da gerçi bir baba ama öyle profesyonel baba filan değil tabii… O nedenle kızgınlık ve kırgınlığının frenleri pek sağlam tutmazmış, zaman zaman. Yine ufak bir kaçırma olmuş frenlerinde:
“İnsan babasının bir sözüne karşılık olarak ona nasıl (inanılır şey değil diyebilir?” diye çıkışmış hafiften
"Senin böyle konuşman beni ciddi şekilde üzüyor..."
Oğlu bu kez, daha içtenlikli bir hayretle karşılık vermiş:
“Saçmalıyorsun ama sen baba" demiş.
“Lütfen saçmalama..."
Bizimkinin bu kez tepesinin tası değil, tepesinin tümü atmış:
"Defol ulan karşımdan" diye kükremiş
“Git önce, bir babayla nasıl konuşulacağını öğren, ondan sonra çık karşıma... Hadi defol gözümün önünden şimdi...”
Oğlu sakın sakin gülmeye başlamış babasının bu sözleri karşısında.
Ve bir bomba daha patlatmış:
"Ciddi olamazsın baba” demiş.
Arkadaşım, oğluyla arasındaki diyalogun yeniden oluşabilmesi için şimdi işini gücünü ikinci plana itti, bu yaştan sonra kendisi de yeniden dil öğrenmeye başladı.
Bana geldi dün ve yeni dilini öğrenip öğrenemediğini denetlememi istedi.
“Konuş da bir dinleyeyim bakalım" dedim.
Öyle evcilik oynar gibi şakacıktan senaryolarla hazırlanan televizyon programlarına benzer korkusuyla, yapmacık yapmacık konuşmak istemedi.
“Bir denetleme yapacaksak, şunu tam hakkıyla yapalım" dedi.
“Ben şimdi dışarı çıkacağım ve kapıdan girişimden itibaren birbirimizle bu yeni dille konuşmaya başlayacağız. Tamam mı?”
Kapının dışına çıktı, kapıyı kapadı ve yeni gelmiş gibi birkaç kez vurdu dışarıdan:
"Buyurun..."
Arkadaşım kapıyı açtı, içeri girerken bir elini havaya kaldırdı:
“Selam” dedi.
Aynı dili konuşacağız ya... Ben de aynı dilden karşılık verdim:
“Selam."
Arkadaşım, havaya kaldırdığı elini indirirken, avucunun içiyle benim avucumun içine tokat atar gibi vurdu:
“Herşey yolunda gidiyor mu?” diye sordu.
"Herşey harika” diye yanıtladım onun bu sorusunu.
“Harikasın” diye karşılık verdi. Bir ikramda bulunmak istedim. İkramımı da aynı dilde yaptım:
“Bir viski ya da cin tonik almaz mısın?” dedim.
“Delisin sen” diyerek şaka yaptı
“Viski varken cin toniğin arkasından kim bakar?”
“Nasıl almayı severdin viskini?”
“Buzu bol, lütfen...”
Buzu bol viskilerimizi koyduğum bardaklarımızı havaya kaldırdık. Birbirimize karşılıklı aynı dilekte bulunduk:
“Çiiirs..." dedik ikimiz de.
Bu yeni dili kullanarak bir süre konuştuk, Daha sonra karısına telefon etmek istediğini söyledi. Telefonu işaret ettim: “
Telefon orada, rahatına bak" dedim '
Kendini lütfen evinde hisset.” Ben teşekkür edeceğini sanıyordum, o yeni öğrendiği diliyle karşılık verdi:
“Seni seviyorum” dedi.
Telefon görüşmesi bittikten sonra sordum:
“Kusura bakma, istemeyerek kulak misafiri oldum" dedim
“Eşine, (altıya çeyrek gibi gelirim) dedin... Ne demek istedin?"
Eşinin sorusuna yanıt olarak öyle söylemiş:
"Kaç gibi geleceğimi sordu, ben de altıya çeyrek gibi dedim... Bu kadar basit...”
Merak bu ya... Neden böylesine dakik olduğunu sordum arkadaşıma
"Başka şansım yok” dedi
“On, onbeş dakika avansla ayarlıyorum tüm programlarımı ki, bakarsın yolda bir aksilik çıkar, trafik filan tıkanır da altıya çeyrek gibi varamasam da altı gibi muhakkak varabilmiş oluyorum eve...”
Bizim Karadeniz takımı gibi
"Şart midür?" diyeceğim ama, başka bir dil kullanırken bambaşka bir dile dönmek ayıp olacak, şimdi.
Onun içundur ki düzden sordim sorimi:
“Altı gibiden az sonra gitsen, mesela altıyı çeyrek gibi gitsen ne olur ki?” dedim
"Ev bu... Tren değil ki, uçak değil ki kaçırmış olasın?"
Arkadaşım hayretle baktı yüzüme:
“Ciddi değilsin, değil mi?” dedi
"Altıyı çeyrek gibi gitmek olur mu hiç? Ev kaçmıyor ama Yalan rüzgarı kaçıyor o zaman..."
"Kaçarsa kaçsın. Ne olur yani kaçarsa" Arkadaşım uzay yaratığına bakar gibi bir hayretle bakmaya başladı yüzüme:
“Ciddi olduğuna inanmıyorum” dedi.
“Bilmiyormuşsun gibi konuşuyorsun. Bir yıl izleyemediğimde oğlumla aramızdaki kuşak farkının ne kadar açıldığını sanki bilmiyor musun?... Dizinin her bölümünde yeni yeni sözcükler, yeni yeni deyimler öğrendikçe, oğlumla aramızdaki kuşak farkını biraz daha kapatıp, onunla biraz daha iyi anlaşabileceğime inanıyorum...”
Saatine baktı, aceleyle toparlandı:
“Zaman ne de hızlı kaçıyor?” dedi
"Baksana beşbuçuk gibi olmuş." Elini havaya kaldırdı,
"Bay bay’ dedi… Elini indirirken avucunun içiyle benim avucumun içine bir tokat attı.
"Kendine iyi bak" dedi, kapıdan çıkarken de.
Nasihat mı etti, bir temennide bulunmak mı istedi, doğrusu pek anlayamadım. Kimbilir, belki de
“Allahaısmarladık” demek istemiş olabilirdi bu yeni deyişle,
“Yalan Rüzgarı” dilinde...
anlaşma şekilleribaba-oğul ilişkisidakik olmakKuşak çatışmasıkuşak farkımete akyolpembe diziye yetişmektelevizyon diliYalan Rüzgarıyeni deyimleryeni sözcükler