FOTOĞRAFTA, bir İnönü ve onun omuzunun dibine sokulmuş bir Bayan Akyol görüyorsunuz. Fakat o İnönü, bugünlerde tanıdığınız İnönü değildir; o İnönü'nün omuzunun dibine sokulmuş Bayan Akyol ise, bir yirmibir yıl önce, bir de yirmibir gün önce adını duyduğunuz Bayan Akyol değildir.
Fotoğraftaki İnönü, Erdal İnönü'nün rahmetli babası İsmet İnönü'dür; onun omuzunun dibindeki Bayan Akyol ise, benim rahmetli annem Mebrure Akyol'dur.
Bu fotoğraf, 1923 yılında, o zamanlarda adı Dar-ül Fünun olan, bugünkü İstanbul Üniversitesi'nin bahçesinde çekilmiştir.
Dışişleri Bakanı İsmet İnönü, barış antlaşması görüşmelerinin ikinci bölümüne katılmak üzere Lozan'a hareketinden ön-
ce, Dar-ül Fünun'a bir veda ziyaretinde bulunmuştur.
Türkiye Cumhuriyeti'nin unutulmaz Milli Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel (İnönü’nün sağında, üstte) ve Prof. Dr. Kazım İsmail Gürkan (sağda, beyaz giysili, papyonlu) gibi, adları bugün de yaşayan kişilerin de aralarında bulundukları
Dar-ül Fünun öğrencileri, cep harçlıklarını birleştirerek satın alabildikleri bir dolmakalemi İsmet İnönü’ye armağan etmişler ve kendisinden, Lozan Barış Antlaşması’ nı, bu dolmakalemle imzalaması isteğinde bulunmuşlardır.
İsmet İnönü, bu fotoğrafın çekildiği nisan ayından tam üç ay sonra, temmuz sonunda Türkiye’ye döndüğünde, ceketinin cebinde bu dolmakalemi, omuzlarında ise Lozan Zaferi’ni taşıyordu.
Onun bu dolmakalemle attığı imza, sınırlarını da çizdiği, hukuksal varlığını da kanıtladığı Türkiye Devleti’ni ayrıca, dünya haritasındaki fiziksel, dünya devletler topluluğundaki hukuksal konumlarına da yerleştiriyordu.
İsmet İnönü’ nün Lozan'dan dönüşünden üç ay sonra ise, Türkiye’de Cumhuriyet ilan edilmiştir.
Tüm üniversite son sınıf arkadaşları gibi Mebrure Akyol’ da, üniversite mezunu bir "Cumhuriyet genci” olarak ilk görevine o gün atandı.
Yirmi beş yıllık yaşamında Şile ve Pendik dışında İstan
bul’un dışına çıkmamış bu genç kız, cumhuriyetle birlikte Adana’ya gitti ve Adana Muallim Mektebi’nde matematik öğretmeni olarak ilk görevine başladı.
Aynı genç kız, bir yıl sonra Akdeniz'den Karadeniz'e atandı ve aynı görevini bu kez Ordu'da, önce Ordu Muallim Mektebi’ nde, sonra da Ordu Ortaokulu’ nda sürdürdü.
Ne zamana kadar mı?
Tam 26 yıl sonra,
Ankara Kız Lisesi Matematik Öğretmenliği’ ne atanıncaya kadar.
Annem, özellikle Adana ve Ordu'da “öğretmenlik görevini”ni sadece okul sınıflarının dört duvarları arasında değil, bu kentlerin toplumsal yaşamlarının ortasında da yapmıştır.
O ve birkaç bayan öğretmen meslekdaşı, laik Türkiye Cumhuriyeti'nin, çağdaş genç kızını ve çağdaş kadınını da, kendi varlıklarıyla ve kendi yaşam biçimleriyle o günlerin Türk toplumuna da tanıtmışlar, o günlerin Türk toplumuna da öğretmişlerdir.
Tüm bunları niçin yazdım, onu da anlatayım mı?
Türkan Akyol, yirmibir yıl aradan sonra, hem de, yine seçilmemesine karşın, yine bakan yapıldı ya...
Kafamda hep, bir soru çalkalandı durdu:
“Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kuruluşunda, emekleri olmasa da, hiç değilse sevinçleri, coşkuları yer alan altmışbeş yıl öncesi Türkiye Cumhuriyeti’nin çağdaş kadınları, acaba toplum içindeki öğretmenlik görevlerini başarıyla yapamadılar da... Yeni yeni çağdaş Türk kadınlarının yetişebilmeleri için gerekli etkinlikte bir örnek oluşturamadılar mı, acaba?...”
Bir kadının görevlendirilmesi gereken makama atanabilecek düzeyde kadınımız mı yetişmedi altmışbeş yılda da…
Yirmibir yıl önceki bir hatamızı yinelemek zorunda kaldık, biçimsel bir nedenle de olsa?
Annemin yetmiş yıllık fotoğrafına bakmaktan utanıyorum, zamanın böylesinde...
atamaDar-ül Fünundolma kalemİsmet İnönüİstanbul ÜniversitesiLozan BarışımatematikMebrure Akyol kimdir?Türk kadınıTürkiye Cumhuriyeti öğretmenleri