Menü
Kategoriler
22kasim1992basyazi
O’nunla birlikte ve… Birlik olalım…
22 Kasım 1992 1992
Çok çok önemli bir işiniz yoksa... Ve de yarım sa­at kadar bir süre eğlen­cenizden uzaklaşabilmeyi göze alabilirseniz… İki gün sonra salı akşamı, lütfen birlikte olalım. Size, çok çok seveceğiniz genç bir kızımızı tanıtacağım. Adı, Gülay Kaya. Deniz­li'nin bir köyünde doğmuş, ora­da büyümüş... Annesi ev hanımı, babası “çiftçi”... Dört çocuklarının dördü de evden uçup gittikten sonra yalnız kaldıkları evlerinde anne ve baba şimdi "Edi'yle Büdü'yü” oynuyorlar. Gülay, ikisi erkek dört kardeşin üç numarası... Evli ağabeyi köyde çobanlık yapıyor, evli ablası Denizli'de bir koope­ratifte sekreter olarak çalışıyor. Küçük kardeşi, vatan borcu­nu ödüyor. Askerliğini Şırnak'ta yapıyor. Gülay ise Hacettepe Üniversitesi, Psikoloji Bölümü’nü bitirdikten sonra, öğret­men olmak istemiyle başvurdu­ğu Milli Eğitim Bakanlığı’ nca Hakkari'ye atandı. O şimdi Hakkari'de 50. Yıl İlkokulu’nda, ilkokul öğretmeni olarak görev yapıyor... Üçüncü sınıftaki 53 öğrenci­sinden kimine hatta okuma yaz­ma, kimine ise hatta Türkçe konuşabilme öğretiyor. Gülay öğretmen öğrencileri­ni çok seviyor, öğrencileri de Gü­lay öğretmeni çok seviyorlar. Kendi söyledi bunu, gözleri­nin çevresi kızararak, içleri nem nem dolarak... “Sırf öğrencilerim yüzünden bırakamadım Hakkari'yi" dedi "Yoksa gittiğimin ikinci günü karar vermek üzereydim dön­meye..." Asla başka bir nedenle de­ğil... Sadece, yerleşebileceği, kalabileceği bir yer bulamaması ne­deniyle döndü, dönüyormuş, az kalsın... "Hakkari'de evlerin ki­raları, birbuçuk ve iki mil­yon lira" dedi "İnsan onu bile nasıl ödeyeceğini düşü­nürken, ev sahipleri daha fazla düşündürmüyorlar in­sanı... Kimi bir yıllık, kimi iki, kimi hatta üç yıllık ki­rayı peşin istiyor...” Biz mi yanlış anladık, o mu yanlış anlattı kuşkusuy­la birkaç kez üstüste sor­dukça, aynı ısrarlı soruları­mıza, aynı ısrarlı yanıtlar geldi: "Peşin verebileceğiniz en az onbeş milyon liranız yok­sa, küçücük bir ev kiralananız mümkün değildir... Rahatça oturabileceğiniz bir evi kiralayabilmeniz için de, aylık iki mil­yon üzerinden en az bir yıllık ki­ra tutarını peşinen ödeyebilme­niz gerekiyor. Sizin de aklınıza ilk anda ge­len sorunun, sormanıza gerek kalmadan yanıtlıyor. Dilimizin ucuna gelen kimi sorularımızı Gülay Kaya, sormamıza gerek kalmadan yanıtladı: "Öğretmenler için lojmanlar var ama, öncelikle evli ve çocuk­lu öğretmenlere veriliyor o loj­manlar...” dedi “Hepimize yete­cek kadar lojman yok... Sıranın bize gelmesi de mümkün de­ğil…” Ev kiralayabilecek kadar pe­şin para yok... Lojman da yok... Peki, nerede yatıp kalkar, nerede yemek yer, nerede yıkanır öğret­men hanım? “Aynen benim gibi üniversi­te mezunu ama ilkokul öğret­menliği yapan Selma ve Cemile ile birlikte, bir toprak ev bul­duk... Evimiz bir odalı... Önünde bir de avlusu var. Kirası beş yüz bin lira idi. Ev toprak olduğu için evsahibimiz bir yıllık, iki yıllık peşin para istemedi. Şim­di üçümüz birlikte burada kalı­yoruz, kirayı da üçümüz payla­şıyoruz.” Gelecek yanıt önceden belli olduğundan, sormak içimizden gelmedi, aynı odayı hem mutfak, hem yemek, hem oturma, hem de yatak odası olarak nasıl kulla­nabildiklerini... Karlar yağmaya başlayıp da, toprak evin toprak damında ka­rış karış yığılınca, bu üç genç kı­zın dama çıkıp, karları küremek için kendi aralarında nasıl bir iş bölümü yapmayı düşündüklerini de sormak zor geldi bize... Bu konuya şimdiden bir çö­züm bulmaları gerektiğini bildiklerini söyledi. Gülay. “Çünkü kürenmedikleri takdirde, toprak damda biriken karların ikinci günden sonra damla damla oda­ya, üstümüze başımıza ineceği­ni biliyoruz" dedi. Hakkari'de bir “lüks”leri ol­duğunu öğrendim Gülay'dan: "Hani pet şişelerde satılan içme suları var ya...” diye kaçırdı ağzından “İşte lüksümüz, o su... Biraz pahalı olduğu için, ayda sadece iki ya da üç kez alı­yoruz.” Televizyonda çok programları izleyemediklerini de söyledi. “Öğretmenler Evi'ne gidiyo­ruz televizyon seyretmek için... Hava kararmadan dönüyoruz eve... Biraz geç kalırsak, erkek öğretmen arkadaşlar getiriyor­lar bizi eve..." Biraz da gülerek anlattı, üçü­nün bir araya gelip de bir televiz­yon sahibi olamadıklarını: “Yüksekova'da ucuz televiz­yonlar var dediler... Bir cumar­tesi günü üçümüz otobüse bin­dik, bir saat yolculuk yaptık, Yüksekova'ya gittik... Paraları çıkardık, çıkardık, beş yüz bin liramız eksik kaldı. Alamadan döndük televizyonu. Bir daha da gitmedik. Avlunun yanında ev sahibimizin evi var. Bir merdi­venle çıkılıyor. Kızı Fatma'yla arkadaş olduk... Bazen onlarda seyrediyoruz." GülayHakkari'den davet ettik, birkaç gününün içine sığdırabildiğimiz yabancısı İstan­bul'u tanıtmaya çalıştık ona. "Meğer ben ne şanslıymı­şım” diyerek coşkulu bir sevinç­le tanıdı güneşli günlü İstan­bul'u, Çamlıca tepesinden... Sonra Topkapı Sarayı'nı, Kapalı Çarşı’sını, Metro’sunu, Galleria’sını, denizini, vapuru­nu, köprüsünü gördü, tanıdı İstanbul'un... Atatürk Kültür Merkezi’nde bir konser dinledi, “özel davetli” olarak katıldığı bir dost doğum gününde pasta üstündeki mum­ları üflemeye yardım etti, gazete ve dergi sayfalarından, televiz­yon ekranlarından tanıdığı ünlü­lerle tanıştı, kucaklaştı ve… İstanbul'u tanıdıkça da İstanbullu'yu tanıdıkça da hayret­ler içine düştü. Daha sonra tele­vizyon stüdyosuna girdi, 24 Ka­sım Öğretmenler Günü nedeniy­le kendisiyle yapılan söyleşide ise, bu kez o tanıttı hem kendini, hem kentini ve... Bu kez o hayretler içine dü­şürdü kendini de kentini de tanıttığı kişileri... Çok çok önemli bir işiniz yoksa... Ve de yarım saat kadar bir süre eğlencenizden uzaklaşabilmeyi göze alabilirseniz... İki gün sonra salı akşamı sa­at 19.20'de, TRT 2'de Öğretmen Gülay Kaya ile lütfen birlikte olalım, birlik olalım. Eğlenmek isteyenler, yarım saat kadar sonra nasıl olsa bol bol sürdürebilirler eğlenmele­rini, günün ilerleyen saatlerinde... İzlemeye devam edecekleri kanallarda...
Bir Cevap Yazın
*
Menu Title