Çok çok önemli bir işiniz yoksa... Ve de yarım saat kadar bir süre eğlencenizden uzaklaşabilmeyi göze alabilirseniz…
İki gün sonra salı akşamı, lütfen birlikte olalım.
Size, çok çok seveceğiniz genç bir kızımızı tanıtacağım.
Adı,
Gülay Kaya. Denizli'nin bir köyünde doğmuş, orada büyümüş... Annesi ev hanımı, babası
“çiftçi”...
Dört çocuklarının dördü de evden uçup gittikten sonra yalnız kaldıkları evlerinde anne ve baba şimdi
"Edi'yle
Büdü'yü” oynuyorlar.
Gülay, ikisi erkek dört kardeşin üç numarası... Evli ağabeyi köyde çobanlık yapıyor, evli ablası
Denizli'de bir kooperatifte sekreter olarak çalışıyor.
Küçük kardeşi, vatan borcunu ödüyor. Askerliğini
Şırnak'ta yapıyor.
Gülay ise
Hacettepe Üniversitesi, Psikoloji Bölümü’nü bitirdikten sonra, öğretmen olmak istemiyle başvurduğu
Milli Eğitim Bakanlığı’ nca
Hakkari'ye atandı.
O şimdi
Hakkari'de
50. Yıl İlkokulu’nda, ilkokul öğretmeni olarak görev yapıyor...
Üçüncü sınıftaki 53 öğrencisinden kimine hatta okuma yazma, kimine ise hatta Türkçe konuşabilme öğretiyor.
Gülay öğretmen öğrencilerini çok seviyor, öğrencileri de
Gülay öğretmeni çok seviyorlar.
Kendi söyledi bunu, gözlerinin çevresi kızararak, içleri nem nem dolarak...
“Sırf öğrencilerim yüzünden bırakamadım Hakkari'yi" dedi
"Yoksa gittiğimin ikinci günü karar vermek üzereydim dönmeye..."
Asla başka bir nedenle değil... Sadece, yerleşebileceği, kalabileceği bir yer bulamaması nedeniyle döndü, dönüyormuş, az kalsın...
"Hakkari'de evlerin kiraları, birbuçuk ve iki milyon lira" dedi
"İnsan onu bile nasıl ödeyeceğini düşünürken, ev sahipleri daha fazla düşündürmüyorlar insanı... Kimi bir yıllık, kimi iki, kimi hatta üç yıllık kirayı peşin istiyor...”
Biz mi yanlış anladık, o mu yanlış anlattı kuşkusuyla birkaç kez üstüste sordukça, aynı ısrarlı sorularımıza, aynı ısrarlı yanıtlar geldi:
"Peşin verebileceğiniz en az onbeş milyon liranız yoksa, küçücük bir ev kiralananız mümkün değildir... Rahatça oturabileceğiniz bir evi kiralayabilmeniz için de, aylık iki milyon üzerinden en az bir yıllık kira tutarını peşinen ödeyebilmeniz gerekiyor.
Sizin de aklınıza ilk anda gelen sorunun, sormanıza gerek kalmadan yanıtlıyor. Dilimizin ucuna gelen kimi sorularımızı
Gülay Kaya, sormamıza gerek kalmadan yanıtladı:
"Öğretmenler için lojmanlar var ama, öncelikle evli ve çocuklu öğretmenlere veriliyor o lojmanlar...” dedi
“Hepimize yetecek kadar lojman yok... Sıranın bize gelmesi de mümkün değil…”
Ev kiralayabilecek kadar peşin para yok... Lojman da yok... Peki, nerede yatıp kalkar, nerede yemek yer, nerede yıkanır öğretmen hanım?
“Aynen benim gibi üniversite mezunu ama ilkokul öğretmenliği yapan Selma ve Cemile ile birlikte, bir toprak ev bulduk... Evimiz bir odalı... Önünde bir de avlusu var. Kirası beş yüz bin lira idi. Ev toprak olduğu için evsahibimiz bir yıllık, iki yıllık peşin para istemedi. Şimdi üçümüz birlikte burada kalıyoruz, kirayı da üçümüz paylaşıyoruz.”
Gelecek yanıt önceden belli olduğundan, sormak içimizden gelmedi, aynı odayı hem mutfak, hem yemek, hem oturma, hem de yatak odası olarak nasıl kullanabildiklerini...
Karlar yağmaya başlayıp da, toprak evin toprak damında karış karış yığılınca, bu üç genç kızın dama çıkıp, karları küremek için kendi aralarında nasıl bir iş bölümü yapmayı düşündüklerini de sormak zor geldi bize...
Bu konuya şimdiden bir çözüm bulmaları gerektiğini bildiklerini söyledi. Gülay.
“Çünkü kürenmedikleri takdirde, toprak damda biriken karların ikinci günden sonra damla damla odaya, üstümüze başımıza ineceğini biliyoruz" dedi.
Hakkari'de bir
“lüks”leri olduğunu öğrendim
Gülay'dan:
"Hani pet şişelerde satılan içme suları var ya...” diye kaçırdı ağzından
“İşte lüksümüz, o su... Biraz pahalı olduğu için, ayda sadece iki ya da üç kez alıyoruz.”
Televizyonda çok programları izleyemediklerini de söyledi.
“Öğretmenler Evi'ne gidiyoruz televizyon seyretmek için... Hava kararmadan dönüyoruz eve... Biraz geç kalırsak, erkek öğretmen arkadaşlar getiriyorlar bizi eve..."
Biraz da gülerek anlattı, üçünün bir araya gelip de bir televizyon sahibi olamadıklarını:
“Yüksekova'da ucuz televizyonlar var dediler... Bir cumartesi günü üçümüz otobüse bindik, bir saat yolculuk yaptık, Yüksekova'ya gittik... Paraları çıkardık, çıkardık, beş yüz bin liramız eksik kaldı. Alamadan döndük televizyonu. Bir daha da gitmedik. Avlunun yanında ev sahibimizin evi var. Bir merdivenle çıkılıyor. Kızı Fatma'yla arkadaş olduk... Bazen onlarda seyrediyoruz."
Gülay'ı
Hakkari'den davet ettik, birkaç gününün içine sığdırabildiğimiz yabancısı
İstanbul'u tanıtmaya çalıştık ona.
"Meğer ben ne şanslıymışım” diyerek coşkulu bir sevinçle tanıdı güneşli günlü
İstanbul'u,
Çamlıca tepesinden...
Sonra
Topkapı Sarayı'nı,
Kapalı Çarşı’sını,
Metro’sunu,
Galleria’sını, denizini, vapurunu, köprüsünü gördü, tanıdı
İstanbul'un...
Atatürk Kültür Merkezi’nde bir konser dinledi,
“özel davetli” olarak katıldığı bir dost doğum gününde pasta üstündeki mumları üflemeye yardım etti, gazete ve dergi sayfalarından, televizyon ekranlarından tanıdığı ünlülerle tanıştı, kucaklaştı ve…
İstanbul'u tanıdıkça da
İstanbullu'yu tanıdıkça da hayretler içine düştü. Daha sonra televizyon stüdyosuna girdi, 24 Kasım Öğretmenler Günü nedeniyle kendisiyle yapılan söyleşide ise, bu kez o tanıttı hem kendini, hem kentini ve...
Bu kez o hayretler içine düşürdü kendini de kentini de tanıttığı kişileri...
Çok çok önemli bir işiniz yoksa... Ve de yarım saat kadar bir süre eğlencenizden uzaklaşabilmeyi göze alabilirseniz...
İki gün sonra salı akşamı saat 19.20'de, TRT 2'de
Öğretmen Gülay Kaya ile lütfen birlikte olalım, birlik olalım.
Eğlenmek isteyenler, yarım saat kadar sonra nasıl olsa bol bol sürdürebilirler eğlenmelerini, günün ilerleyen saatlerinde... İzlemeye devam edecekleri kanallarda...
50.yıl İlköğretim Okulubir odalı evGülay Kaya kimdir? İstanbul’da bir öğretmenHakkarikirayı paylaşmaklüksmete akyolÖğretmenöğretmen lojmanlarıÖğretmenler Günütelevizyon izlemektoprak ev