Menü
Kategoriler
Bütün Dünya Haziran 2012-1
Mayıs’ın İnanılmaz Olayları
01 Haziran 2012 2012

Defterimin inanılmaz olaylar sayfasına Mayıs'ta bol bol malzeme çıkacağı, ayın 19'unda belli olmuştu. O gün Türkiye'nin kimi kentlerinde kimi kişiler, ellerindeki çiçeklerle Atatürk'e minnet ve şükranlarını bildirmek için Atatürk anıtı çevresindeki polis çemberini kırmaya çalışırken... Yüzlerce kilometre uzakta cezaevi hücresindeki bir adam, Atatürk'e minnet ve şükran duygularını Ankara'da yeni bir hastane daha açarak bildiriyordu.

Ankara'daki dördüncü, Türkiye'deki 15'inci bu Başkent Üniversitesi Hastanesi’de, özünde, öteki tüm Başkent Hastaneleri, hatta tüm Başkent kuruluşları gibi, cezaevi hücresindeki o adamın ve onun oluşturduğu kuruluşların “Atatürk'e olan ve vadesi hiçbir zaman dolmayacak bir minnet ve şükran borcunun, ödenen taksitlerinden sadece biri”ydi ama...

Yine de, Başkent Üniversitesi'nin önceki tüm hastane ve tüm kuruluşlarından apayrı bir özelliğe daha sahipti.

Onun kendine özgü bu özelliği, “Dünyada bir cezaevi hücresinden uzaktan kumandayla inşa edilen ilk ve tek hastane olmasıydı.”

Bir başka deyişle o hastanenin açılmasının özündeki anlam, uğruna girdiği bir cezaevi hücresinden o adamın, Atatürk'e olan ve vadesi hiçbir zaman dolmayacak minnet ve şükran borcunun bir taksidini daha ödüyor olmasıydı.

“Bilin bakalım, bu hastaneyi bir cezaevi hücresinden uzaktan kumandayla inşa eden ve bir cezaevi hücresinden bile Atatürk'e borcunu düzenli olarak ödemeye devam eden o adam kimdir?” diye bir soru sormayacağım. Yanıtını benden daha iyi biliyorsunuz çünkü bu sorunun. ***

Mayıs'ın son yarısının ortalarında, inanılmaz bir olaya daha tanık olduk. Silivri Mahkemesi'nde Ergenekon kod adlı davanın sabahki oturumunda bir gönüllü tanık, mahkeme salonunu boş bulduğundan olacak, “bohçacı kadın dedikodusu” üslubuyla ağzına gelenin, nereye gideceğini hesap edemeden konuşmaya başlayınca, yargıcın sabrını taşırdı.

“Kendisi hakkında bu söylediklerinizi Sayın Haberal'ın yüzüne karşı da söylemelisiniz ki, o da karşılığını verebilsin” dedi ve...

Belindeki rahatsızlığı nedeniyle hücresinde yatarak dinlenmek zorunda olan Prof. Dr. Mehmet Haberal'ı, “Sağlık durumu uygunsa, duruşmanın öğleden sonraki bölümünde bulunmaya” davet etti.

Gazeteci Ahmet Emin Yalman'a suikast girişiminin davasını izlediğim 1952 yılından buyana hiçbir mahkemenin böyle bir davet yaptığını duymamıştım, görmemiştim. O nedenle bu daveti de not defterimin inanılmaz olaylar sayfasına kaydettim.

Prof. Haberal, yargıcın bu daveti üzerine tutukluluğunun dördüncü yılının ikinci ayında, Silivri Mahkemesi'nde ilk kez duruşmaya katıldı, ilk kez yargıç karşısına çıktı.

O gün öğleden akşama ve ertesi gün sabahtan öğleye değin biz de, eski bir polisin, “Adı lazım değil, çok güvendiğim bir arkadaşım var, ondan duyduğuma göre” diye başlayan ve “Bizim amcaoğlunun bir tren yolculuğunda tanıdığı bir doktor var; sonra beni de tanıştırmıştı. Onun birgün bana söylediğine göre” tümceleriyle süren tanıklığını “seyrettik”...

Prof. Haberal'ın, binlerce kişiyi yaşama kavuşturan dünyaca ünlü ellerini kullanmaya gerek duymadan, karşısındaki kendi kaşınanı sorularıyla, sözleriyle, somut belgeleriyle nasıl da evire çevire tokatladığını seyrettik, kendi kaşınana hiç de acımadan. ***

Giriş kapılarının üzerinde adı kibarca “Adalet Bakanlığı Silivri Ceza ve İnfaz Kurumu” olarak yazılan Silivri Hapisanesi'nin dış kapısının üç dört adım ötesinde de bir inanılmaz görüntü çıktı karşımıza. Önlerinde dev kepçeleriyle sarı sarı dev iş makineleri toprağı eşiyor, kaldırdıkları tonlarca toprağı dev kamyonlara boşaltıyorlardı. Biraz ileride bir kolu kısa T harfi görünümlü bir, iki, üç inşaat vinci vardı... Az ileride sırtında beton karıştıran bir, iki, üç kamyon...

Yerin üstünde kimbilir kaç kat yükselecek binaların, yerin dört beş kat altındaki bölümlerinin üstünde yükselen ama yine de toprağın altında kalan yeni yeni beton katlar... “Usta, usta... 'Ağanınoğlu' mu yapıyor, 'Var da Yapıyoruz' şirketi mi, yoksa 'Tiko' mu yapıyor bu inşaatları?”

Buradan sesimi duyurabildiğim bir usta yanıtladı sorumu: “Yok, yok, tatil köyü inşaatı değil bunlar” dedi. “Adalet Bakanlığı'nın inşaatı bunlar... Yeni ilave binalar yapıyoruz Silivri Ceza ve İnfaz Kurumu Tesisleri'ne...”

Silivri'deki ustayla bu ilginç konuşmamızı da kaydettim, not defterimin “Mayıs'ın inanılmaz olayları” sayfasına...

Bir Cevap Yazın
*
Menu Title