Menü
Kategoriler
butundunyamayis2013-1_0
Önemli Olan Sahibinin Masayı Beğenmesi
01 Mayıs 2013 2013
 

Dünyanın en büyük yedi düvelinin en ünlü yedi bin çığırtkanını da getirseler önüme… Açığıyla, gizlisiyle tümü gönüllü yetmiş milyon tanık da çıkarsalar karşıma… Ya da son kullanma tarihi çoktan geçmiş akilli, makili sayısız şarkıcı ve sinema oyuncusu da çıkarsalar karşıma, kimse inandıramaz beni bu kereste, kütük, kalas yığınının bir masa olduğuna.

Biz üstüne boş bardağı nasıl koyacağımızı hesaplamaya çalışırken, bu sözüm ona masayı yapan marangoz amca, yapıtının üzerine toz bile kondurmuyor.

“Benim için önemli olan, bu masayı sahibinin beğenmesidir” diyor ve üstelik böbürlenerek de anlatıyor:

“İki gün önce yoldan geçerken şöyle bir uğramıştı. Yaptığım kadarını bile görünce öyle çok hoşuna gitti, öyle çok beğendi ki… ‘Tam istediğim gibi oluyor… Bravo sana usta, ellerine ayaklarına, avuçlarına parmaklarına sağlık…’ diye beni yerlere göklere sığdıramadı…”

Sahibi dediği, ona bu masayı sipariş eden kişiymiş.

“Hiç kimselerde olmayan, tamamen kendine özgü bir zevki ve görüşü vardır onun” diyor. “Ben bu masayı yaparken, her şeyi onun tarifine göre yapıyorum, dolayısıyla her şey de onun istediği gibi oluyor. O ‘şurasını şöyle yap’ diyor, ‘burasını böyle yap’ diyor, ben de önce “Başüstüne, emredersiniz” diyorum, sonra onun ‘Yap’ dediklerini tane tane yapıp, uyguluyorum. Sonunda o da memnun, ben de memnunum… Zaten eser, tamamen ona aittir.”

 

Marangozun “eser” dediği şey, gerçekte kereste, kütük ve kalas parçalarının gelişigüzel üst üste konulmasıyla oluşturulmuş bir odun yığınından başka bir şey değil.

“Fakat marangoz amca, insanlığın tarihi kadar geçmişi olan mesleğine ihanet değil mi, senin bu yaptığın?” O bunun bir ihanet olduğunu kabul etmiyor. İşini, malın sahibinin isteğine göre yapmakta hiçbir terslik görmüyor. Siparişi veren kişinin, o malın sahibi olduğunu söylüyor.

“Bak marangoz amcacığım, senin mesleğinin yüzyıllar öncesinden gelen yasaları, kuralları var. İster masa, ister pencere çerçevesi, ister koltuk yapabilirsin ama, tüm bunları yaparken bilimsel ölçülere, kurallara uyman gerekmiyor mu?”

 

Kimsenin uyarısına kulak vermediğine bakılırsa, elindeki işini sahibinin istediği doğrultuda yapmaktan bizim ustayı ülkedeki hiçbir kuvvet alıkoyamayacak. Uyarının sertinden rahatsız olduğunu görünce bu kez, yumuşak yumuşak denemeye kalkışıyoruz:

“Sevgili marangoz amcacığımız, bak burada atölyende çeşit çeşit avadanlıkların var. Testeren var, renden var, torna tezgahın var, pergelin, gönyen, cetvelin var, çekicin, kerpetenin, çivilerin, vidaların, tornavidaların var… Bunları kullanarak elindeki masayı hem akla, vicdana uygun bir sürede, hem de marangozluk mesleğinin bilimsel ölçülerine, kurallarına uygun olarak yapıp, bitiremez misin?”

Mahallemizin sevgili marangoz amcasına sesimizi duyurmak gerçekten olanaksız. Yumuşak konuşmamızın da bir etkisi olmuyor. Bizi dinler gibi yaptıktan sonra eğiliyor, yerdeki kocaman saplı, keskin ağızlı baltayı alıyor ve…

Kaldığı yerden sürdürüyor önündeki kütüğün istediği yerini, istediği gibi parçalayıp, doğramayı…

 

* * *

Her şey gibi, günün birinde bu iş de elbette bitecek. O gün bu iş nasıl sarıp sarmalanacak, paketlenecek ve sipariş sahibine nasıl teslim edilecek bilinmez ama… Bilinen bir gerçek var ki o da, yapımı yıllarca süren bu masanın geldiği yerde iki saat bile tutulmadan, gönderildiği adrese geri postalanacağıdır.

Hiçbir marangozluk kuralı dikkate alınmadan yapılan ve üzerine toz bile kondurtulmayan bu masaya aslında boş bir bardak bile konulamayacağı görülünce, ciddi bir iş yapıyor görüntüsü oluşturmak amacıyla yıllarca harcanan emeğin de, o emeğin harcandığı yılların da bir anda yok sayılacağı ve bu kez her şeyin mesleğin yasalarına, kurallarına, örf ve adetlerine uygun bir biçimde düzeltilmesine başlanacağını şimdiden görebilmek için falcı olmaya gerek yok.

Bu işin başlangıcı da, sonu da apaçık ortada olmasına karşın, bizim mahallenin marangoz amcası, “İnadım inat, adım kel Murat” ısrarıyla tüm uyarılara karşı direnmesini sürdürüyor ve… Bir yandan marangozluk mesleğinin yüzyıllar boyunca var olan yasalarını, kurallarını, örf, adetlerini ve avadanlıklarını yok saymayı sürdürüyor… Bir yandan da işini yaptığını söylüyor, kendine söylenenleri tane tane yaparak, kendinden istenileni, istendiği gibi yerine getirerek…

Bir Cevap Yazın
*
Menu Title