Menü
Kategoriler
2011nisanbutundunya
Vekiller ve… Müvekiller
01 Nisan 2011 2011
  Adı “İstanbul’un orta yeri”ne çıkmış İstiklal Caddesi o gün, bir ucundan, gözle görülebilen öteki ucuna kadar, Türk ulusunun belirli bir kesiminin vekaletini taşıyan avukatların, ellerindeki pankartları ve sırtlarındaki cüppeleriyle kaplanmıştı. Gökten avuç avuç serpilmişçesine caddenin sağında solunda, başlarında arkalarında bembeyazlıklarıyla ışıl ışıl parıldayan el pankartları, cüppelerin siyah zemini üzerindeki tane tane görüntüleri ile, bir mozaik tablo görünümü oluşturuyordu. Toplumdaki öz işlevleri hak savunuculuğu olan kimi avukat, kimi akademisyen hukukçular, nezaketlerinden midir, anlamsız bir yılgınlıktan mıdır bilinmez, uzun bir süredir bir türlü seslerini çıkarmayan “müvekkilleri” hak sahibi halkın sesi olmuşlar, kendi seslerini onların sesi olarak yükseltiyorlar, onların haklarını kendi hakları olarak haykırıyorlardı. 90 yıl önce işgal orduları komutanları ve askerlerinin at sırtında geçit yaptıkları bugünün İstiklal Caddesi’nin sağlı sollu kenarlarında ise şimdi, “caddenin orta yerinde neler olup bittiğine bir türlü akıl erdiremeyen” kişiler vardı. Ben de aralarındaydım, onlar gibi ben de caddenin bir o yanına, bir bu yanına gidip geliyordum ve… Neler olup bittiğine ben de bir türlü akıl erdiremiyordum. Bir farkla: Caddenin orta yerinde neler olup bittiğine değil de ben, o orta yerde neler olup bittiğini seyreden, kenardaki kişilere akıl erdiremiyordum. “Cenaze mi var?” diye sordu yanımda duran bir kişi. Saçlarından, ayak uçlarına kadar gözlerimle taradım boyunu, posunu: “Evet, cenaze var” dedim. “Siz de o nedenle gelmemiş miydiniz buraya?” Biraz değil, bir hayli utandı: “Aslında ben buraya şöyle bir hava alayım diye gezmeye gelmiştim” dedi. “Bilmiyordum cenaze olduğunu…” Sonra utancını bastırarak sordu: “Kalabalığa bakarsan, mühim bir adam olmalı” dedi. “Kimmiş?” Yanıt verseydim, biliyordum, tansiyonum yine zirve yapacaktı. Onun sorusunu duymazlıktan geldim, sekiz on adım öteye yürüdüm. Biraz soluklanmak için durduğum yerde, önümde konuşan iki kişinin birbirlerine söyledikleri geldiler, kulaklarımın hiç suçu yok, ben istemeden kendiliklerinden girdiler kulaklarımdan içeri: “Eskiden öğrenci gençler yaparlardı bu nümayişleri” diyordu o iki kişinin biri. “Bunlara baksana, koca koca adamlar, kadınlar… Vallahi torun sahibi olanlar bile vardır bunların aralarında… Yaşlarına, başlarına baksana…” Onun konuştuğu kişi ise, “Memleketin çivisinin çoktaaaan çıktığı”ndan yakınıyor, caddede yürüyen nümayişçilerin yaşlı başlı olmalarına pek aldırmıyordu. Onların yanında duramadım, nereye gittiğimi, niye gittiğimi düşünmeden, yürümeye devam ettim. Kenarda bir yerde, caddenin ortasını merakla izleyen bir kişiye yaklaştım, saf saf sordum: “Kim bu yürüyenler?” dedim. “Neden yürüyorlarmış, biliyor musunuz?” Adamcağız başını yarım yamalak çevirdi: “Avukatmışlar” dedi. “Niye yürüyorlar tam bilmiyorum ama, herhalde maaşlarına zam istiyor olabilirler…” Acele işim varmış gibi oradan ayrılıp, Taksim’e doğru hızla ilerledim. Karşıdan gelenlerin kimi, yolun ortasından yürüyen genç, orta yaşlı, torun sahibi kadınlara, erkeklere bakıyor, sonra başlarını çevirip, yürümeye devam ediyordu. Kimi ise en önde taşınan, uzun bir pankartın üzerindeki yazıyı okumak için bir süre duruyor, sonra yoluna devam ediyordu. Yürüyenleri alkışlayanlar da vardı. Onlar yalnızca alkışlamakla yetinmiyor, “Yaşayın, var olun” diye bağırarak yüreklendiriyorlardı da. Yanındaki arkadaşlarına, siyasal ve toplumsal ortamdan yakınanlar ise, seslerini ötedeki birkaç kişi de duyurmaya çalışıyorlardı. “Çok üzülüyordum, valla, çok, çok” diyorlardı… “İnanın bu Ergenekon meselesinde artık kantarın topuzunu kaçırdılar…” diyorlardı… “Yazık vallahi bunca değerli adama… Hepsi için öyle canım sıkılıyor ki”… “Doğru söylüyorsun ama, insanın elinden de bir şey gelmiyor ki” diyorlardı… 90 yıl önce işgal orduları komutanlarının ve askerlerinin atlarıyla ya da ayaklarını yere hırsla vura vura yürüdükleri İstanbul’un orta yeri bugünün İstiklal Caddesi’nde şimdi, seslerini “müvekkilleri”nin sesi yapıp onlar adına yükselten, “müvekkilleri”nin sözünü bile etmedikleri en yasal haklarını onlar adına haykıran, Türk ulusunun vekilleri yürüyorlardı “müvekilleri” adına, onlar ayırdında olsalar da, olmasalar da…
Bir Cevap Yazın
*
Menu Title