Menü
Kategoriler
21subat1993evvel-1
Kreatör Nail!..
21 Şubat 1993 1993
  “Kreator Nail”, üç dört günde bir olmasa da, do­kuz on günde bir gazetelerde müş­terilerinin karşı­sına çıkar, kimi zaman bir kaç sütunluk fotoğraflı haberlerle, kimi zaman ise tam sayfaya ya­kın boyutlu röportajlarla, politi­kacıları bile imrendirecek bir tılsımla basının gündemindeki yerini korurdu. Gazete sütunları arasından ya ismini, ya cismini her gösterdiğinde ise, hem şöhret kıta sahanlığını, hem de atölyesinin müşteri trafiğini biraz daha ge­nişletmiş olurdu. O yılların önde gelen iki üç gazetesindeki arkadaşlarla bir gün kafa kafaya verdik, bun­dan böyle Kreatör Nail'den bir daha söz etmemeye karar ver­dik. “Adamcağız bizim meslek­sel yarışımızı açık açık kendi lehine kullanıyor” dedik “Bizi birbirimizle haber atlatma yarışına sokuyor, sonra da bizim bu yarışımız sayesinde atölye­sini her gün yeni yeni müşteri­lerle doldurup, doldurup, taşı­rıyor.” Ve ellerimizi birbirimizin el­leri üstüne koyduk, yemin etmedik ama söz verdik: “Bir daha Kreatör Nail’in, kendine reklam olabilecek haberlerini yazmayacağız. Kreatör Nail birgün beni atölyesine davet etti ve “sadece Türkiye’de değil, tüm Avru­pa’da, özellikle moda imparatorluğunun başkenti Paris’te bile fırtınalar koparacak olan’’ yeni bir “kreasyon” unu göster­di: “Bu model, başta Paris’te, sonra dalga dalga tüm Avrupa’da fırtınalar koparacak” dedi “Baştan aşağı karelerden yapılmıştır bu giysi. Boyun­dan göğüs altına kadar bir ka­re... Göğüs altından göbeğe ka­dar ikinci kare... Sonra göbek hizasından eteğe kadar ise üçüncü kare... Moda dünyasın­da bugüne kadar hiç kimsenin akıl edemediği gerçek bir kreasyon oldu bu...” Terzilikten, hele kreatörlükten, hele hele modadan ve mo­da dünyasından hiçbir şey an­lamadığım için, Kreatör Nail’in bu buluşunun yaratacağı fırtı­nanın ön habercisi gök gürültü­lerini, orta kulaklarımda duyar gibi oldum. Ve üstelik Paris’ten başla­yıp, kısa bir sürede tüm Avru­pa’yı etkisi altına alması bekle­nen bu fırtınanın haberini ilk bildiren gazeteci olacağım dü­şüncesi ise, fırtınanın (f)sinin bile henüz başlamadığı şu an, beni iliklerime kadar titretme­ye yetti. İkram ettiği çayı içmek için zaman kaybetmeden Nail Yurdakul'dan izin istedim, kendi­mi bir an önce büroya attım, daktiloma bir kağıt taktım: “Kreatör Nail, ayrıntılarını ve özelliklerini bugün gazetemize özel olarak açıkladığı son kreasyonuyla Avrupa mo­da imparatorluğuna meydanı okuyor ve bir Türk kreatörün olarak Avrupa’nın tüm moda imparatorlarının tahtlarını sarsıyor...” Öylesine coşmuştum ki... “Biiiz, Tuna boylarında at oynatmış dedelerimizin torun­ları olarak, bir Türk kreatörünün bu başarısı karşısında kabaran çelik göğüslerimizle Av­rupa’ya dönüyor ve hançerelerimizin son nefesine kadar tüm Avrupa’ya (Avrupa, Avrupa... Al, al, al..) diye sesleniyoruz...” diye sürdürmek geldi içimden ama... İçimden tam bu cümle gelirken, aklıma da arkadaşlarla yaptığımız pakt geldi. Açtım telefonu Bedii Güray'a: “Yahu Bedii, gerçi da­ha üç gün önce aramızda bir karar aldık, bir pakt yaptık ama” dedim “Kreatör Nail’in bugün öyle bir bombasını yakaladım ki… Bunu yazmamak vatana, millete ihanet olur gibime geliyor...  İzin verirseniz ben bu anlaşmamızı bozacağım, Kreatör Nail’in bombasını patlatacağım... İsabet oldu Bedii Güray’ a telefon edişim.. Biz mes­lekte emekleme dönemimizi yaşarken, o koşmaya başlamış­tı bile... Bizden daha çok güngörmüştü, daha çok politikacı tanımıştı, daha çok sanatçıyla içli dışlı olmuştu. “Aman dikkat, Nail yine ipnotize etmiş seni” dedi “Bı­rak o bombasını bizim aracılı­ğımızla gazetelerde değil de, kendi bileğinin gücüyle gitsin, Avrupa'da kendi patlatsın... O zaman yazmazsak namerdiz…” Çekine çekine sordum Bedii'ye: “Yani şimdi yazmayayım mı diyorsun bu bombayı?” Pakt ortağımdan bu kez da­ha sert geldi yamt: “Sadece yazmamakla da kalmayacaksın, hatta unutacaksın bile” dedi. Nail Yurdakul, Türkiye'nin o günlerdeki en kafa üç gazete­sinin üçünde de iki ay süreyle sıfatını da, adını da, hatta soya­dını da göremeyince, deresi ku­rumuş balığa döndü. Ve bir anda kendine öylesi­ne bir dere oluşturdu ki, tüm gazetecilerin karşı dirençlerini anında yok ediverdi o deresinde…   Nail Yurdakul bir gün yine telefon etti: "David Hemmings’in nişanlı­sı Gayle Hunnicutt var ya” dedi “Bugün saat iki­de benim atölye­ye gelecek, gelin­liğinin provasını yaptıracak.” Kendimi tuta­madım, başladım gülmeye: “Biraz ufak at da, civcivler de yesin, Nail" de­dim “Sen çocuk mu kandırıyor­sun, Allahaşkına?... Hollywood pazarlamacıları­nın (Dünyanın en güzel kızı) diye reklamını yaptık­larını Gayle Hunnicutt, demek se­nin atölyene ge­lip, üstelik bir de sana diktireceği gelinliğinin pro­vasını yaptıra­cak, öyle mi?" Nail Yurdakul o gün burnundan kıl aldırmıyordu: “Vallahi, sen bilirsin” dedi “Saat ikide Asaf’ını da alıp gelirsen, Gayle Hunnicutt'ın çıp­lak vücuduna giydireceğim mulajıyla fotoğ­rafını çektirir­sin... Gelmeye­ceksen söyle de, Bedii’ye haber vereyim bari...” Nail'in bu kadar yüksekten attığına bakıp, söylediklerinin tek kelimesine inanmayacağım ama... Ya milyarda bir olasılıkla doğru söylüyorsa?... Blöfünü gördüm, “Geliyo­rum” dedim. Fakat onun, özel şoförüm diye yutturduğu bir arkadaşına Ankara Oteli’ nden aldırttığı Gayle Hunnicutt'a atölyesinin kapısını açıp, “Welcome Miss Hunnicutt... Please şöyle bu­yurun” diye iltifat ettiğini gö­rünce... Ve atölyesindeki özel konuk odasına götürdüğü Gay­le Hunnicutt’a dört beş çiçekli bir orkide dalı hediye ettiğini görünce, şakadan değil, gerçek­ten gözlerimi ovuşturmaya baş­ladım. Yarım saat sonra ise pro­va odasının kapısını açıp, “Şimdi fotoğraf çekebilirsiniz” diyerek önce Asaf Uçar'ı, sonra da, galiba göz ban­yosu yapayım diye de beni içeri alınca, onun bu showu karşısında az kalsın kü­çük dilimi yutacaktım. Büroya döndüğümde ilk işim, “Nail hakkında tek satır yazmamak için pakt yaptı­ğım” arkadaşlarımı aramak ol­du. “Kusura bakmayın, ben anlaşmamızı bozuyorum" de­dim “Öyle sahnelerle karşılaş­tım ki bugün... Sadece bizim gazetede değil, iki gün sonra İngiliz gazetelerinde de göre­ceksiniz Nail'in bugünkü bom­basını..." İki gün sonra hem bizim ga­zetede, hem de iki İngiliz gaze­tesinde çıplağa yakın Gayle Hunnicutt'la birlikte fotoğraf­larını görünce Nail Yurdakul, telefonla bir yandan teşekkür etti, bir yandan da yeni bir bombasının müjdesini verdi: “Yarın saat dörtte Cumhu­riyet Halk Partisi Genel Merkezi’ne gel, gerisine karışma" dedi “Asaf’ ı almayı da unut­ma...” Bana bir sürpriz hazırladığı­nı söyledi ama... Dayatmam kar­şısında olayın sürprizliğini boz­du, yarın için ne hazırladı­ğını bugünden açık­ladı: “Nefis bir tayyör çiz­dim ama bu kreasyonuma bir türlü isim bulamadım" de­di “İsmet Paşa’ya anlattım durumu... (Sı­kılma canım, yarın gel, ben bir isim bulurum o kreasyonuna) dedi. Yarın İsmet Paşa’ya gide­ceğim de, bizim tayyöre bir isim koydurtacağım..." Tam bir gün sonra saat dört­te, CHP Genel Merkezi’nde. İs­met İnönü'nün odasının kapısı önünde Nail’ i görünce, onun yüzüne dik dik bakmayı bırak­tım, elindeki fotoğrafları aldım, hayretle onlara bakmaya başla­dım. “Bu fotoğraflar da ne böy­le?” dedim. Nail Yurdakul, yine bur­nundan kıl aldırtmadığı günlerinden birindeydi: “Benim mankenler­den birine giydirip, tay­yörü İsmet İnönü’ye manken sırtında göster­menin gayri ciddi ola­cağını düşündüm" dedi “Onun için mankeni sabah sabah Anıt Kabir’e gö­türdüm, senin şimdi elinde tut­tuğun o sekiz on poz fotoğrafı çektirdim, onları getirdim İs­met İnönü’ye... O fotoğraflar­dan inceleyip, tayyöre ondan sonra isim verecek İsmet Pa­şa...” Nail Yurdakul benimle dal­ga mı geçiyor, yoksa ciddi ciddi birşeyler mi anlatıyor, bir türlü karar veremedim. “İsmet Paşa’nın başı zaten yetmiş bin konuyla dertte" de­dim “Nereden çıktı şimdi bir de modaya bulaşması?" Nail sakin sakin anlattı: “Siz gazetecilerin dikkatini çekebilmek için neredeyse gökdelenin tepesinde takla atacağız” dedi “Bir Atatürk albümü buldum, onun giydiği tüm giysileri inceledim, ince­ledim ve sonunda Milli Müca­dele günlerinde giydiği bir el­bisesinin ceketini çok sevdim. O ceketin modelini esas ala­rak, fotoğrafta gördüğün bu tayyörü çizdim ve diktim. Dün de İsmet Paşa parti binasın­dan çıkarken aynen siz gazete­cilerin yaptığı gibi önünü kes­tim ve (Atatürk’ün ceketinden ilham alarak bir tayyör yap­tım, Sayın Paşam...  Size göstersem, lütfeder adını siz ko­yar mısınız?) dedim.” İsmet Paşa da, “Hani nere­de?... Göster bakayım" demiş. Nail de, “Şu anda yanımda değil, Sayın Paşam” demiş “Emrederseniz yarın getirir, görüşlerinize takdim ederim. Acaba saat kaçta emredersi­niz?” İsmet Paşa da, “Saat dört­te” demiş. Saatime baktım. Dördü beş geçiyordu. “Merak etme, geldiğimin haberini bildirdiler içeri” dedi Nail “Bir misafiri varmış. Çı­kınca beni alacak içeri..." Gerçekten de biraz sonra İnönü'nün odasındaki konuk çıktı ve özel kalem müdürü Na­il Yurdakul’u davet etti odaya. Asaf’la ben, İnönü'nün yanına gitmek için davet beklemezdik. Nail’ le birlikte biz de girdik içe­ri. Nail Yurdakul, İsmet İnönü'nün elini öptü ve kolunun al­tındaki fotoğrafları masasının üstüne bıraktı. İnönü ilk fotoğrafı eline alınca keyifli bir “Ooooo...” çek­ti ve o an adını koydu kreasyo­nun: “Bunun adı, Milli Mücade­le Çaprazı olacak" dedi. Sonra öteki fotoğrafları da inceledi tek tek... Ve tayyörün her fotoğrafına bakışında, bir kez daha, bir kez daha “Milli Mücadele Çaprazı" sözcükleri döküldü ağzından. Nail Yurdakul, kreasyonu tayyöre bu adı İsmet İnö­nü'nün verdiğini “tescil" ettir­mek istedi: “ Lütfen fotoğ­rafın şu bölümüne kendi el yazınızla yazar mı­sın bu adı. Sayın Pa­şam?” de­di. İsmet İnönü,  onu da yaptı. Tay­yöre koy­duğu “Milli Mücadele Çapra­zı” adını fotoğrafın yanına yaz­dı, altına da imzasını attı. Dışarı çıktığımızda Nail Yurdakul, iki elini beline daya­dı, alaya başladı: “Bana karşı yaptığınız an­laşmanızı hadi şimdi uygulasana bakayım” dedi “Hadi yaz­ma bunu da, göreyim seni...” Nail sadece beni değil, An­kara'da kendisine direnen bir­çok gazeteciyi de dize getirdi ve... Basının gündemindeki ye­rini, bileğinin hakkıyla hep ko­ruyabildi. Kennedy vurulduktan on gün sonra yaptığı defilede, mankenlerinden en güzelini simsiyah bir gelinlikle çıkardı podyuma ve... “Bir Kennedy Ailesi Gelinliği” adını verdiği kreasyonunu, ertesi gün hemen hemen tüm gazetelerin birinci sayfalarına oturtmayı başardı. Ankara Televizyonu de­neme yayını yaparken, bugünlerin spikerler hocası Ay­taç Ülgen’ i, o günlerin ise kendi de TV spikerliği dene­meleri yapan Aytaç Kardüz' ü ikna edip, stüdyoda bir yan­dan Aytaç'ın sorularını yanıt­laması, bir yandan da TV’deki ilk defileyi düzenleyip, kreas­yonlarını bugünün manken­ler hocası Başak Gürsoy’ un profesyonelliğiyle sunması haberleri de gazetelerde bol fotoğraflarla yer aldı. Nail Yurdakul karşısında gazeteler ve gazeteciler ne kadar direnmek istedilerse, yine de başaramadılar onun cin gi­bi buluşlarına karşı durabil­meyi... Sadece kendi mesleğinde değil, bizim mesleğimizde de bir “kreatör” idi, Nail Yurdakul
Bir Cevap Yazın
*
Menu Title