“Kreator Nail”, üç dört günde bir olmasa da, dokuz on günde bir gazetelerde müşterilerinin karşısına çıkar, kimi zaman bir kaç sütunluk fotoğraflı haberlerle, kimi zaman ise tam sayfaya yakın boyutlu röportajlarla, politikacıları bile imrendirecek bir tılsımla basının gündemindeki yerini korurdu.
Gazete sütunları arasından ya ismini, ya cismini her gösterdiğinde ise, hem şöhret kıta sahanlığını, hem de atölyesinin müşteri trafiğini biraz daha genişletmiş olurdu.
O yılların önde gelen iki üç gazetesindeki arkadaşlarla bir gün kafa kafaya verdik, bundan böyle
Kreatör Nail'den bir daha söz etmemeye karar verdik.
“Adamcağız bizim mesleksel yarışımızı açık açık kendi lehine kullanıyor” dedik
“Bizi birbirimizle haber atlatma yarışına sokuyor, sonra da bizim bu yarışımız sayesinde atölyesini her gün yeni yeni müşterilerle doldurup, doldurup, taşırıyor.”
Ve ellerimizi birbirimizin elleri üstüne koyduk, yemin etmedik ama söz verdik:
“Bir daha Kreatör Nail’in, kendine reklam olabilecek haberlerini yazmayacağız.
Kreatör Nail birgün beni atölyesine davet etti ve
“sadece Türkiye’de değil, tüm Avrupa’da, özellikle moda imparatorluğunun başkenti Paris’te bile fırtınalar koparacak olan’’ yeni bir
“kreasyon” unu
gösterdi:
“Bu model, başta Paris’te, sonra dalga dalga tüm Avrupa’da fırtınalar koparacak” dedi
“Baştan aşağı karelerden yapılmıştır bu giysi. Boyundan göğüs altına kadar bir kare... Göğüs altından göbeğe kadar ikinci kare... Sonra göbek hizasından eteğe kadar ise üçüncü kare... Moda dünyasında bugüne kadar hiç kimsenin akıl edemediği gerçek bir kreasyon oldu bu...”
Terzilikten, hele kreatörlükten, hele hele modadan ve moda dünyasından hiçbir şey anlamadığım için,
Kreatör Nail’in bu buluşunun yaratacağı fırtınanın ön habercisi gök gürültülerini, orta kulaklarımda duyar gibi oldum.
Ve üstelik
Paris’ten başlayıp, kısa bir sürede tüm Avrupa’yı etkisi altına alması beklenen bu fırtınanın haberini ilk bildiren gazeteci olacağım düşüncesi ise, fırtınanın (f)sinin bile henüz başlamadığı şu an, beni iliklerime kadar titretmeye yetti.
İkram ettiği çayı içmek için zaman kaybetmeden
Nail Yurdakul'dan izin istedim, kendimi bir an önce büroya attım, daktiloma bir kağıt taktım:
“Kreatör Nail, ayrıntılarını ve özelliklerini bugün gazetemize özel olarak açıkladığı son kreasyonuyla Avrupa moda imparatorluğuna meydanı okuyor ve bir Türk kreatörün olarak Avrupa’nın tüm moda imparatorlarının tahtlarını sarsıyor...”
Öylesine coşmuştum ki...
“Biiiz, Tuna boylarında at oynatmış dedelerimizin torunları olarak, bir Türk kreatörünün bu başarısı karşısında kabaran çelik göğüslerimizle Avrupa’ya dönüyor ve hançerelerimizin son nefesine kadar tüm Avrupa’ya (Avrupa, Avrupa... Al, al, al..) diye sesleniyoruz...” diye sürdürmek geldi içimden ama... İçimden tam bu cümle gelirken, aklıma da arkadaşlarla yaptığımız pakt geldi.
Açtım telefonu
Bedii Güray'a:
“Yahu Bedii, gerçi daha üç gün önce aramızda bir karar aldık, bir pakt yaptık ama” dedim
“Kreatör Nail’in bugün öyle bir bombasını yakaladım ki… Bunu yazmamak vatana, millete ihanet olur gibime geliyor... İzin verirseniz ben bu anlaşmamızı bozacağım, Kreatör Nail’in bombasını patlatacağım...
İsabet oldu
Bedii Güray’ a telefon edişim.. Biz meslekte emekleme dönemimizi yaşarken, o koşmaya başlamıştı bile... Bizden daha çok güngörmüştü, daha çok politikacı tanımıştı, daha çok sanatçıyla içli dışlı olmuştu.
“Aman dikkat, Nail yine ipnotize etmiş seni” dedi
“Bırak o bombasını bizim aracılığımızla gazetelerde değil de, kendi bileğinin gücüyle gitsin, Avrupa'da kendi patlatsın... O zaman yazmazsak namerdiz…”
Çekine çekine sordum
Bedii'ye:
“Yani şimdi yazmayayım mı diyorsun bu bombayı?”
Pakt ortağımdan bu kez daha sert geldi yamt:
“Sadece yazmamakla da kalmayacaksın, hatta unutacaksın bile” dedi.
Nail Yurdakul, Türkiye'nin o günlerdeki en kafa üç gazetesinin üçünde de iki ay süreyle sıfatını da, adını da, hatta soyadını da göremeyince, deresi kurumuş balığa döndü.
Ve bir anda kendine öylesine bir dere oluşturdu ki, tüm gazetecilerin karşı dirençlerini anında yok ediverdi o deresinde…
Nail Yurdakul bir gün yine telefon etti:
"David Hemmings’in nişanlısı Gayle Hunnicutt var ya” dedi “Bugün saat ikide benim atölyeye gelecek, gelinliğinin provasını yaptıracak.”
Kendimi tutamadım, başladım gülmeye:
“Biraz ufak at da, civcivler de yesin, Nail" dedim
“Sen çocuk mu kandırıyorsun, Allahaşkına?... Hollywood pazarlamacılarının (Dünyanın en güzel kızı) diye reklamını yaptıklarını Gayle Hunnicutt, demek senin atölyene gelip, üstelik bir de sana diktireceği gelinliğinin provasını yaptıracak, öyle mi?"
Nail Yurdakul o gün burnundan kıl aldırmıyordu:
“Vallahi, sen bilirsin” dedi
“Saat ikide Asaf’ını da alıp gelirsen, Gayle Hunnicutt'ın çıplak vücuduna giydireceğim mulajıyla fotoğrafını çektirirsin... Gelmeyeceksen söyle de, Bedii’ye haber vereyim bari...”
Nail'in bu kadar yüksekten attığına bakıp, söylediklerinin tek kelimesine inanmayacağım ama... Ya milyarda bir olasılıkla doğru söylüyorsa?...
Blöfünü gördüm,
“Geliyorum” dedim.
Fakat onun, özel şoförüm diye yutturduğu bir arkadaşına
Ankara Oteli’ nden aldırttığı
Gayle Hunnicutt'a atölyesinin kapısını açıp,
“Welcome Miss Hunnicutt... Please şöyle buyurun” diye iltifat ettiğini görünce... Ve atölyesindeki özel konuk odasına götürdüğü
Gayle Hunnicutt’a
dört beş çiçekli bir orkide dalı hediye ettiğini görünce, şakadan değil, gerçekten gözlerimi ovuşturmaya başladım. Yarım saat sonra ise prova odasının kapısını açıp,
“Şimdi fotoğraf çekebilirsiniz” diyerek önce
Asaf Uçar'ı, sonra da, galiba göz banyosu yapayım diye de
beni içeri
alınca, onun bu showu karşısında az kalsın küçük dilimi yutacaktım.
Büroya döndüğümde ilk işim,
“Nail hakkında tek satır yazmamak için pakt yaptığım” arkadaşlarımı aramak oldu.
“Kusura bakmayın, ben anlaşmamızı bozuyorum" dedim
“Öyle sahnelerle karşılaştım ki bugün... Sadece bizim gazetede değil, iki gün sonra İngiliz gazetelerinde de göreceksiniz Nail'in bugünkü bombasını..."
İki gün sonra hem bizim gazetede, hem de iki İngiliz gazetesinde çıplağa yakın
Gayle Hunnicutt'la birlikte fotoğraflarını görünce
Nail Yurdakul, telefonla bir yandan teşekkür etti, bir yandan da yeni bir bombasının müjdesini verdi:
“Yarın saat dörtte Cumhuriyet Halk Partisi Genel Merkezi’ne gel, gerisine karışma" dedi
“Asaf’ ı almayı da unutma...”
Bana bir sürpriz hazırladığını söyledi ama... Dayatmam karşısında olayın sürprizliğini bozdu, yarın için ne hazırladığını bugünden açıkladı:
“Nefis bir tayyör çizdim ama bu kreasyonuma bir türlü isim bulamadım" dedi
“İsmet Paşa’ya anlattım durumu... (Sıkılma canım, yarın gel, ben bir isim bulurum o kreasyonuna) dedi. Yarın İsmet Paşa’ya gideceğim de, bizim tayyöre bir isim koydurtacağım..."
Tam bir gün sonra saat dörtte,
CHP Genel Merkezi’nde.
İsmet İnönü'nün odasının kapısı önünde
Nail’ i görünce, onun yüzüne dik dik bakmayı bıraktım, elindeki fotoğrafları aldım, hayretle onlara bakmaya başladım.
“Bu fotoğraflar da ne böyle?” dedim.
Nail Yurdakul, yine burnundan kıl aldırtmadığı günlerinden birindeydi:
“Benim mankenlerden birine giydirip, tayyörü İsmet İnönü’ye manken sırtında göstermenin gayri ciddi olacağını düşündüm" dedi
“Onun için mankeni sabah sabah Anıt Kabir’e götürdüm, senin şimdi elinde tuttuğun o sekiz on poz fotoğrafı çektirdim, onları getirdim İsmet İnönü’ye... O fotoğraflardan inceleyip, tayyöre ondan sonra isim verecek İsmet Paşa...”
Nail Yurdakul benimle dalga mı geçiyor, yoksa ciddi ciddi birşeyler mi anlatıyor, bir türlü karar veremedim.
“İsmet Paşa’nın başı zaten yetmiş bin konuyla dertte" dedim
“Nereden çıktı şimdi bir de modaya bulaşması?"
Nail sakin sakin anlattı:
“Siz gazetecilerin dikkatini çekebilmek için neredeyse gökdelenin tepesinde takla atacağız” dedi
“Bir Atatürk albümü buldum, onun giydiği tüm giysileri inceledim, inceledim ve sonunda Milli Mücadele günlerinde giydiği bir elbisesinin ceketini çok sevdim. O ceketin modelini esas alarak, fotoğrafta gördüğün bu tayyörü çizdim ve diktim. Dün de İsmet Paşa parti binasından çıkarken aynen siz gazetecilerin yaptığı gibi önünü kestim ve (Atatürk’ün ceketinden ilham alarak bir tayyör yaptım, Sayın Paşam... Size göstersem, lütfeder adını siz koyar mısınız?) dedim.”
İsmet Paşa da, “Hani nerede?... Göster bakayım" demiş.
Nail de, “Şu anda yanımda değil, Sayın Paşam” demiş
“Emrederseniz yarın getirir, görüşlerinize takdim ederim. Acaba saat kaçta emredersiniz?”
İsmet Paşa da, “Saat dörtte” demiş.
Saatime baktım. Dördü beş geçiyordu.
“Merak etme, geldiğimin haberini bildirdiler içeri” dedi Nail
“Bir misafiri varmış. Çıkınca beni alacak içeri..."
Gerçekten de biraz sonra
İnönü'nün odasındaki konuk çıktı ve özel kalem müdürü
Nail Yurdakul’u davet etti odaya.
Asaf’la ben,
İnönü'nün
yanına gitmek için davet beklemezdik.
Nail’ le birlikte biz de girdik içeri.
Nail Yurdakul, İsmet İnönü'nün elini öptü ve kolunun altındaki fotoğrafları masasının üstüne bıraktı.
İnönü ilk fotoğrafı eline alınca keyifli bir
“Ooooo...” çekti ve o an adını koydu kreasyonun:
“Bunun adı, Milli Mücadele Çaprazı olacak" dedi.
Sonra öteki fotoğrafları da inceledi tek tek... Ve tayyörün her fotoğrafına bakışında, bir kez daha, bir kez daha
“Milli Mücadele Çaprazı" sözcükleri döküldü ağzından.
Nail Yurdakul, kreasyonu tayyöre bu adı
İsmet İnönü'nün verdiğini
“tescil" ettirmek istedi:
“ Lütfen fotoğrafın şu bölümüne kendi el yazınızla yazar mısın bu adı. Sayın Paşam?” dedi.
İsmet İnönü, onu da yaptı. Tayyöre koyduğu
“Milli Mücadele Çaprazı” adını fotoğrafın yanına yazdı, altına da imzasını attı.
Dışarı çıktığımızda
Nail Yurdakul, iki elini beline dayadı, alaya başladı:
“Bana karşı yaptığınız anlaşmanızı hadi şimdi uygulasana bakayım” dedi
“Hadi yazma bunu da, göreyim seni...”
Nail sadece beni değil, Ankara'da kendisine direnen birçok gazeteciyi de dize getirdi ve... Basının gündemindeki yerini, bileğinin hakkıyla hep koruyabildi.
Kennedy vurulduktan on gün sonra yaptığı defilede, mankenlerinden en güzelini simsiyah bir gelinlikle çıkardı podyuma ve...
“Bir Kennedy Ailesi Gelinliği” adını verdiği kreasyonunu, ertesi gün hemen hemen tüm gazetelerin birinci sayfalarına oturtmayı başardı.
Ankara Televizyonu deneme yayını yaparken, bugünlerin spikerler hocası
Aytaç Ülgen’ i, o günlerin ise kendi de TV spikerliği denemeleri yapan
Aytaç Kardüz' ü ikna edip, stüdyoda bir yandan
Aytaç'ın
sorularını yanıtlaması, bir yandan da TV’deki ilk defileyi düzenleyip, kreasyonlarını bugünün mankenler hocası
Başak Gürsoy’ un profesyonelliğiyle sunması haberleri de gazetelerde bol fotoğraflarla yer aldı.
Nail Yurdakul karşısında gazeteler ve gazeteciler ne kadar direnmek istedilerse, yine de başaramadılar onun cin gibi buluşlarına karşı durabilmeyi...
Sadece kendi mesleğinde değil, bizim mesleğimizde de bir
“kreatör” idi,
Nail Yurdakul…
İsmet İnönü imzasıKennedy AilesikreasyonKreatör nedirmodaNail Yurdakul kimdirtayyör nedirterzi