Savurganlığa karşı herkesin bir önlem arayışı içinde olduğu şu sıkıntılı günlerde, Amerikalı “hayali profesör” Profesör Butts da, uzun çalışmaları sonunda kendine özgü bir savurganlık önlemi icad etti. Prof. Butts’ın bu icadı sayesinde, evinizde açık unuttuğunuz pencereniz, yağmur yağdığında otomatik olarak kapanmakta, dolayısıyla evin içine dolabilecek yağmur sularının, döşemeden sızıp, alt kata damlayarak, alt kattaki kiracının […]
Osmanlı Ordusu Viyana kapılarından geri dönerken, beşyüz çuval çekirdek kahveyi de orada bıraktı. Kuşatmaya katılan askerlerin keyif gereksinimini karşılamak için taa İstanbul’dan getirilmişti bu kahveler. Kimbilir kaç bin çuval kahveden arta, kalan bu beş yüz çuvalı ordu, İstanbul’ a geri götürmektense Viyana kapılarında bırakmayı daha uygun buldu. Osmanlı askerlerinin iyice uzaklaştıklarından emin olduktan sonra Avusturyalılar, […]
Gönül’ü Ağlatan Sevgili!
İşte bu kader cilvelerinden biri sonucu Maruf, en az Beyrut’taolduğu kadar, bir anda İstanbul’dada maruf oluverdi. Büyük bir hızla önce İstanbul sosyetesince maruf oldu, daha sonra İstanbul basınınca maruf oldu, daha daha sonra da, İstanbul polisince maruf oldu, Maruf. Omuzuna sanki Zati Sungur’unsihirli değneği değdirilmiş gibi Maruf’un, yedi tepeli İstanbul’un en tepedeki bu üç tepesince […]
Hemen hemen tümümüzün çocukluk yaşamında, yaşamımızın o yıllardaki bölümcüğünü etkileyen tılsımlı cümleler olmuştur. Kırk Haramiler’in “Açıl Susam, Açıl” parolasının tılsımı, hatırladınız mı, kayadan yapılmış ne kapıları açardı… Sonra, “Kapan Susam, Kapan” parolası gösterirdi tılsımını ve… İşlem tamam olurdu. Beyin kıvrımlarınızın kimbilir hangi virajının dibinde sıkışmış kalmış tılsımlı, etkin ve güçlü bambaşka bir cümle daha hatırlatabilirim […]
Bir kurtuluş zaferinin, her yıl yenilenerek yinelenen coşkularla kutlandığı bir bayram gününde size, Nezahat Onbaşı’yı tanıtmak istiyorum. Nezahat Onbaşı, Kurtuluş Savaşı’ mızın komutanlarından Albay Hafız Halit Bey’in sekiz yaşındaki kızıdır. Annesini kaybettiği o yıl Nezahat’ın elinden babası tutmuş ve götürebileceği başka bir yeri ve kimsesi olmadığı için onu, ancak kendi gidebildiği yere, cepheye götürebilmiştir. Nezahat, […]