09 Ağustos 1992

Demokrasi, Sevgilim…

İkisini de seviyo­rum ama, “demok­rat” sözcüğünü da­ha çok seviyorum, “demokrasi" sözcüğünü daha az sevi­yorum. “Demokrasi”yi hiçbir za­man, “demokrat”ı sevdiğim denli çok sevemedim. Çünkü ben bir Türk'üm... Türkiye’de doğdum, Türki­ye'de yetiştirildim ve demok­rasiyi Türkiye'de tanıdım. Demokrat ile demokrasi­nin ortaklaşa kullandıkları ye­di harfe bakıp, bu ikiz kardeş benzerliklerini görünce kişi, ikisinin arasında sanki pek bir fark yok sanıyor ama... Herbirini yakından ve de­rinden tanıdıkça, aralarındaki büyük ayrılık ancak o zaman kendini gösteriyor. Birini daha çok sevmek, ötekini daha az sevmek konu­su ise, işte bu ortaya çıkıştan sonra bendenizin gönül gün­demine giriyor. Bir Türk, neden demokratı demokrasiden daha çok sever? Sorumuz gibi yanıtımız da hazır: “Çünkü bir Türk’ü demok­rat, demokrasinin sevdiğin­den daha çok sever de, on­dan...” Bir demokrat, bir Türk'ü sadece sevmekle de kalmaz... Bir demokrat, bir Türk'e saygı da gösterir, varlığına önem de verir, görüşlerine kulak da ve­rir. Ve kendini seven, kendine saygı gösteren, varlığına önem, görüşlerine kulak veren kişiyi de Türk sever. Pekiii... Bir Türk, bir de­mokratı böylesine içtenlikle seviyor da, aynı Türk demok­rasiyi neden aynı düzeyde se­vemiyor? Bu sorumuzun yanıtı da hazır: “Çünkü bir Türk'ün gö­zünde demokrasi kendisini, demokratın sevdiği, saydığı, önemsediği denli sevmiyor, saymıyor, önemsemiyor da ondan... Bir Türk'ün gözünde de­mokrasi ancak, çoğunluğun yanında olduğu zaman bir ki­şiyi adam yerine koyuyor, ço­ğunluğun düşündüğü gibi düşünmediği anlarda ise, bıra­kın sevip, saymayı, o kişinin varlığını bile görmezlikten geliyor.” Çok Türk, demokrasiyle kendi arasında her zaman yüz­de kırkdokuzluk bir kırıklık olduğuna inanmaktadır. Bir Türk'e sorarsanız, fark­lı açılardan bakıldığında de­mokrasinin, farklı biçimlerde görülen “yarıya kadar doldu­rulmuş bir bardak"tan pek de farklı olmadığını söyleye­cektir. “Bu bardağın yarısı boş"da diyebileceğiniz, "Bu barda­ğın ancak yarısı dolu” da diyebileceğiniz bir “çift kimlik” çağrışımı yapmaktadır demok­rasi, birçok Türk’ ün gözünde. Aynı Türk'ün gözünde “Halkın çoğunluğunun mut­luluğu” olan demokrasi, karşı sahilden bakıldığında aynı gözlerce, “halkın yarıdan bir eksiğinin mutsuzluğu” biçi­minde görülmektedir. Yerlere, göklere sığdırama­dığımız demokrasinin, bir Türk’ün gözündeki bu “çift kimlikli" yapısını, dilerseniz, rakamlarla da açıklayayım: “Demokrasi, yüzde ellibir kişinin mutluluğu yanısıra, yüzde kırkdokuz kişinin de mutsuzluğudur.” Ucu biraz daha sivriltilmiş bir savla, Türk'ün dilinde baş­ka bir tanımı daha vardır de­mokrasinin: “Demokrasi, yüzde kırkdokuzluk iki bolümden birini iktidar yapabilecek güce sa­hip olan yüzde ikinin dikta­törlüğüdür.” Bu biçimiyle tanınması, kabul­lenilmesi ve uygulanması, de­mokrasinin sadece Türki­ye'deki talihsizliği değildir. Halkının büyük bir kesimi­nin öğrenim ve hatta eğitim düzeyi henüz uluslararası standarda kavuşamamış, fakat üst düzey politikacıların cin­likleri arşı alaya çıkmış toplumlarda, demokrasinin ne ol­duğu da, ne olmadığı da bugü­ne değin kesin hatlarıyla hala belirlenmemiştir. Böylesi toplumlarda de­mokrasi, özünü, kimliğini asla yansıtmayan bir biçimselliğiy­le tanınmaktadır ve o biçim­selliğiyle anılmaktadır. Öylesi toplumlarda demok­rasi, sadece bir seçme biçimi olarak tanınmakta, sadece bir seçme biçimi olarak bilinmek­te, hatta sadece bir seçme biçi­mi olarak uygulanmaktadır. Demokrasinin böyle tanın­dığı toplumlarda onun yöne­tim biçimi olma özelliğiyle, ya­şam biçimi olma özelliği, unu­tun uygulanmasını, farkına bi­le varılmayan “öz”ler olarak kalmaktadırlar. Sadece seçme biçimi ola­rak tanıtıldığı bir toplumda, üstüne üstelik bir de frenlen­miş bir eğitim ve öğretim sis­teminin doğal sonucu olarak, sadece seçme biçimi olarak bi­linen, kabullenilen ve öyle uy­gulanan demokrasi, elbette yüz kişilik bir topluluğun kırkdokuz kişisinin mutsuzluğu olacaktır... Elbette kırkdokuz kişilik iki bölüm arasındaki iki kişi­nin diktatörlüğü olacaktır... Elbette yarısı boş bir bardak ola­rak da görülebilecektir. Demokrasinin de, en az bir demokratın olduğu denli, kişi­ye saygılı, sevgili ve değer ve­rici olduğunun henüz biline­mediği hem de “demokratik toplumlar"da bile demokrasi, her zaman, bir demokrattan daha az sevilmeye mahkum kalacaktır.

Etiketler:, , , , , , , ,

YASAL UYARI: Bu sitede yer alan tüm içerik, METE AKYOL'a aittir. METE AKYOL'un yazılı izni olmadan, bu içeriğin kopyalanması, imzalı veya imzasız kullanılması, 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.

Menu Title