İkisini de seviyorum ama,
“demokrat” sözcüğünü daha çok seviyorum,
“demokrasi" sözcüğünü daha az seviyorum.
“Demokrasi”yi
hiçbir zaman,
“demokrat”ı
sevdiğim denli çok sevemedim.
Çünkü ben bir
Türk'üm...
Türkiye’de doğdum,
Türkiye'de yetiştirildim ve demokrasiyi
Türkiye'de tanıdım.
Demokrat ile demokrasinin ortaklaşa kullandıkları yedi harfe bakıp, bu ikiz kardeş benzerliklerini görünce kişi, ikisinin arasında sanki pek bir fark yok sanıyor ama...
Herbirini yakından ve derinden tanıdıkça, aralarındaki büyük ayrılık ancak o zaman kendini gösteriyor.
Birini daha çok sevmek, ötekini daha az sevmek konusu ise, işte bu ortaya çıkıştan sonra bendenizin gönül gündemine giriyor.
Bir
Türk, neden demokratı demokrasiden daha çok sever?
Sorumuz gibi yanıtımız da hazır:
“Çünkü bir Türk’ü demokrat, demokrasinin sevdiğinden daha çok sever de, ondan...”
Bir demokrat, bir
Türk'ü sadece sevmekle de kalmaz... Bir demokrat, bir
Türk'e
saygı da gösterir, varlığına önem de verir, görüşlerine kulak da verir.
Ve kendini seven, kendine saygı gösteren, varlığına önem, görüşlerine kulak veren kişiyi de
Türk sever.
Pekiii... Bir
Türk, bir demokratı böylesine içtenlikle seviyor da, aynı
Türk demokrasiyi neden aynı düzeyde sevemiyor?
Bu sorumuzun yanıtı da hazır:
“Çünkü bir Türk'ün gözünde demokrasi kendisini, demokratın sevdiği, saydığı, önemsediği denli sevmiyor, saymıyor, önemsemiyor da ondan...
Bir Türk'ün gözünde demokrasi ancak, çoğunluğun yanında olduğu zaman bir kişiyi adam yerine koyuyor, çoğunluğun düşündüğü gibi düşünmediği anlarda ise, bırakın sevip, saymayı, o kişinin varlığını bile görmezlikten geliyor.”
Çok
Türk, demokrasiyle kendi arasında her zaman yüzde kırkdokuzluk bir kırıklık olduğuna inanmaktadır.
Bir
Türk'e
sorarsanız, farklı açılardan bakıldığında demokrasinin, farklı biçimlerde görülen
“yarıya kadar doldurulmuş bir bardak"tan
pek de farklı olmadığını söyleyecektir.
“Bu bardağın yarısı boş"da diyebileceğiniz,
"Bu bardağın ancak yarısı dolu” da diyebileceğiniz bir
“çift kimlik” çağrışımı yapmaktadır demokrasi, birçok
Türk’ ün gözünde.
Aynı
Türk'ün
gözünde
“Halkın çoğunluğunun mutluluğu” olan demokrasi, karşı sahilden bakıldığında aynı gözlerce,
“halkın yarıdan bir eksiğinin mutsuzluğu” biçiminde görülmektedir.
Yerlere, göklere sığdıramadığımız demokrasinin, bir
Türk’ün
gözündeki bu
“çift kimlikli" yapısını, dilerseniz, rakamlarla da açıklayayım:
“Demokrasi, yüzde ellibir kişinin mutluluğu yanısıra, yüzde kırkdokuz kişinin de mutsuzluğudur.”
Ucu biraz daha sivriltilmiş bir savla,
Türk'ün
dilinde başka bir tanımı daha vardır demokrasinin:
“Demokrasi, yüzde kırkdokuzluk iki bolümden birini iktidar yapabilecek güce sahip olan yüzde ikinin diktatörlüğüdür.”
Bu biçimiyle tanınması, kabullenilmesi ve uygulanması, demokrasinin sadece
Türkiye'deki talihsizliği değildir.
Halkının büyük bir kesiminin öğrenim ve hatta eğitim düzeyi henüz uluslararası standarda kavuşamamış, fakat üst düzey politikacıların cinlikleri arşı alaya çıkmış toplumlarda, demokrasinin ne olduğu da, ne olmadığı da bugüne değin kesin hatlarıyla hala belirlenmemiştir.
Böylesi toplumlarda demokrasi, özünü, kimliğini asla yansıtmayan bir biçimselliğiyle tanınmaktadır ve o biçimselliğiyle anılmaktadır.
Öylesi toplumlarda demokrasi, sadece bir seçme biçimi olarak tanınmakta, sadece bir seçme biçimi olarak bilinmekte, hatta sadece bir seçme biçimi olarak uygulanmaktadır.
Demokrasinin böyle tanındığı toplumlarda onun yönetim biçimi olma özelliğiyle, yaşam biçimi olma özelliği, unutun uygulanmasını, farkına bile varılmayan
“öz”ler olarak kalmaktadırlar.
Sadece seçme biçimi olarak tanıtıldığı bir toplumda, üstüne üstelik bir de frenlenmiş bir eğitim ve öğretim sisteminin doğal sonucu olarak, sadece seçme biçimi olarak bilinen, kabullenilen ve öyle uygulanan demokrasi, elbette yüz kişilik bir topluluğun kırkdokuz kişisinin mutsuzluğu olacaktır...
Elbette kırkdokuz kişilik iki bölüm arasındaki iki kişinin diktatörlüğü olacaktır... Elbette yarısı boş bir bardak olarak da görülebilecektir.
Demokrasinin de, en az bir demokratın olduğu denli, kişiye saygılı, sevgili ve değer verici olduğunun henüz bilinemediği hem de
“demokratik toplumlar"da
bile demokrasi, her zaman, bir demokrattan daha az sevilmeye mahkum kalacaktır.
bardağın yarısı boşçift kimlikdemokrasidemokratdemokratik toplumdiktatörlükmete akyolTürkTürkiye