• 29aralik1991basyazi Büyük davete katılıyoruz, galiba…

    BüYüK davete sadece sekiz yıl kal­dı. Elele vereceğiz, kolkola gireceğiz ve sekiz yıl sonra, hep birlikte katıla­cağız bu büyük da­vete. Hazırlıklarımızı tamamla­yabildik mi acaba? Ayakkabılarımızı boyatttık, pırıl pırıl parlattık mı? Gömleklerimiz arasından en gözdesini seçtik, bir kez daha ütüden geçirdik mi? Gömleğimizin yakaları ve kol ağızları, bir mermer sert­liğinde ve bir mermer pürüz­süzlüğünde katılaşabildi mi? […]


  • 22aralik1991evvelzaman Cemal Ağa’nın son bin lirası

    Bugün “akıl almaz” bir olay gibi geliyor kişiye amma… Acı da olsa olay gerçekti. 1963 yılında Türkiye’nin 14 ilinde, Atatürk heykeli yoktu. Gazetem bu eksikli ille­rin birer Atatürk heyke­line kavuşturulmasını mesleksel bir ödev saydı, 1963 yılı ekim ayında, “Ata­türk Heykeli Kampanyası” açtı. Ülke çapında içten bir il­giyle karşılanan bu kampan­yaya yurttaşlar, parasal ola­naklarının elverdiği ölçüde […]


  • 22aralik1991basyazi Bedava önerimiz kalmadı…

    Efeliğime toz kondurtmadım, erkeklik ben­de kaldı. Doktorumun ya­saklamasından tam bir saat onbeş dakika önce, kendim bırak­tım sigarayı. Yaşamımdaki en “anında görüntü” ka­rarım bu oldu. Kimbilir, belki de bu nedenle kolay kolay inandıramadım kendi­mi, bu işi nasıl yaptığıma. Sigarayı bırakan bir kişinin bu işi nasıl yapabildiğine kendini inandırabilmesi için en etkili yol, başka kişilere bedavadan akıl […]


  • 15aralik1991evvelzaman Pazar filesi nasıl mayo oldu?

    Şimdi “atlamak moda ama altmışlı yıllarda, iyi kötü “yakalamak “la idare edilirdi. Şimdilerde aklımızdan çıkar­madığımız, dilimizden düşürmediğimiz “atlamak” yerine o yıllarda, gözümüzü, gönlümüzü “yakalamak” doyurur, günlük ve gecelik gündemimizi “yaka­lamak” doldururdu. Seksenli yılların “Çağ atla­mak” deyimi yerine. “Çağı yakalamak” deyimi kullanılırdı, o güzeller güzeli altmışlı yıllarda… İşte çağı yakaladığımıza ken­dimizi inandırdığımız böylesi yıllardan birinde, plajlarımızda­ki […]


  • 8aralik1991evvelzaman İstanbul’da aşk, ihanet ve gözyaşı..

    Nail’in uzattığı uzun parça kağıt, teleks kağıdıydı. Ankara Oteli’nin teleksin­den Paris’e çekilmiş­ti Telgrafın gönde­rildiği kişi Mel Fer­rer, telgrafı gönde­ren kişi ise Gayle Hunnicutt idi. Kafamda bir anda David Hemmings’in sözleri belirdi: “Mel Ferrer’in sevgilisiydi. Partiye, Mel Ferrer’in kolunda gelmiş, partiden benim kolum­da ayrılmıştı. Ben Gayle’i, Mel Ferrer’in elinden aldım.” Telgrafı okumaya başladım: “Özlemine daha fazla […]


YASAL UYARI: Bu sitede yer alan tüm içerik, METE AKYOL'a aittir. METE AKYOL'un yazılı izni olmadan, bu içeriğin kopyalanması, imzalı veya imzasız kullanılması, 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.

Menu Title