Menü
Kategoriler
3kasim1991basyazi
Demokrasi kızımız yeni yüzyıla girerken
03 Kasım 1991 1991
  Arkadaşım, kara kara düşünüyordu. O kara karanlıkla kükredi: "Tabii böyle rahat olursun” dedi. "Senin de kızın olsaydı, o zaman görürdüm se­ni... Bakalım böyle gülebilir miydin o zaman, keyifli keyifli?...” Aslında keyifli keyifli filan gül­düğüm yoktu. Sinirim tutmuştu, sinirimden gülüyordum durup durup. Arkadaşım, her boşaltmasın­dan sonra yeniden oluşup, kaba­ran öfkesini yine boşalttı: "Belirli bir dönemi dışında, zaten tüm yaşamı süresince becerememişti, haspa...” dedi "Şimdi ise, hepten yüzüne gözü­ne bulaştırdı." Arkadaşımı böylesine üzen ko­nu, kızının giyinme biçimiyle davranış biçiminin, bir türlü çağ­daşlarıyla aynı düzeyde olamamasıydı. Çocukluğundan bu yana kızı­na, eli yüzü düzgün, hanım ha­nımcık bir giysi giydirebilmeyi ve onu çağdaşlarıyla aynı düzey­de bir kültüre sahip kılmayı, ba­ba yetkisine karşın, ne kendi be­cerebilmişti, ne de kızı kendi kendine başarabilmişti bunu. "İkinci Dünya Savaşı'nın he­men sonrasında, hangimizin elimizde avucumuzda bir şeyler vardı da onları esirgedik çocuk­larımızdan?” diye sürdürdü ya­na yakılmasını “O yıllarda, an­nesinin eskimiş eteklerinden, porsumuş entarilerinden kese­rek, kırparak birşeyler uydu­rup, yakıştırabiliyorduk üstüne. Çok şık şeyler değildi ama…    ” Sonra, 1950'li yılların başlarını andı özlemle: "Enflasyon sözcüğü, günlük yaşamımızdan ve konuşmaları­mızdan vazgeçtim, kulaklarımı­za bile girmemişti henüz, o yıl­larda" dedi “Elimizdeki para­nın bolluğuna kandık, daha bir çeki düzen verdik kızımıza... Onu daha bir, insan içine çıkabi­lecek biçimde giydirebildik, üç beş kişi önünde konuşabilir du­ruma getirebildik...” Pek uzun sürmemiş bu dö­nem. Balayı günlerinin baktığını görmez, gördüğünü farketmez hoşgörüsü örneği, geldiği gibi gidivermiş göz açıp kapayıncaya dek. "50'li yılların daha ikinci yarısına girer girmez, (Perişan saç­ların) şarkısını yaşamaya başladı. Eskimiş etekliklerinin lif lif yumuşamış eteklerinden, ko­puk kopuk dantelleri uzadı etek uçlarından. Bluzunun düğmeleri ise kimi zaman kopuk­luklarıyla tembelliğini, kimi za­man açıklıklarıyla adam sendeciliğini simgeler oldular" Genç kızlığının tüm çekiciliği­ne karşın, üstüne başına, hal ve tavrına özen göstermeyi bir türlü aklına getirmez olmuş. “Akranlarıyla birlikte hem de resmi bir toplantıya katıldığın­da, sanki anlaşılmaz bir inadın temsilciliğini yapıyordu... Ken­di varlığını inkar edercesine bir sorumsuzluk davranışı sergili­yordu hep. Sağında, solunda oturan, karşısında duran akran­larının giyiniş ve davranış bi­çimlerine bakıp, neyin, nerede, nasıl olması gerektiğini gözle­riyle görmesine karşın, yine de farkına varmazlıktan geliyor­du...” 1960 başındaki "baba tokadı" anlamlı baba uyarısı, biraz olsun kendine getirmiş kızını. "Tokat yemiş bir genç kız ola­rak, çevresindekilerin arasında elini kolunu sallayarak dolaş­mak, başlarda biraz zor geldi ona ama kısa sürede toparlayı­verdi kendisini. Yıllar geçtikçe kendine özen gösterir oldu. Saçını, başını uy­gar kişiler gibi taramaya başla­dı, basit kumaşlardan yapılmış olsa da giysilerini üstüne yakıştırmasını bildi. Her şeyden ön­ce, kendi varlığının farkına, kendi değerinin bilincine var­dı." Kızının bu saygınlık dönemi de on yıl kadar sürmüş, sürme­miş. Sonra, bir takım çocuksu he­vesler egemen olmuş kendisine. Gün gelmiş, adamın biri sol kolunu yakalamış, kendi yönüne çekmiş onu. Bir başka gün, bir başka yönden uzanan kişiye sağ kolunu kaptırmış, kendini bir anda, o kişinin kampında bul­muş. Kimi, önce silah kullanmasını öğretmiş ona, sonra içi doldurul­muş, hedefi belirlenmiş bir silah vermiş eline. Kimi, molokof kok­teyli hazırlama dersi vermiş, bu kokteylin nasıl ikram edileceğini uygulamalı öğretim yöntemle­riyle ezberletmiş. Ses çıkaran bombacılıkla baş­layan yeni uzmanlık yolu onu, tahrip gücü yüksek patlayıcılar üretmeye kadar götürmüş. Belki isteyerek, belki istenile­rek, yine bürünmüş bir zamanlar ki saçı başı darmadağınık, üs­tü başı süklüm püklüm görünü­müne. On yılı aşkın süredir sürdüregeldiği saygınlığı, yine bir anda yok olup, gidivermiş. Arkadaşım, içini derinden de­rinden çekti: “On yıl öncesinden buyana, yaşamında bugüne değin gör­mediği ölçüde bir saygınlık ka­zanmıştı” dedi.   "Çağdaşlarıyla tartışmaya giremese de, bir diyalog olsun başlatabilmişti. Bir zamanlar sahip ol­duğu saygınlığına yeniden ka­vuşmuştu. Komşu gözünde kıs­kanılır duruma bile gelmişti." “Şimdi nasıl bir giysi hazırla­mam gerekecek kızıma, onu düşünüyorum kara kara” dedi "Ailemizde nine de kalmadı ki san­dığını karıştırıp, birşeyler bulabi­lelim, kızın üstüne yakıştıra­lım...” Yüzyıl önceki giysilere neden gerek duyuyordu ki, çağın bu en çağdaş döneminde?... “Dokuz yıl önümüzdeki yeni yüzyıla bakıyorum da, o yeni yüzyıla kızımı, doksan yıl geri­mizdeki yüzyılın giysileri ve ta­vırlarıyla göndermek zorunda kalacağımı bugünden görüyorum, önlemimi de bugünden al­mak istiyorum..." dedi. Dokuz yıl ilerimizde, doksan yıl gerimizin işaretleri mi görülüyormuş, kokuları mı duyuluyormuş yani, bugünden? "Hadi canım, sen de...”  Arkadaşım, benim güldüğümü gördükçe daha bir öfkeleniyor, daha bir kuşkulanıyor ve daha bir kaygılı biçimde boşaltıyordu içindekileri. O, doksan yıl gerinin kokuları­nı duyduğunu söyledikçe, dok­san yıl gerinin işaretlerini aldığı­nı ileri sürdükçe ve dokuz yıl ileriye bakıp, orada doksan yıl geri­yi gördüğünü yineledikçe, ben kendimi tutamıyor, yeniden başlıyordum kıkır kıkır gülmeye. Vallahi kız babası olmadığım­dan filan, değil... Sinirimden gü­lüyordum, hırsımdan gülüyordum...
Bir Cevap Yazın
*
Menu Title