Menü
Kategoriler
Önce Barış Sonra Barış
01 Eylül 2015 2015
  Haberciliğin temelindeki kural, “Haberin temelinin, haberin zirvesinde olduğudur.” Bu kurala göre haberdeki en önemli bilgi, her zaman, haberin en tepesindeki yerindedir. Gazeteci o en önemli bilgiyi oraya, okura öncelikle ulaştırmak için değil, yazı işleri yönetmenini heyecanlandırmak için yerleştirir. Çünkü onu heyecanlandırıp uyandırdığında, onun da okurları heyecanlandıracağını, okurları uyandıracağını bilir. Bu görevini yaparken yazı işleri yönetmeni, habercinin yöntemini kullanır. O da haberi, en sivri ucunu uzatarak ulaştırır okuyucuya. Okuyucuların da, gazetecilerin de adına “manşet” dediğimiz bu sivri uc gerçekte, “haberin temelindeki en önemli bilgidir.” Manşet, heyecansız okuyucuları heyecanlandırır; uyuyan okuyucuları uyandırır.   * * * Bu kadar gazetecilik dersi yeter. Şimdi kollarımızı sıvayacağız, birlikte gazetecilik yapacağız. Yazı işleri masasına siz de oturacaksınız ve… Mustafa Kemal’i adım adım izleyen Yunus Nadi, Falih Rıfkı Atay, Yakup Kadri Karaosmanoğlu ve Ahmed Emin Yalman’ın gönderdikleri haberlerin manşetleriyle siz de okuyucularımızı uyandırmamıza yardımcı olacaksınız. Kimi Kurtuluş Savaşı’nın bütün dehşetiyle sürdüğü ve yurttaşlar arasında “Meclis bu durumda ne yapacak?” kuşkularının giderek yaygınlaştığı günlerde Mustafa Kemal’e sorduğu “Paşam, her kerameti Meclis’ten mi bekleyeceğiz?” sorusuna Mustafa Kemal’in yanıtını bildiriyor, kimi Cumhuriyetin Onuncu Yıldönümünde Mustafa Kemal’in verdiği söylevi, kimi onun Adana’da çiftçilere konuşmasını, kimi özel “mülakat”ını, kimi İzmit Basın Toplantısı’ndaki sözlerini, kimi TBMM’deki uyarılarını, kimi yerli ve yabancı gazetecilere demeçlerini bildiriyor: • “Evet, ben her kerameti, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nden bekleyenlerdenim. Çünkü öyle bir döneme geldik ki, bütün kararlar meşru olmalıdır (yasal olmalıdır), bütün kararlar meşruiyete dayanmalıdır (yasalara uygun olmalıdır), Millet Meclisi tarafından alınmalıdır ve bu millete eğer gerçekler anlatılırsa bu milletin de, bu milletin temsilcilerinin de başka türlü düşünmesine imkan olmadığı görülecektir.” • “Önce herkesin kesinlikle bilmesi gerekir ki, Türkiye demek, halkının yazgısına doğrudan doğruya el koyarak oluşan TBMM Hükümeti demektir. Yine herkesin açık seçik bilmesi gerekir ki, bugünkü Türkiye halkının ve hükümetinin ham hayal peşinde koşarken kendi evini unutan ve harap bırakan serüvencilerden olmadığıdır.” • “Arkadaşlar, yüce meclisinizin, bilinen güçlükler içinde yaratmayı başardığı ordular, gerçekte Viyana surlarına dayanan eski Osmanlı ordularından biri değildir. Ancak kendisinde bulunan yüksek insancıl ülkü bakımından, onlardan daha üstün nitelikte ve değerde bir çelik parçasıdır. TBMM hükümetinin ordusu, topraklar ele geçirmek, ya da devletler yıkmak, devlet kurmak için şunun bunun elinde ihtiras aracı olmaktan arınmıştır.” • “TBMM içtenlikle barış istiyor. Gerçekten barış isteğimizi herkes anlayabilir.” • “Mutlaka şu ve bu sebepler için, milleti savaşa sürüklemek taraftarı değilim. Savaş mecburi ve hayati olmalı. Gerçek düşüncem şudur: Milleti savaşa götürünce vicdanımda azap duymamalıyım…” • “Ulusun bağımsızlığı tehlikeye girdiği zaman, ulus ordularını kendi toplar ve yalnız bir hareket tarzı kabul eder. O da kurtuluş uğrunda sonuna kadar kanını dökmek. Bu gerekçe dışında savaş cinayettir.” • “Türkiye Cumhuriyeti’nin en köklü ilkelerinden biri olan ‘Yurtta barış, dünyada barış’ın amacı, insanlığın, uygarlığın refah ve ilerlemesinde en temelli yapıştırıcı olmasıdır..” • “Milletler ve demokrasiler işbirliği yapabilirler ve yapmalılar. Fakat bu işbirliği ancak tek bir gayeye yönelik olduğu zaman faydalı ve mümkündür: Barış.” • “Ulusumuz bir an önce barışa kavuşmak istiyor.” • “Görüyorsunuz ya! Birçok zaferler kazandım fakat bunların en büyüğünden sonra bile her akşam savaş alanlarında ölen bütün askerleri düşünerek derin bir acı duydum.”   * * * “Barış” ve “Yasallık” kavramları başta olmak üzere, Mustafa Kemal Atatürk’ün devlet, savaş, insanlık ve sağlam ahlak konularındaki görüşlerini açıkladığı konuşmalarının manşetlerini siz de gördünüz. Birlikte gazetecilik yapıyoruz ya… Şimdi bu manşetleri önce gazetelerimizin tepelerine yerleştireceğiz, sonra da, onların orada oluşturdukları haber zirvelerinin sivri uçlarını okuyucularımızın kimine sertçe, kimine yumuşakça batıracağız ve onları ancak bu yöntemle “derin uykularından uyandıracağız.” Daha sonra da her birinin kulağına, Atatürk’ün “Beni hatırlayınız” sözünü küpe olarak takacağız. Bu görev, gazetecilikten de önce, hepimizin yurtsever bir yurttaş olmak sorumluluğumuzun gerektirdiği görevimizdir. Çünkü bugün ulusça muhtaç olduğumuz “aranan kan”, önce derin uykularımızdan uyanabilmektir, sonra da Atatürk’ü hatırlamaktır…  
Bir Cevap Yazın
*
Menu Title